Prof. Mustafa Yüksel: ”hasta padişahtır! "

Prof.Dr. Mustafa Yüksel: "Hasta odaya girdiğinde padişah odur,ben değil. ”

Büyütmek için resme tıklayın

Prof. Dr. Mustafa Yüksel ile akciğer hastalıkları ve tedavi yollarını konuştuk...

Mercekhaber Gazetesi olarak, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa YÜKSEL ile akciğer hastalıkları ve tedavi yolları üzerine konuştuk.

PROF.DR. MUSTAFA YUKSEL KİMDİR?

1953 yılında Ankara'da doğdu. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1983 yılında Ankara Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi merkezinden Göğüs Kalp Damar cerrahisi ihtisasını aldı.

1990 yılına kadar Heybeliada Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi merkezinde şef yardımcısı olarak çalışan Dr.Yüksel, 1991 yılında Marmara Üniversitesinde Yardımcı Doçent olarak Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalını kurdu.

1994 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu. Prof. Dr. Mustafa Yüksel halen Marmara Üniversitesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı başkanı ve öğretim üyesidir. Bir dönem Türk Göğüs Cerrahisi Derneği Başkanlığını yapmıştır.

Prof. Dr. Mustafa Yüksel; Göğüs kafesinde içe çöküklük (kunduracı göğsü) ya da dışa doğru çıkıntıya neden olan “Pektus Deformiteleri’nin” (güvercin göğsü) kapalı cerrahiyle tedavisinde dünya genelinde otorite kabul ediliyor. Bu alanda ülkemizde tek dernek olan PEKTUS Derneği’nin de kurucusudur.

Prof. Dr. Yüksel, Pektus Deformiteleri konusunda sadece Türkiye’de değil, dünyada sayılı isimler arasında yer alıyor. Fransa, İngiltere, Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Brezilya, Portekiz, Rusya ve Kuveyt’ten davet aldı ve buralarda meslektaşlarına bu teknikleri öğretiyor.

 Prof. Dr. Yüksel, kunduracı göğsü tedavisinde kullanılan çelik barları tamamen kendi geliştirerek “yerli malı” protezleri de dünyaya tanıtmış oldu.

Göğüs duvarı şekil bozukluklarının doğuştan gelen ve kalp ile akciğerlere baskı yaparak kişide rahatsızlıklar oluşturan bir hastalıktır. Prof. Dr. Mustafa Yüksel, kendi icadı aletlerle 600 hastayı sağlığına kavuşturdu. Bu hastalığın görülme oranı 300 doğumda 1’dir. Türkiye’de 350 bine yakın hasta var. 2005’ten beri 600’e yakın hastayı tedavi etti.

Öncelikle bizlere kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Ben 1953 doğumluyum. Ankara Üniversitesi'nde  Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra askerlik görevimi yapmak için İstanbul'a geldim. Marmara Üniversitesi'ne geldim ve bu bölümü kurdum. 1991'den beri, yaklaşık 30 senedir burada bölüm başkanı olarak çalışıyorum. Ona yakın öğretim görevlileri yardımcı arkadaşımız var. Hepsini kendi alanında meşhur, kendilerini ispatlanmış arkadaşlardır.

Ben Tabii kendim penceremden baktığımda pektus hastalarına özel bir ilgim var ve onun tedavisine yönelik birçok teknikler geliştirdim.Türkiye'ye ve hastalarıma yararlı olmaya çalışıyorum.

Göğüs hastalıkları nelerdir? En çok hangi göğüs hastalıklarla karşılaşıyorsunuz? Sizce bunun sebepleri nelerdir?

Aslında Türkiye'de göğüs hastalıklarını ikiye ayırmak gerekir. Birincisi, benim eğitimim ve gençlik yıllarımın geçtiği dönemlerdeki hastalıklar farklıydı. Son on senedir karşılaştığımız hastalıklar ise daha farklı. Eğitim gördüğüm dönemlerde, yani 75’ler, 80’ler ve 90'larda tüberküloz, enfeksiyon hastalıkları, bronşektazi gibi; köpeklerden geçen kistler gibi, kistatik gibi hastalıklarla uğraşıyorduk.

