Adalet ve Kalkınma Hükümeti'nin Reformları Için Entelektüel bir Çerçeve Geliştirme Zamanı

Rabee Al-Hafidh

Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki çekişmeler uçurum kenarı politikası şekline bürünmüş, her bir tarafın sahip olduğu yerel ve uluslararası hukuk sayfalarının kontrolü altındaki sınırlı savaşlar halini almıştır. Söz konusu savaşlar askerî açıdan küçük olmasına rağmen I. Dünya Savaşı’nın Ortadoğu’daki politik mirasını yeniden düzenlemektedir. "Devlet"in çöktüğü bölgesel havzadaki toplumlarla güvenlik, toplum ve ekonomi konulu antlaşmalarda bölgesel meşruiyetin sahibi olduğunu ve ayrıca milis güçlerin otoritesinden kurtarıp sivil hayata kavuşturması bakımından en büyük yetkiye sahip olduğunu gösteren delilleri Türkiye’nin ortaya koyması gerekmektedir.

AK Parti döneminde Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformlar ülkeyi en büyük on ekonomiye iyice yaklaştırmış, küresel finansal yatırımların, yükseköğretimin, tıbbî hizmetlerin ve göçün çekim merkezi haline getirmiştir. Buna rağmen Türkiye’nin tarihî bağlamında hukukun rolü, askerlerin politik yaşamdan çekilmesi, Kemalizm sonrası reformlar, bağımsızlık, yeterlilik ve egemenlik arayışı çerçevesinde yargı sistemi, yargı sisteminde meslekî formasyon ile bağımsızlık, yasama sistemi, yolsuzlukla mücadele, idarî hukuk sistemleri ve katı bürokrasi atmosferinde pratik yönetim, ekonomik kalkınma ve hukukun hâkimiyeti, demokrasi ve insan hakları gibi başlıklar altında Türkiye’nin reform rotasını açıklayan “Türkiye’nin Uzun Soluklu Kurumsal ve Hukuk Yürüyüşü” adında olan 720 sayfa ve 12 bölümden oluşan bir kitap dünya kütüphanelerinde henüz mevcut değildir.

Ülkelerin istikrarının göstergesi olan bu başlıklar, devletin çöküşünü (Ortadoğu’nun en büyük sorununu) ele alan araştırmalarda bulunmamaktadır. Şurası bilinmelidir ki Türk reformları, 600 yıllık bir devleti idare eden ve 150 milyon vesikalık bir arşivle desteklenen kavramlardan, anlayışlardan ve teşkilatlardan süzülüp gelmektedir. Bu kavramlar ve anlayışlar hem sahaya hem de belgeye dayanmakta ve ayrıca araştırma için örnek materyal oluşturmaktadır. Türkiye’nin reformlarının ele aldığı arızaların hepsi kendi havzasında bulunmaktadır. Fakat bu havzanın reformlar konusunda bildiği tek şey, ekonomidir. Türk lirasının her salınışında bölgesel rolü sebebiyle güven de salınarak gidip gelmektedir.

Algılanamayan Olaylar   

Gülen yanlısı örgütün dağıtılması Türkiye’deki en önemli hadiseyi temsil etmektedir. Bu örgüt, devlet kurumlarını (yargı ve ordu) ele geçiren yeni nesil bir yapı oluşturarak Yeniçeri Ordusunun devlet kararlarının uygulanmasını askıya alma -bu sebeple devlet bu orduyu ilga etmek zorunda kalmıştır- sorununu geri getirmiştir. Başarısız Yeniçeri darbesinin fikrî ve stratejik doğasına ilişkin Osmanlı Devletinin bize bildirdikleri, sözü edilen yanlı örgütün planladığı ve yerel bir güvenlik konusu haline gelen darbe hakkında Türkiye’nin aktardıklarından daha fazlaydı. Arap havzasındaki toplumlar sözü edilen darbenin fiyaskoyla sonuçlanmasından dolayı Allah’a şükretmişler ancak merkezî hükümet sistemini ve kanunî yönetimi temsil eden bölgedeki son devletin diğerlerini de peşinden sürükleyerek gidebileceğini algılayamamışlardır. Anlamış olsalardı, bu olaydan hareketle, mekân olarak Türkiye'yi ve devlet olarak Türkiye’yi, Osmanlı Devletinin mirasçısı veya Sünnî olduğu için değil devletsizlik sistemine ve Ortadoğu toplumlarını parçalayan milislerin yönetimine karşı savaşta son kale olduğu için, son savunma hattı olarak kabul eden bir anlayış oluştururlardı.

