Yokluk ve Varlıkla İmtihanımız

Geçen haftalarda yangın sorunu en büyük sorun olarak karşımızda durmakta idi. Devletimiz, tüm imkanlarını kullanarak, yangını kontrol altına almıştır. Arkasından sel felaketi yaşanmıştır. Bu felaketlerde hayatlarını kaybedenlere ALLAHTAN rahmet dilerim. Yaralılara ve bölge halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiriz. Ülkemiz gerçekten zor bir dönemden geçmektedir. Doğal afetler ise, bu zor dönemi daha da zorlaştırmıştır.

Ülke yönetimi bu yaraların sarılması için, tüm imkanlarını kullanmaktadır. Bir an önce, yaptığı hamleler ile sıkıntı çeken vatandaşlara yardım elini uzatmaktadır. Bu günlere hazırlıklı olmak gerekir. Ancak, gelen afetler yapmış olduğunuz hazırlıklardan çok büyük ise, orada insanın acizliği ortaya çıkar. Avustralya yangınları, ABD de günlerce süren yangın ve sel felaketleri, Deprem gerçekleri bunun en güzel delilidir.
Evet, Ülke gündemi şu an doğal afetlerdir…

Eğer bu afetler   yıllar önce bu Ülkede yaşansa idi, nasıl bir manzara ile karşılaşırdık ALLAH BİLİR... Birileri TV ekranlarından bağırmaya başlardı. NEREDE BU  DEVLET?   Diye...

Bugün Ülkemiz tüm olumsuzluklara rağmen, her nimetin bol olarak bulunduğu bir Ülkedir. Sağlıktan, Savunmaya kadar bu gelişmişliğimiz kendini göstermektedir.

Benim yaşıtlarım çok iyi hatırlarlar. Eskiden Bir-çok yokluğa şahit olduk. YAŞADIK. YAMALI ELBİSELERİ, çorapları, görmek göz alışkanlığımız idi. Sağlam elbisesi olan çocuk, parmakla gösterilirdi. Öyle her istediğimizi alamazdık. Gücümüz yetmezdi. Hoş, alacak fazla bakkalda  çeşitler de yoktu. Kırık leblebi, fasulye şeker. İlk tercihimizdi. Hele, bisküvi arası lokum yediysen, keyfin çok yerinde demektir. Çocukluk ve gençliğimizde karnımızı doyurmak için ekmeği yiyeceğimize katık etmek zorundaydık. Bu gün ekmek yemeyi bırakamıyoruz. Çünkü ekmeği çok seviyoruz. Yokluk günlerimizin en vefalı dostu idi...

Geçen senelerden kalan defterlerin kullanılmayan taraflarını kullanırdık. Bir kitap ile, en az üç kişi o sınıfı atlatırdı. Kalemler dersen, minnacık olana kadar kullanılırdı. Çünkü yoktu. Demek ki, kıymetinin bilinmesi için, yok ve aranılır olması gerekiyor. Takım elbise nedir, yeni bir ayakkabı nedir bilmezdik... Çarşıya, pazara, okula gitmek için, hele bırakın servis araçlarını, otobüs ve dolmuş bile yoktu. En büyük aracımız ayaklarımızdı. Tek seçeneğimiz  yürümekti. Ayağınızdaki ayakkabının delik, deşik, olmasına aldırmadan Yağmur, çamur, kar, kış, demeden yürümek... Okullarda dağıtılan okuma kitapları emaneten verilir, okunduktan sonra başka bir arkadaşa devredilirdi.

80  Öncesi yıllar yokluklar yılları idi. Hatta bu doksanlara kadar devam etti. O, dönemlerde Sanayağından iki tane alabilmek için -10 derecede günlerce kuyrukta beklerdik. Çoğu zaman sıra bize gelince yağ biterdi. Yağdan çıkar, tüp kuyruğuna girerdik. Ders yapacaksın elektrik yok, yıkanacaksın su yok. Hemen hemen her evde veresiye defteri vardı. O defterin aynısı bakkalda. Hiç harçlığımız olmadı. Kimi zaman simit paramızı  okula tebeşir parası verdik. Evden okula az mı odun taşıdık. Zeytini küçük fişeklerde 100 bilemedin 200 gram alırdık. Bir zeytini bir seferde ağzımıza attığımız zaman gözümüzün içine bakarlardı. Leblebi gibi tek seferde atmak yok, minimum dört lokmada yiyeceksin. Esirgediklerinden değil. Çünkü yoktu, idare etmek gerek. Bir yumurta dörde bölünür, payına çeyrek düşerdi...