Hava kirliliği, yaşam süresinin uzaması, daha kaliteli yaşam gibi nedenler başka hastalıklar getirdi. Bunun başında kanser geliyor. İnsanlar tüberkülozu, kanseri, kisti unuttular. Uzun yaşamanın getirdiği kanserle, pektus gibi detay hastalıklarla uğraşmaya başlamışlardır.

Göğüs deyince akla akciğer kanseri geliyor. Onun yanında da nadir ama daha yoğun ulaşılan  pektus gibi, diyafram hastalıkları gibi hastalıklar akla geliyor.

Hastaların tedavisinde sizi zorlayan unsurlar nelerdir?

Tabi burası bir devlet hastanesi.Her hastayı tedavi  edebiliyoruz. Lakin imkanı olmayan, sigortası olmayan, ödeme imkanı olmayan hastalar bizi zorluyor. Zorlamanın yanında üzüyoruz da! Gönül ister ki her hasta rahatlıkla hastanelerimizde tedavi olma imkânını bulabilsin. Bunun dışında bizi zorlayan şey eğitimdir. Eğitimle ilgili zaten en iyisini vermeye çalışıyoruz. Burada biz aynı zamanda bir üniversiteyiz. Çalışanlarımız eskiye nazaran çok daha iyi imkanlarla çalışmaktadır. Geçmiş yıllarda imkanlarımız çok daha kısıtlıydı. Esas olan, bizi daha çok üzen şey hastalığın imkansızlığı oluyor.

Hastalardan beklentileriniz nelerdir?

Hastalardan beklentiniz yapılan işin karşılığını, hiç değilse saygı açısından kusur etmemelidir. Son yıllarda sağlıkta şiddet var biliyorsun. Hasta yakınlarının biraz daha anlayışlı olmaları, büyük emeklerle verilen hizmetin heba edilmemesi  önemlidir. Hastalar ve hasta yakınları kendilerini biz doktorların yerine  koyarak empati yapmalarını  bekleriz.

 Hekime nasıl ki ye haklı olarak empati yapın deniyorsa, hasta ve yakınlarının daha aynı empatiyi yapmaları lazım.  Ben bireysel olarak çok da böyle durumlarla karşılaşmadım, fakat diğer Doktor arkadaşların yaşadıkları  sıkıntıları görüyorum.  Zaman zaman arkadaşlarımızdan bazılarının zor durumda kaldığına şahit oluyoruz maalesef.

Hasta ve yakınlarıyla sıkıntı yaşamamış olmanızı neyle açıklıyorsunuz?

Ben hasta ve  yakınlarını dinlemeye özen gösteriyorum. Çünkü ani parlamalar oluyor. Bunu önlemek için daha anlayışlı olmak için yoğun çaba sarf ediyorum. Bu konuyla ilgili kısa bir anekdotu anlatmak istiyorum. Benim  asistanım bazen hasta yakınları tarafından şikayet edilirdi. Ben de asistanımı yanıma çağırırdım. Asistanım, hasta veya yakınları tarafından kötü söze veya davranışlara maruz kaldığından şikayetçi olurdu, kendisine “sen haklısın biliyorum ama onun adı hasta. O hasta olarak düşünüyor. Sen buna empati yapıp anlayışla karşılayıp onu teskin etmek için açıklamalar yapmalısın” diye açıklardım. Bütün mesele hastayı hasta olarak kabul edebilmektir. Bu çok güzel bir duygudur. Hastayı anlamak gerekir. Zira saatlerce beklemiş, ızdırap çekiyor ve bunun sonucunda da parlıyor tabi.

Bağışıklık sistemi ile göğüs hastalıkları arasında bir bağ var mıdır? Varsa bağışıklık sistemi neden sekteye uğrar ve bağışıklık sistemimizin sekteye uğramaması için neler yapmalıyız?