Türkiye'nin reformlarının fikir kalıplarına dökülmesi etki alanını genişletecek, doğacak hakiki bir sosyal ve idarî şafağın yakın olduğunu havzasındakilere hissettirecektir. Böylece onu destekleyecek ve ortak bir mühendislikle bölgesel bir kültürün doğmasını sağlayacaktır. Türkiye’deki reformlar bir üründür ve bu, ihraç ürünü yerel piyasa ürününden kimi yönleriyle ayrılır. Örneğin Japonya yollarında dolaşan Toyota marka bir otomobil Ortadoğu yollarında olandan farklıdır. Sıcaklık dereceleri, nem, kum gibi kriterlere göre kullanıcının arzu ettiği özel tasarımları üretici firma sağlamaktadır. Arap toplumlarının Türkiye’nin reformlarına ilave edecek kendine has kriterleri bulunmaktadır. Bu kriterler reformlara, havzanın damgasını taşıyacak bölgesel bir meşruiyet kazandıracaktır.

Sebepler

Türk reformları, kavram ve anlayışlar formunda ve planlama merkezlerinden değil, sonuç formunda (sayılar, tablolar, grafikler) ve başarı mevkii (fabrika, havaalanı, hastane, dış uzay, denizin derinlikleri) temelinde, siyasî rejime bağlılık muhtevasındaki yerel toplumu hedefleyen bir kutlama havasında kendilerini göstermektedir. Dolayısıyla reformların başlığı mevcut olmamaktadır.

Geciken Hayatî Dayanışma

Birinci Dünya Savaşı’nda kendisine (Osmanlı Devleti’ne) karşı zafer kazananların belirlediği ve bir yüzyıl boyunca kara ve deniz coğrafyasına tutsak bırakan -ve bir yüzyıl daha tutsak kalmak istemediği halde- bölgesel siyasî haritanın çökmesinin ardından bölgesel askerî yayılma zorunluluğu duyduğu koşullar altında Türkiye, birtakım başlıklara gereksinim duymaktadır. Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki askerî varlığı, o bölgedeki şehirleri rejime, İran milislerine ve DAEŞ’e ait güçlerin baskısı altında yok olup gitmekten kurtarmış ve yeniden sivil hayata döndürmüştür. Bununla birlikte bu şehirlerde söz konusu askerî yayılma ve bu yayılmayla ilgili şehirlerin çıkarının ne olduğu konusunda birtakım sorgulamalar da yapılmaktadır. Söz konusu sorgulamalar, özellikle de haricî kışkırtmalar eşliğinde fikrî tümörlere dönüşmeye aday gözükmektedir.

Tehlikeli olan şudur: Havza (yıkıma uğramış Arap şehirlerinin toplumları) ile Türkiye ve Türkiye’nin bölgedeki yayılımı arasındaki hayatî ilişki; bayındırlık çalışmalarının oluşturduğu sonuçlar zemininde değil de politik veya ekonomik değişkenleri göz ardı ederek havzanın Türkiye ile müşterek olduğuna inandığı bir gidişata sıkı sıkı sarılmasını sağlayan anlayış zemininde ortaya çıkmış olmasıdır. Bayındırlık çalışmalarına yönelik Türk “Marshall Planı”na rağmen Arap şehirleri, politik bir tarihe de kültürel kuruluşlara da sahip olmayan bölgedeki devletlerin kültürel yumuşak hedefi olmaya devam etmektedir. Söz konusu ilişki, batı Avrupa topraklarında Avrupalılarla Amerika arasında, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortak komünist düşmana karşı, sadece yardım ve güvenlik planı olmayan kavram ve anlayışlarla dolu Marshall Planının şemsiyesi altında ortaya çıkan kader ilişkisinin görünümünden farklıdır. Yıkıma uğratılmış Arap şehirleri de Türkiye’nin, kendilerine, saldırgan anlayışlar karşısında direnebilecekleri reform anlayışlarıyla dolu olarak gelmesini istemektedir.

