VATAN SEVGİSİ ENGİN GÖNÜL, BÜYÜK YÜREK, SONSUZ CESARET İSTER

Hasan Alparslan
Hasan Alparslan


Bir yerin adına denildi mi Türk ülkesi, Gözüm Al bayrak arar, kulağım ezan sesi..
Batı’nın bugünkü savaşı, Tayyip Erdoğan’ın şahsında İslam’a karşı girişilen bir savaştır.
Bugünkü küresel desteğin nedenlerine baktığımızda PKK’nın “savaşı”da bir Kürt savaşı değil İslam’a karşı savaştır..


Bugün bunu çok daha açık görmekteyiz..
PKK üst kadrolarından tabana kadar bugün Türkiye’ye savaş ilan etmiş bulunan ve savaşan bu teröristlerin yüzde sekseni Ermeni’dir..
Düşmanlıkları devlete ve İslam’a karşıdır..
PKK, Batı’nın Müslümanlara karşı yürüttüğü Haçlı savaşının bir parçasıdır, taşeronudur.
PKK, 1980 öncesi var olan Ermeni ASALA Terör Örgütü’nün devamıdır.
Türkiye ve İslam düşmanı olan Ermeni diasporasının kullandığı bir maşadır.
PKK akıttığı zehirle Türk-Kürt düşmanlığı ve savaşı oluşturmaya, bu sayede Türklerden de Kürtlerden de 1915’in intikamını almaya çalışmaktadır.

Vahim olan şey ise asabiyet duygularının etkisinde kalan bazı Kürt vatandaşlarımızın PKK’yı Kürtler için hak mücadelesi veren bir örgüt olarak görmesidir.
PKK’nın gerçek yüzünü her geçen gün herkes daha net görecektir
Vatan, millet ve bayrak sevgisi, insan şahsiyetinde yüce bir çizgidir.
Her faninin ulaşamayacağı bir doruktur.
Dünyadan bir şey beklemeyen, yaşamının tadını alamayan, insan mahiyetini ve yaratılışının gayesini kavramayan kişiler onun semtinden geçemezler.
Çünkü zorlu bir mücadeleyi ben*den geçip *biz için çalıştırmayı gerektirir.
Yolunda gerekirse adlar, şanlar, kanlar verilir. Hatta onun uğrunda gözünü kırpmadan can verip toprağa girenler az değildir.
İste böyle kutsal mananın ifadesidir, Vatanı, Milleti ve bayrağı sevmek.

Emperyalizmin fırtınasından, faiz lobisinin baskısından, huzur ve istikrarımızı, birlik ve bütünlüğümüzü inkâr eden terörden, her gün değişken siyasetçinin olumsuz yalan furyasından, oy kaygısıyla çevrilen dolapların dişli çarkından kendini kurtarıp, her şeyini Ülke insanının hizmetine verebilmek, omuzdaşlarının vatan için can verip şehit olduğunu gördüğü halde..
VATAN, Millet, devlet ve Bayrak aşkıyla sevgisinin inancını bir kat daha arttırabilmek her babayiğidin harcı olmasa gerek…

Türkiye’de hemen tüm tartışmaların Batı ile beraber yaşamın mümkün olduğuna inananlarla inanmayanlar arasında yapıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu ayrım ne orijinal ne de ilk kez yapılan bir tasnif ama gelişen şartlara göre yeniden yorumlanarak canlılığını devam ettiriyor.

Batı emperyalizmi dünya barışı için en büyük tehlike olarak gören kesim için Türkiye’nin Batı ile mücadele edebilecek şekilde kendini dizayn etmesi hayati öneme sahip.
Bu yapılacaksa olmazsa olmaz iki önemli kavram var ki en fazla saldırıya uğrayan değerlerimizdir:
Gezi ve 17/25 Aralıkta Yıkamadığımız R T Erdoğan’ı Pkk'nın Son Saldırılarıyla da Yıkamazsak Türkiye'nin Yükselişini Bundan Sonra Engelleyemeyiz (Alman İstihbarat Başkanı Gerhard Schindler)

Bu ülke insanları en büyük başarılarını hemen her zaman “topyekûn” bir noktaya odaklanabildiğinde ve buna karşı kendine has çözümler üretebildiğinde yakaladı.
Bununla tabii ki “devleti ve milleti ile ayrılmaz bir bütün” haline gelmekten, “mozaikten değil bir millet olmaktan” bahsediyoruz.
Bunların tekinden dahi bahsetmeye kalktığınızda devlet eliyle millet yaratmaktan tek tip insan üretmeye “ulus devletin zararları” başlığı altındaki gevezelikler üzerinize boca edilecektir.

