SABIR NEDİR?

Muhterem Kardeşlerim…

SABIR konusunda sizlere bilgiler vermeye çalışalım istedik…

Efendim; 

Herkes sabır denince belaya sabrı anlar. Daha önemlileri de vardır. 

Sabır üçtür:

1- Bela gelince, 

2- İbadet ederken 

3- Günah işlememek için. Bunlara sabredilirse, çok nimetlere kavuşulur. 

Bir Hadis-i Şerifte, (Belaya sabredene 300, ibadet yapmaya sabredene 600, günah işlememeye sabredene ise 900 derece ihsan edilir) buyuruldu. (Ebu-ş-şeyh)

Birkaç örnekle açıklayalım:

1- Belaya sabır hakkında bir Hadis-i Şerifte buyuruluyor ki: “Allahü Teâlâ buyurdu ki: -Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.-” [Hâkim]

2- Belaya sabra göre, ibadete sabır daha zor olduğu için, sevabı da daha fazladır. Mesela, bir ay aç, susuz durarak ve başka ihtiyaçları da terk ederek oruç tutmak, herkese kolay değildir. Çok kimse bu sabrı gösteremiyor. Abdest almak, sabah uykudan uyanıp kalkmak, günde beş vakit namaz kılmak çok kimseye zor geldiği için, bu sabrı gösteremiyorlar.

3- Günah işlememeye sabır, ibadet işlemeye sabretmekten daha zor olduğu için sevabı da daha çoktur. İnsan ibadete sabredip yapabilir, fakat günaha sabır zordur. Mesela hemen gıybete girer. Çok kimse gıybet günahından kurtulamaz, yani sabredemeyip gıybet eder. Çoğu insan, kibrin büyük günah olduğunu bildiği hâlde, kendisinin küçük düşmesine rıza gösteremez. Herkesin kendisini övmesini ister.

Çok kimse kadınların açık gezmesinin, boyanıp, koku sürünüp dışarıya çıkmalarının günah olduğunu bildiği hâlde, dayanamaz, bu günahı işler. Çoğu kadın, namaz, oruç ve diğer ibadetleri yapmaya sabır gösterdiği hâlde, kapalı gezmeye sabredemez. Günah işlememeye sabır, onun için çok kıymetlidir. Bir günahtan kaçmak birçok ibadet etmekten üstündür. 

Bir Hadis-i Şerifte, “Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların [nâfile] ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü Teâlâ’ya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin)

Büyük küçük her çeşit günahtan çok sakınmalı. Namaz kılmayanın da, günahtan sakınması imkânsız denecek kadar zordur. Kur’an-ı kerimde, namazı doğru kılmanın, her çeşit kötülüğü, günahı önleyeceği bildiriliyor. Namazı doğru kılarak, günahlardan sakınmaya çalışmalıyız.

Hastalıktan şikâyet

Hastalığa veya başa gelen belaya sabretmeyip bunları başkasına anlatınca, sabretme sevabından mahrum kalınır.

Musibetlere, hastalığa sevab olmaz. Bunlara sabredilirse sevab verilir, fakat sabredilmese de, günahların affına sebep olur. Sabredilir, kimseye şikâyet edilmezse, o zaman sabır sevabına da kavuşulur. (S. Ebediyye)

Sabır insana mahsustur

* Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur.

* Belaya sabretmek lazımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka bela yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allahü Teâlâ, senin iyiliğini senden iyi bilir.

* Mümin kimse küçük günahları da büyük görür. Peygamber Efendimiz; "Mümin kimse, günahını dağ gibi görüp, kendi üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını burnu üzerine konan ve hemen uçan sinek gibi görür" buyurdu.