Sonuçlar

Hayatî ilişkinin görünürde olmamasının bir sonucu olarak Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve Irak olayları havza toplumlarının idraklerinin dışında cereyan etmekte ve çok az sayıda insan şunları algılayabilmektedir:

Türkiye’nin Suriye ve Libya’daki Arap şehirlerini himaye etmesi devlet sistemi, yönetim ve hukuku temsil etmektedir ki bunlar olmaksızın söz konusu şehirlerin rejim güçlerinin ve etnik milislerin tehditleri karşısında hayatta kalması mümkün değildir.

Dünyada 16. sırada yer alan Türk ekonomisi, ekonomi başkenti olan İstanbul’u Arap sermayesini ve egemen fonları New York, Londra, Frankfurt, Hong Kong ve Şangay gibi merkezlerden kendine doğru çekecek bölgesel (güvenli) bir finans merkezi haline getirebilir.
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin elinin üstünlüğü, “Yedi Kız Kardeş”in (küresel petrol şirketleri) yirminci yüzyılın başlarında karada yaptıklarına benzer şekilde denizdeki yeni kavgalarına karşın yol kat eden bölgesel ekonomik bir gücün yükselişini temsil etmektedir. Söz konusu üstünlük, çıkarma ve ihraç etme imkânlarına sahip bölgesel enerji (petrol ve gaz) mekanizmasına ve Avrupa piyasasını Rusya’nın ellerinden alıp kucaklayabilecek politik güce yol hazırlamaktadır.

Türkiye ile Libya arasında deniz koridoru oluşturulması, Akdeniz’de 19. yüzyılın başından bu yana bozulmuş olan deniz nüfuz yapısının eski haline getirilmesidir. (Sözü edilen bozulma Avrupalıların 1827’de Navarin Deniz Muharebesinde Yunanistan’da Cezayir filosunu yok etmesiyle meydana gelmiştir. Bu savaş, tarihin akışını değiştiren ve Fransa’nın Mağrib-i Arabî’yi işgal etmesinin yolunu açan önemli deniz savaşlarından biridir.) Bahsedilen bu deniz koridoru İsrail’i, deniz yolları Türkiye’nin deniz nüfuz bölgelerinden geçecek kapalı bir göl ülkesi haline getirmektedir.
Türkiye’nin Afrika’daki ekonomik yayılımı, Kara Kıta’yı Avrupa’nın köleleştirmesine ve İsrail’in sızmalarına karşı bir rekabet ve kıtanın toplumsal ve siyasal olarak bütün bir kütle halinde kazanılması demektir. Afrika, insanlığına saygı duyan ve açlığını gideren kimselere kültürü ve inanışlarıyla teveccüh göstermekle tanınan bir kıtadır. Türkiye’nin Afrika’daki yatırımları kısa bir zamanda 100 bin yeni iş imkânı oluşturmuştur.

Bölgesel Kültür

Ortadoğu’yu karada ve denizde yeniden şekillendiren bu kavga haritası aynı zamanda Türkiye ile devletin çöktüğü Arap bölgeleri arasındaki hayatî çıkarların da bir haritasını oluşturmaktadır. Bu çıkarlar (birinci derecede) Türkiye’nin ve genel olarak da Arap toplumlarının himayesi altındadır. Bu çıkarlar yoluyla her iki kesimin arasında var olan kaynaşma noktaları, dinî ve tarihî duygular gibi tek noktada kalmayıp daha da çoğalmaktadır. Bu savaşların bölge toplumlarının yararına olmayacak biçimde sona ermesi, Arap devletinin çöküşünün ardından ortaya çıkacak küçük yapılar için egemenlik, siyaset ve uluslararası ekonomi alanlarında yeni bir şantaj dönemi anlamına gelmektedir.