Ne de olsa hedefi olan insanların yaşadığı zamanlardan, dünyadan sadece (çıkar) beklentisi olan insanların hâkim olduğu dönemlere geldik.
Devlete ve millete olan bağın çözülmesinden, birey olmanın ne kadar da iyi bir şey olduğundan bahsediyorlar.
Aslında çözülen kendi “bağ kurabilme becerileri”, farkında değiller.

Türk Dilinde, Müslüman olmayanlara kısaca “gavur” denir.
Yahudi, Hıristiyan, Putperest ve ateist/dinsiz olması fark etmemektedir.
İslam’a düşman tavır taşıyan Emperyalizm, din ve gelenek düşmanlığı ile yetiştirilen nesillerle bir taşla kuş katliamı yapıyordu aslında. Hem bir taraftan töre, gelenek vs. diyerek “özür diler” pozisyonda tutmayı başarıyor, geleneğe dayanarak ortaya çıkabilecek özgün çözüm arayışlarının önünü kapatıyordu.
Bir taraftan da kendisi sorgulanan konumdan sıyrılarak boşalan alanda kendi ideolojisini ve yaşam tarzını pompalayabiliyordu.

Kafaları Batılı(ve Batıl-emperyalizm) kavramlarla doldurulanlar, milletin başarı hanesine kaydedilebilecek her gelişmeyle korkulu rüyalar görmeleri olağandı çünkü işin en başında toplum ve devlet çatkısı, “milletin aleyhine” gelişmek üzere tasarlanmıştı.
Batılılardan aldıkları kadarıyla bunlara toplum önünde alan açıldı ve onlar da var güçleriyle milletin ortaya çıkarabildiği her ideale ve başarı örneğine saldırarak görevlerini yerine getirdiler.
Bu kişiler elbette “ihanet edeyim” diyerek yola çıkmıyorlardı ama zihinlerindeki yapının olağan sonucuydu bu.


Tıpkı bir insanın başarısının önünde nasıl en büyük engel çoğu zaman kendi benliği oluyorsa bunlarda toplumun önüne ya engel ya da olanları saptıracak, “Batıda beldeler, kâşaneler; Doğuda viraneler” hokus pokusundaki gibi birer manipülatör işlevi görüyorlardı.

Bir insanın benimsediği vatan aşkı, ne kadar büyük, ne kadar uzun vadeli ise, o insan ülkeye giden yoldaki bütün büyük ülküleri gerçekleştirebilir.
Zaten büyük zirvelere ulaşmayı düşlemeyenler, küçük tepeleri bile aşamazlar.
Fakat hem VATAN aşkı, hem millet sevgisi, hem de büyük hedeflere yönelmiş vefalı fedakârlığı benimseyip, onları gerçekleştirme kavgasını her kişi göze alamaz.
Büyük sevdalar, büyük kafa, engin gönül, büyük yürek, sonsuz cesaret ister.

Bütün şahsi endişeleri, maddi menfaatleri, yüksek mevkileri bir çırpıda çiğneyip geçebilmeyi, bir tarafa fırlatıp atabilmeyi gerektirir. Onun için zordur vatan, millet ve bayrak sevgisi..
Onun için saygıdeğerdir bu asil duruşlu kadirşinas insanlar.


Hasan ALPARSLAN

Araştırmacı Gazeteci - Yazar

- Mercek Haber, Hasan Alparslan tarafından kaleme alındı
https://www.mercekhabergazetesi.com/makale/3173238/hasan-alparslan/vatan-sevgisi-engin-gonul-buyuk-yurek-sonsuz-cesaret-ister