Akciğer, bağışıklık sisteminin en önemli organlarından birisidir. Dışarıya açık çünkü.Önemli bir bağışıklık sistemi organı da diyebiliriz. Bağışıklık sistemini düşüren şeyler Örneğin kanser tedavisi gören hastalarda bağışıklık sistemini düşüyor ve hastalığa açık hale getiriyor. Bağışıklık sisteminin güçlü olması, hastalığa karşı aslında ilk tedbirdir. Akciğerde ‘bağışıklık sistemi’ bence önemli bir parçasıdır. Bunun gibi dışa açık başka bir organ yoktur. Soluduğunuz her şey artellerinize kadar hissedebiliyorsunuz.

Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için nelere dikkat etmek gerekiyor?

Bir beslenme  önemli tabii ki bir de başkanlıklar çok önemli. Sigarada bunun çok önemli bir diğer parçasıdır, çünkü sigara içen kişinin bağışıklık sistemini güçlü tutması mümkün değildir. İmkansız gibi bir şey!

Göğüs hastalıkları tanısının geç konulması ve dolayısıyla hastalığın ilerlemesi tedavide ne gibi olumsuzluklara neden olur? Bu gibi olumsuzlukların yaşanmaması için öneriniz nedir?

Maalesef insanların ihmali ulaşılabilir olmasına rağmen insanlar ihmal edebiliyor. Mesela göğüs hastalıklarında öksürük bir semptom. Ağrı veya sızısı yok akciğerde. Ağrı veya sızı hissetmediği için doktora gitme ihtiyacı duymuyor hasta. İlk semptom  öksürük. Öksürükten sonra da gelen semptom kan tükürme. Hastanın ilk semptomu öksürük, sigara içtiği için sigaradan kaynaklandığını düşündüğü için ihmal ediyor.Kan  türkürene kadar bekliyor. O arada da çok zaman geçiyor tabi. Dolayısıyla bağışıklık sistemini düşüren sigara da sebep olabiliyor. Onun dışında yine beslenme alışkanlıkları kapsamında organik beslenme bağışıklık sistemini güçlü tutmada önemli etkenlerdendir.

Öksürüğün nedenleri hakkında ne söylemek istersiniz?

 Öksürüğün birkaç sebebi var. Öksürük Akciğerdeki hastalıkların ana semptomudur.  Öksürük, önce altını bir çizgi çiziyorsunuz. En önemli sebebi  akciğer kanseridir. Akciğer kanserini alerjik astım, kronik bronşit, zatüre, bronşektazi gibi hastalıklar takip eder.

Öksürüyorum diye bir hasta bana gelse ilk yapacağım şey tomografi çektirmek olur. Daha sonra bir enfeksiyon var mı?  Varsa kaynağı nedir? Bunu araştırırım. Tüm bu olasılıkları Tek Tek ve adım adım inceleyerek araştırmak lazım.

Tıp alanında yaşanan gelişmeler “akciğer hastalıklarında” ne gibi olumlu adımların atılmasına neden oldu?

Tıp alanında şu anda teknolojik gelişmeler o kadar hızlı ki, akciğer açısından küçük deliklerden robotik ameliyatlar yapılabiliyor. Gayet de başarılı sonuçlar elde ediliyor. Bizim yaptığımız ameliyatlarda da teknolojinin gelişmesi ile ortaya çıkan yeni imkanlar kullanılıyor. Şimdi mesela bu barları bir daha ameliyatla almama yönünde o barların emilebilirliğini yapmak lazım. Buda bir teknolojik gelişmeler sayılabilecektir.

Ülkemizde çok sık karşılaştığımız bir sorun da hasta-doktor ilişkisinde yaşanıyor. Doktor; hastanın- hasta ise da doktorun yaklaşımından şikayetçi oluyor! Bunun nedeni nedir kanaatinizce? Bu bağlamda sizinle ilgili bu tür olumsuz söylemlere pek rastlamadık. Siz hastalarla iyi ilişkiye kurabilmeyi nasıl başardınız?