* Sen, haset ettiğin kimseyi, hangi hususta haset ediyorsun. Onun kısmeti için mi, yoksa kendi kısmetin hususunda mı? Eğer onu, Allahü Teâlâ’nın ona kısmet olarak verdiği şeyde haset ediyorsan, ona haksızlık etmiş olursun. Haset ettiğin kimse, Allahü Teâlâ’nın kendisi için takdir ve taksim ettiği nimetin içerisinde bulunmaktadır. Sen onu, Allahü Teâlâ’nın bu ihsanından dolayı haset etmekle, ne kadar haksızlık ve cimrilik yaptığını, ne kadar akılsızlık ettiğini biliyor musun? Eğer onu, sana takdir edilenin onun eline geçeceğinden endişe ederek kıskanıyorsan, bu senin çok cahil olduğunu gösterir. Çünkü senin kısmetini başkası yiyemez. Muhakkak ki Allahü Teâlâ sana zulmetmez. Allahü Teâlâ senin için takdir ettiğini, sana nasip olarak verdiğini, senden alıp başkasına vermez.

* Allahü Teâlâ’nın verdiği nimeti, Onun sevdiği yerde harcamak şükür; sevmediği yerde kullanmak ise Küfrân-ı Nimettir (nimeti inkâr etmektir).

* Allahü Teâlâ’nın, her yaptığımızı her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü Teâlâ ise, hem dışını, hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur.

* Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O halde bu günü elden kaçırmamak bunu saadete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.

* Ey nefsim, sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan, ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun. Hem yarına çıkacağına delilin ne?

* Allahü Teâlâ ile konuşmak isteyen, Kur'an-ı kerim okusun.

* Riya, korkunç bir afettir. Allahü Teâlâ’nın rızasına uygun olmayan işler, ameller boştur. Bir zat, bir mescide ibadet etmek için girmişti. Geceleyin bir ses duydu. Demek ki mescide biri girdi. O kişi, büyük bir zatın geldiğini zannetti. “Böyle yere büyük zatlar ancak Allahü Teâlâ’ya ibadet etmek üzere gelir. Bu zat beni görür, hâlime nazar kılar” diye düşündükten sonra, bütün geceyi seher vaktine kadar ibadetle geçirdi. Kendini nasıl göstermek istiyorsa öyle yaptı. Seher vakti etraf ağarınca geriye dönüp baktığında bir köpeğin yattığını gördü. Çok utanıp kendi kendine, “Ey edepsiz, Allahü Teâlâ seni şu köpekle terbiye etti) dedi.

Sabır acıysa da, sonu selamettir

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Nimetlerin elden çıkmaması ve artması için şükretmek lazımdır. Allahü Teâlâ, “Verdiğim nimetlere şükrederseniz onları arttırırım. Şükretmezseniz elinizden alır, şiddetli azap ederim” buyuruyor. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, “Şükür, Allahü Teâlâ’nın ihsan ettiği nimetleri, Onun istediği gibi, Onun istediği yolda kullanmaktır”) buyuruyor.

Hiçbir şeyden dolayı, hiçbir şikâyette bulunmamak lazımdır. Şikâyette bulunmak, nimetleri unutmak, şükretmemek demektir. Dolayısıyla nimetlerin elden çıkması ve azapların gelmesi demektir. Bir musibet geldiğinde tevbe ve istiğfar edip sabretmelidir. Çünkü hadis-i şerifte, “Bir haksızlıkla karşılaştığınızda, susup sabrederseniz Allahü Teâlâ o haksızlığı muhakkak giderir” buyuruluyor. Susmak dile hâkim olmak, sabır ise kalbe hâkim olmak demektir. Aksi durumda yani susulmaz ve sabredilmezse haksızlığın giderilme ihtimali olduğu kadar giderilmeme ihtimali de vardır.

İşimizi ihtimallere bırakmamalıyız. Kazanmak muhakkak iken kaybetmek çok yanlış olur. “Sabreden zafere ulaşır” Hadis-i Şerifi, sabrın sonunun her zaman selamet olduğunu bildiriyor. Sabır döneminde acele etmemeli. Acelecilik şeytandandır. Şeytandan olan hiçbir şeyde hayır yoktur. Eğer acele edip, sabretmezsek, belalar artar. Fakat bu dönemde sabredersek, sonu muhakkak selamet olur. Şunu iyi bilelim ki, varlıkta imtihan daha zordur. Çünkü varlıkta nefsin bütün arzuları ayaktadır ve nefsi frenlemek daha zordur. Yokluktaysa, nefsi azdıracak fazla sebep yoktur.