Güncellemeye Muhtaç Dayanışma

Türkiye, bulunduğu havzada büyük bir dayanışma görmektedir. Ancak bu dayanışma zamanın geçmesi ve farklı durumların ortaya çıkmasına karşın yenilenmemiş bir temele oturmaktadır. Türkiye’yi sevenlerin bunu yapmalarındaki yegâne sebep, Osmanlı Devletinin varisi olmasıdır. Türk reformları uzun yolculuğu sırasında (eski) Arap-Türk dayanışmasını yedeğine almamıştır ki krizlerin temelinde müşterek olduğu havzasındaki reel duruma dokunan yeni anlayışlar ilave edebilsin. Dolayısıyla söz konusu dayanışma duygusal, kısır görüşlü, yenilikleri -bu yeniliklerden biri de Türkiye’nin bölgedeki yeni nüfuzudur- yorumlamaktan aciz bir dayanışma olarak kalmaktadır. Mesela Türkiye ve Azerbaycan’ın dile getirdiği “Tek millet, İki devlet” sloganını Araplar da Türkler de Türkiye’nin himaye bölgelerinde seslendirmezler. Bilinmektedir ki Araplar ve Türkler arasında var olan ve tarihin rotasını belirlemiş olan kültürel dinamikler ve uygarlığa dair paktlar Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağından çok daha derindir. Havzanın Arapları, Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesinden ve İngiliz işgalinin gelmesinden sonra da Osmanlı olan yurtlarına uzun yıllar boyunca dört elle sarılmışlardır. Bu durum Musul şehrinin aidiyetini belirleme meselesine dair Milletler Cemiyeti’nin ilgili heyetinin belgelerinde de vurgulanmaktadır.

Bölgesel Meşruiyet

Yukarıda sözü edilen eser, kütüphanelerde bulunmaktadır. Ancak Çin hakkındadır: “Çin’in Hukukî Yönetime Doğru Uzun Soluklu Yürüyüşü.” Kitapta Çin’in 1978-2009 yılları arasında yaptığı reformlardan söz edilmektedir. Yukarıda (Türk reformları sahnesine uygun düşen) bölüm başlıkları bu eserden alınmıştır. Dikkat çekicidir ki kitap (Çin reformlarındaki devasa boyuttaki ekonomik tarafa rağmen) ekonomi için (sebep değil sonuç olduğundan dolayı) sadece bir bölüm ayırmıştır. Kitabın diğer bölümleri ise reformların tarihî, fikrî ve sosyal potasından ve bu potanın iki uç tarz olan konfüçyanist saflık ile liberal boşvermişlik arasında yer alan üçüncü bir yolu neden var ettiğinden söz etmiştir. Kitap dünya kütüphanelerinde kendisine köşe ayrılan onlarca kitaptan biridir.

Çin reformları ekonomi mucizesi oluşturmasına rağmen dünya bu reformları bir ekonomi ekolü olarak (ekonomi kapsamında Çin tek başına değildir) almamış; (gelişmemiş dünyada en büyük nüfus kitlesini oluşturan) bir toplumu tek partinin donukluğundan ve ordunun avucundan alıp toplumların en ön saflarına taşıyan ve bunu yaparken de batılı demokrasilerin üçlü sacayağından (finans, medya, partiler) geçmeyen bir yöntemle gerçekleştiren hukukî, yargısal, politik ve toplumsal icraatlar toplamı olarak görmüştür. Çin’in meşruiyeti işte budur. Dünyanın dört bir yanından peş peşe Çin’e gelenlerin tek arzuları (komünist dönemde bilimsel nitelikli bir yargı kurumu olmadığı için tamamı 1947’deki komünist devrimden önce mezun olmuş ve 1978 yılında sayıları birkaç yüzü geçmeyen avukatları bulunan) bir devletin 2000 yılında 150 bin avukat sayısına nasıl ulaştığını; kanunî hakların Çin vatandaşının kültürünün bir parçası haline nasıl geldiğini; yargı ve ekonominin ordu ve parti nüfuzundan nasıl kurtulduğunu; Çin’in yabancı sermaye için nasıl güvenli bir yer olduğunu öğrenebilmektir.