Hocalar önemi elbet. Rol modeller oluyor ya…Benim  bir hocam vardı. Bana Mustafa derdi:”hasta padişahtır!  Sen odaya girdiği zaman sen değilsin padişah. hastaya ona göre davranacaksın.” Çünkü Hasta zaten yaşadığı rahatsızlığı nedeniyle yıkılmış, çaresiz, ölümü düşünüyor. Senden kendisine küçük de olsa bir umut vermeni bekliyor. Bu beklenti içinde olan hastaya moralini bozacak söz ve davranışlar hastada öfke patlamasına neden olabiliyor ve bu öfke patlaması sonucunda hekime istenmeyen reaksiyonda veya şiddete varan davranışlara yol açabiliyor. Hastaya değer verdiğinizi ona hissettirmeniz gerekiyor. Hastaya, “biz sizin için varız. Sizin iyileşmeniz için elimizden geleni yapmak istiyoruz”.duygusunu verebilmelisiniz.

 Bir de ben biriktiriyorum, herkesten bir şeyler öğreniyorum. hasta-doktor ilişkisinde empati çok önemli olduğunu düşünüyorum. Empati yapabilmeli, kendimizi hastanın yerine koyabilmeliyiz. Hem zaten hasta dertli. Bir de ben mi vurayım diye dünüyorum. Bu empati bana daha özenli davranmayı sağlamaktadır. Bazen herkese yetişememekten veya imkanların yetersizliğinden dolayı her hastanın istek ve sorunlarına çözüm bulamadığımda çok üzülüyorum. Bu meslekte en önemli şeyin ‘sabır’ olduğunu ifade etmeliyim.

Ben asistanlarımı sürekli uyarıyorum. Aman aman diyorum…!  Hastalara kötü bir şey söylemeyin. Sabredin.Hastanızı sabırla dinleyin. İlişkilerde dengeyi de sağlayabilmek lazım.Biz ona ‘anamnez’ almak diyoruz. Bu yaklaşımı genç yaşlarda gösterebilmek kolay olmuyor. Zamanla kazanılan becerilerdir bunlar.

Kendi icadınız olan, kunduracı göğsü tedavisinde kullanılan çelik bar protezi hakkında bize bilgi verir misiniz?

Bu ‘çelik bar’ adını verdiğimiz ürünü tesadüfen bu işte yapmaya başladı. Türkiye'deki imalatına aracı olduk. Bir hastamızın babası mühendisti ve gerçek şekli ile bize bunu  İzmir'de bir fabrikada yapıp getirdi, biz de onu kullandık. Daha sonra bunu daha bilimsel geliştirebiliriz diye düşündük. Fabrika bize teklif etti ARGE yapalım mı diye. Bunun üzerine ARGE çalıştık. İcat ettiğim bu çelik barların üretiminden üretici firma kar elde etme imkanı yoktu. Çünkü Türkiye’de ortalama yılda iki yüz adet kullanılıyor. Şimdi yılda 200 tane kullanılacak Bu üründen bin liradan satsa, tümü de kar olsa üretici firmayı ihya etmiyor.Yani yerli olarak icat ettiğim bu ürünün üretiminde yıllık kar marjı oldukça düşük kaldığı için üretiminde sıkıntılar yaşıyoruz.Ama onun  getirdiği panent,

katma değer ve en önemlisi de Türkiye’ye katkısı çok önemlidir. İnsana, bilimsellik açısından müthiş getirisi oluyor. Türkiye'de çok katkısı vardır diye düşünüyorum. Kendi düşüncemi oraya yansıttığım, panentini aldığım ve bilimselliğini ispatladığım için yabancı hekimler gelip bizden bilgi alıyor. Her yıl farklı ülkeden farklı meslektaşımız ülkemize geliyorlar ve ürettiğimiz ürünümüz hakkında bizden bilgi alıyorlar. Ameliyatlarımıza bizzat katılarak nasıl uyguladığımız hakkında gözlem yapma şanslarını buluyorlar. Bu bize çok haz veriyor tabi.

