Al, Getir, Ye, Bitir...Tüketim Şahane Kampanyalar Bahane!

Modern dünya dedikleri, devir; aynı zamanda vahşi kapitalizmin egemenliğini ilan ederek; insanları, her alanda esir almanın keyfini yaşadığı zirve durumudur. Alış, veriş yapma çılgınlığı o kadar zirve yapmıştır ki; artık insanlar gelecek yıllara ait gelirlerine güvenerek; tüketim yapmaya devam etmektedirler. İşin en ilginç yanlarından biri; insanların, gelirlerinden çok fazla harcama yapma alışkanlıklarıdır. Devletler bile, geleceğe borçlanma adına yapılan alış, veriş çılgınlığının altını çizerek, Bankalara bu konuda fazla kredi açmamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu konu Devletlerin gelecekteki mali dengesinde sorun çıkarabilir. O nedenle sürekli bankalar, tüketici kredileri yönünden uyarılmaktadır.

Tasarruf, raflarda kalan bir kavram oldu.
Bugün geçim sıkıntısından söz edilen bir konumda gibiyiz. Ancak en dar gelirli ailenin iletişim masrafı ekstra bir gider gibi tablosunda durmaktadır. Yani iletişim masrafı, yemeden, içmeden daha önemlidir. İşte esaretin prangaları... Kafadan her ay cepten gelirin dörtte biri uçuyor...

Yılın belirli günler; kapitalist güçlerin, tüketiciyi esir almaya çalıştığı, tüketmeye beyinlerini yönlendirdiği, çılgın alışveriş günleridir. Bu çılgınlıkların sonrasında; binlerce aile perişan olmaktadır. İcra kapılarına sürüklenmektedir. GELİRİN NE OLURSA OLSUN;  SEN  TÜKETMEYE, ALIŞVERİŞE DEVAM ET... Çılgınlığının sonu nereye varacak? Bugün TV EKRANLARINDA AL GETİR, YE BİTİR REKLAMLARI ALMIŞ BAŞINI GİDİYOR... Kuryeler, mal yetiştirmek için, gayret gösteriyor.

Pandemi süreci bahane edileerek, insanlar yağaına hizmet beklemektedirler. Öyle ya onun da bir bedeli olmaktadır. Görünmen o ki; o bedel çok ağır olacağa benziyor. İnsanlar yerinden kalkmadan her şeyi ayağına istiyor...

Yeme içme yerlerindeki çöpe giden yiyecekleri, içecekleri gördükçe, yüreğim cız, ediyor. Acaba bu çılgınlık, ekonomik gidişatımızı da etkiliyor mu diye düşünmek istiyorum. Yani mali geleceğimize prangalar koyuyoruz. Üretmeden, tüket, tüket kampanyası... DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ 100 Tane ayakkabısı olanlar.Hala yeni ayakkabı almanın derdindeler. Evet para benim harcarım mantığı ile hareket ediyorlar.

Bu acımasız, reklam anarşisinin, tüketime katkı sağlamak amacı ile yaptığı, tanıtım sayesinde; güçsüz olan, gelir düzeyi az olan vatandaşların durumunu siz düşünün? Kimi insanların yapmış olduğu sınırsız harcamaların karşısında bir de bir annenin veya babanın çocuğuna en ucuz ve en basit bir ihtiyacını alamamaktan dolayı duyduğu acıyı, çaresizliği varın siz düşünün... Aradaki uçurumu anlayın... 

İşin sosyolojik ve psikolojik yönünün anlatmaya hiç gerek yoktur. İşte sözün bittiği yer diye, bir şey tanımlanıyor ya;  Çaresiz bir anne ve baba açısından; tam da bu anı tanımlamaktadır.  

Öte yandan, Bütün bu sorumsuz alış, veriş, eylemleri yapan insanların günlük hayatlarının çoğu zamanı borçlarını konuşarak geçirdiklerine şahit olursunuz.  Devletin ekonomisinden, yokluktan, açlıktan dem vurduklarını görüyoruz. Çünkü, kimseye bedava mal verilmemektedir. Malı satan insanlar belirli bir müddet sonra ödeme yapılmasını isteyeceklerdir. İşte, Aileler açısından sıkıntı hemen oralarda başlar. Hatta aylık gelirlerini aşarak, bol keseden borçlanan aileler perişan olurlar. Huzursuzluk, tartışma, hatta şiddet uygulamaaya kadar varan olaylar...   

Bütün bunlar yaşanırken evlerde gereksiz olarak alınan eşyalar, ev sahiplerine kıs, kıs gülerler. Çocuklarının eğitim giderlerine bile yetişemezler. Bir perişanlıktır, alır gider. Aile içi şiddete varan huzursuzluk ortamı oluşur. Sağlıkları ve düzenleri bozulur.
Bir tarafta, yokluk, çaresizlik, bir tarafta tüketim çılgınlığı…

İnsanoğlu öyle bir yola girdi ki; sormayın gitsin. Durmadan üret, durmadan tüket, işte özet budur. Bunun yanında şükür, sabır, kanaat, bereket, var olanla yetinmek, kavramları hem alfabemizden hem de hayatımızdan çıktı. Hep başkalarının hayatları bizim hayatımızı etkiler ve yönetir, oldu. Onun var, benim neden yok, gibi anlamsız bir sorunun cevabını arar olduk. Durmadan çalış, durmadan kazan ve hep tüket, hep tüket, parola bu.  Sonuç; görünmeyen prangalı kölelik...

Yardımlaşma, paylaşma, bölüşme, gibi özellikleri unuttuk. Elimizdekinin kıymetini bilemez olduk. Hatta bazı sunumlarda insanların bazı eşyalarını hiç kullanmadan çöpe attıklarını duyar olduk. Kimilerinin,  kendimde olan nimetlerden fazlaca bahsederek; başkalarını özendirme, gibi bir hastalığa uğradık. Allah verdi, diye bir şükür kalmadı. Ben çalıştım ve ben kazandım, fikri, ağır basar oldu. O mantıkla kazanılan tüm kazançlar, başkalarına yardımı, paylaşmayı unutturdu. Hep ben, hep ben, fikri aldı yürüdü. Biz, kavramı sadece içi boş kullanılan bir kelime olarak kaldı. Bu çılgınlığın bir an önce yavaşlaması dileğimizdir. Sorumsuz alışveriş çılgınlığının, en kısa zamanda yavaşlaması,  beklentimizdir...
Sonuç, AL GELSİN, YE BİTİR, TÜKETİM ŞAHANE, İNDİRİMLER BAHANE...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan ARSLAN - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (544) 375 03 30
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?