Merhum Nasreddin Hoca, derdine çare aramayıp, “Yâ Rabbî, bu derdi benden alma” diye dua eder. Duyanlar şaşırıp sebebini sorduklarında, “Bu dert giderse daha büyüğü gelebilir, çünkü mümin, bela ve musibetten kurtulmaz. Buna alıştım, belki ona sabredemem” der. Müminin başı dertten kurtulmaz. Bir dert giderse başka bir dert gelir. İllet yani hastalık, zillet yani itibarsızlık, kıllet yani fakirlik, eksik olmaz. Mümin, dünyada âhiretteki yerine göre karanlıktadır, ama âhirette ebedî aydınlığa kavuşacaktır. Kâfir de dünyada, âhiretteki yerine göre aydınlıktadır, ama âhirette ebedî karanlığa gidecektir. İkisi bir olur mu? 

Dinin yarısı sabır, yarısı da şükürdür

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Öfke, sinirlenme ve stres zamanındayız. Dolayısıyla evimizde olsun, işimizde olsun, insanlardan gelen sıkıntılara sabredelim. “Sabretmek, ferahlamanın anahtarıdır” Hadis-i Şerifini düşünerek sabretmelidir. Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde, “Allah sabredenleri sever” buyuruluyor. Sabır dinin yarısıdır. Diğer yarısı da şükretmektir. Yani gerektiği gibi sabredip şükreden, dinini korumuş olur.

Müminin sağlığı da, hastalığı da iyidir. Hasta olsa sabreder, sevab kazanır. Şifa bulsa, sıhhatli olsa şükreder, yine sevab kazanır. Resulullah Efendimiz, “Müminin her hâline hayret edilir. Çünkü müminin başına sevinçli bir durum gelirse şükreder. Dert, bela gelirse sabreder. Her ikisinde de sevab kazanır” buyuruyor.

Namazını kılan, haramlardan sakınan bir kimse, Allahü Teâlâ’nın sevdiği bir kuldur. Hiçbir zaman, hiçbir şekilde hâlimizden şikâyetçi olmayalım. Her zaman hamd edici ve şükredici olalım. Başkasının sonunu düşüneceğimize, önce kendi sonumuzu düşünelim. Hiçbirimizin sonu belli değil. Evliya zatlar bile hep son nefeslerinden korkmuşlardır. Çünkü insanın nefsi ıslah olsa, insan evliya olsa bile, insanda bir de huy vardır. Bu huy ölünceye kadar bizimle beraberdir.

Bir Hadis-i Şerifte, “Küçük cihattan çıktık, büyük cihada gidiyoruz) buyuruluyor. Burada büyük cihad, nefisle mücadele demektir. Hâlbuki Eshab-ı Kiramın nefisleri mutmainne olmuştu, iman etmişti. O hâlde bu söz, “Biz şimdi huyumuzu değiştirmeye gidiyoruz” demektir. Düşünün ki, insanın genlerinde mesela cimrilik huyu yazılı ise, nasıl ıslah edilebilir? Bu huy, her an patlamaya hazır bir bomba gibidir. Dolayısıyla, hiçbir mümin, vücudun genetik yapısındaki bu huyların bir anda patlaması riskinden dolayı son nefesten emin olamaz. Çare nedir? Bu huy, uyuz hastalığı gibi bulaşıcıdır. İyilerle beraber olan iyi huylu, kötülerle beraber olan kötü huylu olur. Kurtulmak isteyen, önce huyunun kötü olduğunu kabullenmeli. “Ben iyi huyluyum” dedikten sonra nereye giderse gitsin, hiç faydasını görmez. Huysuz olduğunu kabul edip sonra da kendisine ihlâslı, sâlih arkadaşlar bulması lazımdır. Bu arkadaşlarındaki güzel huylar yavaş yavaş ona da geçer ve böylece zamanla huyu düzelir.

Allahu Teâlâ ümmeti Muhammed’i sabretmesini bilen ve ecrini Allahu Teâlâ’dan bekleyen salih kullarından eylesin. (Amin)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm ABACI - Mesaj Gönder

# Dedi


Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?