 Çoğaltılabilirliği hususunda biraz endişelerim var. Zira ülkemizde çalışana, üretene çokta iyi gözle bakılmıyor. Meyve veren ağaç taşlanır misali… Hastanemiz bize bu manada yardımcı oluyor. Derneğimizin faaliyetleri için salonumuzu kullanabiliyoruz. Gelen yabancı hekimlerin bizimle ameliyatlara girmelerine izin veriyor. Bu manada bir destek alıyoruz. Bu da önemlidir tabi. Zira buna da izin vermeyebilirler.

 İnsanlar, halkın ve ülkenizin yararına dahi olsa yaptığınız işlerde hep bir önyargıyla bakmaktalar. Hiç bir beklenti içinde olmadığınız halde olumsuz bakışlardan kurtulamıyorsunuz nedense!

 Ben 65 yaşındayım. Dünya’da bunun tedavisini yapan 2-3 hekimden biriyim. Bütün ülkeler bize ameliyatları yapmak için davet ediyor. El üstünde tutulmuyoruz belki ama bu benim pek de umurumda da değil. Ben işimi en iyi biçimde yapmaya devam edeceğim. Ülkeme ve insanlara faydalı olmak için tüm bilgi ve birikimimi ortaya koymaya devam edeceğim. Bilgi ve birikimlerimi asistanlarıma aktarmak suretiyle geleceğe umutla bakmak istiyorum.

Devletten beklentileriniz nelerdir?

Devletimiz şuan da çok güzel şeyler yapıyor. Çok sayıda projeleri var. Bu projelerden bazılarına arkadaşlarımdan katılanlar var. Onlardan bilgi alıyorum. TÜBİTAK’ın çok güzel çalışmaları var. Bu çalışmaların desteklenmesinin devamını bekliyoruz bir vatandaş olarak. Araştırmaya, üretime bilimsel çalışmaya daha fazla destek beklentilerimiz arasında. Bu beklentilerimizin artarak karşılanacağına inancım tamdır.

Üniversitemiz ile Sağlık Bakanlığımızın birleşmesi çok güzel bir kombinasyon. Bu kombinasyonda biz de elimizden gelen maksimum karı yapmaya çalışıyoruz. İnsanları yetiştiriyorum. Diğer bölümlerdeki hocalarla ortak çalışmalar yapıyoruz.

 Güney Kore’de gördüğüm bir durumu paylaşmak istiyorum. Ülkede herhangi bir şeyin üretimini yapmak isteyenlere devlet sınırsız destek veriyor. Yanında yer alarak her türlü desteği sağlıyor. Geçmişte ülkemizde bu tür destekler yok denecek kadar azdı. Çok şükür ki son yıllarda bu tür desteklerde gözle görülür bir artış var. Bu inkar edilemez. Tabi bu desteğin artırılması ülkenin kalkınmasında çok önemli bir yer tuttuğunu göz ardı edemeyiz. Koski’nin ve, Kobi’lerin desteği son yıllarda önemli ölçüde arttı.

 Söyleşimizi sizinle ilgili çok takdir ettiğimiz bir yönünüzü ifade ederek bitirmek istiyoruz.

Çarşamba günler kapınızı tüm hastalara randevusuz olarak açmanız takdire şayan ve özverili bir uygulamadır. Bu güzel uygulamanın tüm diğer hekimlere de örnek olmasını diliyoruz.

Bize vakit ayırıp bu söyleşiyi gerçekleştirme fırsatı verdiğiniz için Mercekhaber Gazetesi ve Uluslar arası Gazeteciler ve Yazarlar Derneği adına şükranlarımızı sunuyoruz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

MEHMET ZENGİN

Mercekhaber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

 

 

 

29 Haziran 2018 -



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (530) 912 22 78
Reklam bilgi


Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?