Hele bize zorla dayatılan süt tozunu içme eylemi vardı ki; evlere şenlik...

Evet şimdi fazla varlıktan şımarmış, yokluğu bilmeyen, anlamayan bir nesil var karşımızda. Siz ne kadar anlatırsanız, anlatın, anlayamazlar. Ancak yaşamaları gerekir...

Bu anlattıklarımı da, La fontenden masallar diye anlayacaklardır...

Evet şimdi  çoğunlukla bolluk var. O nedenle doyuramıyoruz.

Vahşi kapitalizmin en büyük ahtapot kolu olan, Reklam sektörünün baskısı sayesinde yetişen nesiller her şeyi öğreniyor. TV Ekranları onların reklam canavarları ile dop dolu...

Cep telefonlarından, havalı elbiselerden, marka kıyafetlerden sonra, aile büyüklerine ne zaman tatile çıkacaklarını soran bir nesil yetişti. Çünkü haklılar, Evleri var. Kapılarının önünde arabaları var. Olmadı yazlıkları var. Şimdi siz bu gence nasıl yokluğu anlatacaksınız. Bu genç de doğal olarak, durmadan isteyecek, hep isteyecek, doymayacak...

Evet, bugün bu nimetlerden bile memnun olmayan azgın bir topluluk var. Sanki Bu Ülkede yaşanmış bu yokluklar zamanını bilmiyorlarmış gibi davranan. Şimdiki bolluklara inat, açlık, yokluk, yoksulluk edebiyatı yapan bir garip topluluk. Amaçları nedir? Belli değil. Gittiği tatil beldesinden döndükten hemen sonra açııızzzz, diye bağıran bir garip  topluluk...

Gençler açısından Manasız içi boş kavramlar her tarafını kuşattı. Rol modeller farklılaştı. Milli ve Dini değerler yok sayıldı. Hatta onları savunmak ayıp sayıldı. Aşağılayıcı gözle bakıldı.

Sosyal medya üzerinden Dünyayı dizayn etmeye çalışanlar, genç nesiller üzerine de  projeler geliştirerek, uygulama alanına soktular. Artık, iletişim açısından mesafe diye bir kavram kalmadı. Dünyanın öbür ucundaki adam, diğer ucundaki adama ulaşır oldu.

Sosyal medya  tüm olumsuz silahlarını kullanarak adeta genç neslin üstüne çöktü. Onu yerinden kaldıramaz hale getirdi.

Eskiden Anne sütünü yok sayanların, zararlı kabul edenlerin yaptığı gibi, anne sütünden uzaklaştırıp, yalancı mamalarla, suni yiyeceklerle,  gençleri besler olduk. Onlarında tercihi aynen beslendikleri mamalar gibi, yaşantısından okuluna kadar hep doğal olmayan yolları tercih etmek oldu. Yalancı mama, yalancı oyun, yalancı hayat, paralı okul... Nasıl olsa para var ve her şeyi çözer mantığı yerleşti...

Eeee, hani biz yoksulduk, gelirimiz yetmiyordu, muhtaç konumda idik...!!!

Bir tarafta bu işin yokluk edebiyatını yapmak, bir tarafta lüks bir hayat içerisinde yaşamak... İşte asıl bizim tezatımız burada başlıyor. Biz bu hayat tarzımızla gençlerimize hep kötü örnek olduk...

Yine de gençliğin bu kontrolsüz gidişatına dur demek için;

Evet, bütün bu olumsuzluklar karşısında asıl biz ne yaptık? Ne yapmalıyız? Bu büyüyen tehlikeyi nasıl engellemeliyiz? Diye düşünmemiz gerekir.

Bu yangın orman yangınlarına da benzemiyor. Çünkü onu söndürmeye çalışan bir ekipmanlar  filoso, uzman insanlar kadrosu var...

Bizim bahsettiğimiz gelecek nesillerimizin etrafını saran bu yangına karşı tedbir almamız, geldi ve geçiyor. Görünen o ki; daha tehlikenin öncelikle aileler olarak farkında değiliz...

Evet, kıvılcım halinde olan bu yangını alev topuna dönmeden söndürmeliyiz...

Neyi bekliyoruz, yangının büyümesini mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan ARSLAN - Mesaj Gönder

# ABD


Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?