Karşılaştırma

Türkiye’deki reformlar daha derinliklidir. Zira medenî, idarî ve sosyal mirası ile kat ettiği (bir asırlık) yol, Çin’in 1947-1978 yılları arasında komünist yönetim döneminde konfüçyanist anlayışlarla kat ettiğinden daha uzundur. Türkiye’de reformcu nesille sönük nesil arasında birliktelik söz konusu değildir. Çin’de ise durum tam tersine, bozgun yanlısı olanlarla reformistler aynı taraftadır: Komünist parti ve ordu. Türkiye’nin kat ettiği yol askerî kurum, anayasa, ağır bir siyasî ve kültürel miras tarafından koruma altına alınmıştır. Türkiye’deki reformlar Türk milliyetçiliği temelleri üzerine oturmaz. Bu reformların kavramlarına çevresindeki Türk olmayan toplumlar da ortaktır. Dolayısıyla bu reformlar tabiatı itibarıyla bölgeseldir. Bu nedenle (istikrarsız bir faktör olan) ekonomi, Türkiye’nin bölgesel meşruiyet kaynağı değildir. Meşruiyet kaynağı reformlarının diğer istasyonlarında ve Arap havzasındaki vatandaşın, Sovyetler Birliği icraatları karşısında, bunları birer Rus icraatı olarak değil de ideolojik (komünist) icraatlar olarak görüp kendini feda eden Kübalı bir vatandaşın duyduğuna benzer hislere kapıldığı başlıklar altında yer almaktadır.

21. Yüzyılı Garanti Eden Başlıklar

Türkiye’nin, Başkan Erdoğan tarafından sözü edilen ve Musul, Halep ve Trablus’a kadar ulaşan duygusal sınırları, Türkiye bu şehirleri, reform sonuçlarıyla değil, Osmanlı Devleti zamanında var olan bağların boşluğunu dolduran ve bölgesel ilişkilerdeki milliyetçilik sürecinin meydana getirdiği arızayı düzelten reform anlayışlarıyla muhatap aldığında sadece reel bir hakikat halini alır. Fransız devriminin duygusal sınırları düşman çevrelere (İngiltere) dek ulaşmıştı. Bu devrimin kavram ve anlayışları İngiliz evine, okuluna ve kahvehanesine kadar hücum etmiş ve içinde bol miktarda kan barındırmasına rağmen Avrupa kıtasının kültürü haline gelmişti. Türkiye’nin reformcu devrimi ise münazara ve kanıt sunma yolunu izlemiştir. Hem sonra (çalkantılı) Ortadoğu (o zamanlar) istikrarlı olan Avrupa toplumlarının Fransız Devrimi kavram ve anlayışlarına duyduğu gereksinimin çok daha fazlasını Türkiye’nin reformcu devriminin kavram ve anlayışlarına duymaktadır.

Türkiye ile himayesi altındaki Arap şehirleri arasındaki hayatî denklem şöyledir:

- Türkiye’nin Arap şehirlerinden çekilip sınırlarını etnik ve ayrılıkçı milislerin otoritesine bırakması mümkün değildir.

- Arap şehirlerinin de Türkiye’den ayrılıp rejime ve etnik milislere geri dönmeleri mümkün değildir.

Türkiye ile himayesi altındaki Arap bölgeleri arasındaki hayatî çıkarlar anlayışının ortadan kalkması birtakım olaylar dizisine doğru sürüklemektedir: Sözü edilen bölgelerdeki sivil hayatın gidişatının sendelemesi, doğrudan gerçekleşen Türk güvenlik yönetiminin süresinin uzaması, Arap ve Türk taraflardan kaynaklanan hataların yaygın hal alması (başlamıştır), 20. yüzyıl başlarında hâkim olan ve bölgeyi tek bir blok olmaktan mahrum bırakan ırkçı atmosferin canlanması.

Türkiye’nin reform rejimini düşünce kalıplarına dökmesi bu rejime bölgesel meşruiyet kazandıracak ve Ortadoğu’yu istikrar yoluna sokacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Rabee Al-Hafidh - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?