KUDÜS, İSTANBUL, FETİH...

Yarın İstanbul'un fetih günü, Bakalım bu kutlamalar nasıl yapılacak...

Tarihte, İstanbul'un Fethi ve Kudüs'ün Haçlılardan kurtarılması; ayrı bir önem arz etmektedir. Müslümanlar açısından önemi büyüktür.

İki önemli fetih adamı; Tarihe insanlık dersi vermişlerdir. Hala bazı kafalar İstanbul'un işgal edildiği fikrini beyinlerinden silememişlerdir. Evet onlara göre; işgal 1453' de başlamıştır.

İstanbul'u fetheden Fatih,  fetih sonrası; tüm inançlara özgürlük tanıyarak, Bütün insanlığa bir ders vermiştir. O, yıllarda Avrupa tüm vahşeti ile, iç savaşlar yaşamaktadır. Bu savaşlarda aynı Coğrafyanın insanları; çeşitli nedenlerle işgal ettikleri,  yerlerde; kendi vatandaşlarına bile, yaşama hakkı tanımamışlardır. Katliamların ardı, arası kesilmemiştir. İstanbul Halkı da böyle bir beklenti içerisinde iken; Fatih, onlara inançlarında serbest olduklarının, açıklamasında bulunmuştur. Tüm İstanbul halkı, bu durumu kabullenmekte çok zorlanmışlar, hayretler içerisinde kalmışlardır.

Birilerinin dediği gibi, işgal olsaydı; Acaba, Bizans'ta taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalır mıydı?

Haçlı seferleri sırasında, haçlı orduları ile karşı, karşıya gelen Selahattin Eyyubi, onlara defalarca insanlık dersi vermiştir. Savaş meydanlarında olmasa bile, savaş sonrasında tüm Avrupa ülkelerinde dilden, dile anlatılmıştır. Hatta efsane şekline dönüşmüştür. Yapılan eylemler nedir? Savaş meydanında bile olsa; insan, insanlığını kaybetmemelidir. Her zaman hatırında tutmalı ve ona göre davranmalıdır.

O günün haçlı orduları içerisinde yer alan; Fransızların, Avrupalıların, dedeleri de bu insanlıktan nasibini almışlardır. Yaşanan olayları onlarda efsane şeklinde gelen nesillerine anlatmışlardır. Ama, bu asil davranışların asıl kaynağı nedir diye kafa yormamışlardır. Dini inancı gereği bu büyük davranışları yaptıkları veya Müslüman olmanın getirdiği bir zorunluluktur, gibi fikirler akıllarına gelmemiştir. Yapılan bu insani davranışları şahısların kendileri ile yorumlamaya çalışmışlardır. Yapılan davranışların kaynağı olarak; Dini inançlarını hep görmemezlikten gelmişlerdir. Neden? Çünkü insan fanidir, gelir, geçer. Ama, fikrin yüceliğini söylersek; İslam Dini asırlar boyu tazeliğini koruyacağından dolayı ola ki; kendi inançlarından kimileri bu karşı dinin ilkelerini benimser ve o inanç etrafında birleşirler diye korkmuşlardır. Efsaneler de insanların adı ile anılmıştır. Daha sonradan araştırma yapan kimi tarafsız araştırmacılar bu yüceliğin Dini inançtan kaynaklandığını ispat etmişlerdir.

Savaş meydanında atından düşen İngiliz kralına at gönderen, ona elçileri ile, meyve sunan, hastalandığında tıbbi yardım gönderen, bu kral, daha savaş meydanında iken esir aldığı Müslüman askerlerinden üç bin tanesini kılıçtan geçirmiştir. Selahattin’in Kudüs’ü fethetmesinden sonra tüm inanç sahiplerinin inançlarına saygı duyulacağını belirtmesine rağmen; karşı taraf savaş meydanında insanlıktan zerre kadar nasibini alan davranışlarda bulunmamıştır. İsteyen herkesin kendi inançlarına bağlı olarak Kudüs’te kalabileceklerini yahut isteyenlerin şehri terk edeceklerini bildirmiştir. Aynen Fatih’in İstanbul’u fethettiği zaman yaptığı gibidir.

Bütün bu insanlıkları görmesine rağmen; bu kadar acımasız, yapılan iyiliğe duyarsız, Hoşgörüden anlamayan asırlarca birbirini boğazlayan, daha milyonlarca insanı; ikinci Dünya savaşında kaybeden Avrupa barbar değil de nedir. Çeşitli zamanlarda yaptıkları yayınlarda, çevirdikleri filmlerde; Osmanlıyı, İslam ordularını barbarlıkla, soykırımla suçlayan bu çevreler önce kendi kanlı tarihi ile yüzleşmelidirler. Asıl barbarın, insanlık dışı davranışların kime ait olduğunu daha iyi göreceklerdir.

Hala barbarlıklarını devam ettirmektedirler. Afrika, bunun canlı örneğidir.

Normal zamanda bir insana iyilik yaparsın unutabilir. Ölümle burun, buruna geldiğin zaman sana bir iyilik yapıldı ise; sen onu nasıl unutabilirsin? İnsan duygularının bu kadar yoğun olduğu, başına gelen her şeyin mermere yazılan yazılar gibi kaldığı bir dönemde insan kendine yapılan iyiliği unutuyorsa; işte o insan, önce kendi insanlığını sorgulamalıdır. Tarihte Fatih’ler, Selahattinler hep bu dersi savaş meydanlarında bile vermişlerdir. Anlayabilecek kafa, onu sezebilecek insan yüreği gereklidir. Anlaşılan Tarihte verilen bu dersler yetmemiş ki; bize insanlık dersi vermeye kalkıyorlar. Demek ki; yeni Fatih’ler ve Selahattin’ler gereklidir. Dersi bir daha anlatsınlar. Az zekalı, insanlar; sıkça tekrar ederek öğrenirler de onun için.

Daha nice fetihlere...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orhan Arslan - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?