Sosyal medyadaki arsızlığın çaresi acaba tıp literatüründe var mıdır?

Sosyal medyadaki bir kısım klavye şörlerin klavye başına geçtiklerinde sanki ar damarları alınıyor. O sayfalara hasbel kader gözün iliştiğinde dahi, 'Aman Allah'ım bu nasıl bir sosyalleşme? ' demeden, insan kendini alı koyamıyor.

Oradaki paylaşım ve yorumlara ister istemez baktığında, bir taraftan namus beş paraya düşmüşçesine küfürler havada uçuşuyor, diğer taraftan da memleket kan ağlıyor. Madalyonun diğer yüzüne baktığında ise kimse eğlencesinden vazgeçmiyor.

Sanki büyük bir marifetmiş gibi bir de sosyal mecralar üzerinden böbürlenerek paylaşımlar da bulunuyorlar.

YANİ UZUN LAFIN KISASI REZİLLİK DİZ BOYU...

Böyle fiiliyatlarda bulunanların biraz vicdanları olmuş olsaydı, kimseye öyle hakaretler yağdırmazdı...

Bakınız, bir tarafımızda sel ve afetler zuhur ederken, diğer tarafımızda yarası daha taze olup acısı dinmeyen o kadar depremzede var ki bir o kadar da olan biten yangınlardan ciğerimiz yanarken, nasıl olur da o klavyelerin başına geçerek bu kadar rezillik çıkarta biliyor insanlarımız?

Hatta bu iş bazen o kadar dozajını aşıyor ki artık insanlar sosyal medya sayfalarında ciddi anlamda reel bir konuyu dahi tartışamaz hale geliyor. Bunun sebebi de acaba nasıl bir yorum alacaklarıdır, içeriği küfür mü olacak yoksa hakaret mi ? Buna istinaden katil mi olacağım, yoksa vurulacak mıyım ? Susarsam dilsiz şeytan, susmazsam akıbet malum. Oysa ki bu kadar felaket ve afet niteliğinde ki büyük infiallerin sirayeti söz konusu iken, insanın bol bol salavatı şerif ve Cenab-ı Hakk'a yalvararak tövbeyi istiğfar etmesi gerekmez mi?

Eskilerde, bırakın böyle büyük afetlerin zuhurunda bu kadar vurdum duymaz olmak, bir evin cenazesi olduğunda bütün mahalle 3 gün yas tutarak evindeki TV'yi dahi açmazdı.

Hele müzik, çalgı, çengi gibi eğlence programlarını hemen iptal ederlerdi, hatta o zamanlarda öyle esaslı ve hakiki komşuluklar vardı ki birbirinin haklarına o kadar riayet ederek daha önceden programlanmış düğünlerini dahi iptal ederlerdi. İşte o zamanda ona göre de hayır ve bereket vardı.

Peki ya şimdi, bu kadar iffetsizliğe karşılık, altımızdan toprak kayıyor, havadan mikroplar geliyor, kimsenin umurunda bile değil. Daha belimizi doğrultmadan, bu defada üstümüze ateş yağıyor ve halende akıllanmıyoruz...

Bakınız, ülkemizde öyle dürüst ve samimi o kadar insan var ki vatanı için hiç gözünü kırpmadan canını seve seve verecek kadar baba yiğid vatan evladı var. İmkansızlıklar yüzünden yerinde sayanları da tenzih ediyorum. Lakin genellemeye vurduğumuzda, oda ne yazık ki usul ve kaideyi bozmuyor.

Bakınız, bir çok kez yazılarımda dile getirdiğim gibi, yine söylüyorum. Allah, devletimize zeval vermesin. Zira devletsiz kalan milletleri çok gördük, ne vatan kaldı ne namus, ne ırz kaldı nede ayal. Bakın, biraz vicdanlı olalım! Devlet görevlilerimiz, her halükarda görevlerini en iyi şekliyle yerine getiriyorlar. Ufak tefek aksaklıklar olsa da Allah’ın izni ile onunda üstesinden geliyorlar. Biz yine de yatıp kalkalım Allah’a hamd edelim böyle bir devletin milletiyiz, böyle bir cennet vatanımız var. İla ahiri kelam ile akıbetimiz hayr, geleceğimiz selametli olsun. Selam ve dua ile kalın selametle...

“SAYGILARIMLA WESSSELAM“

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah TAŞKIN - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?