31 Mart’a şaibe karıştı…

   Tüm Türkiye günlerdir ekranlara kitlenmiş, verdiği oyun bir kumpasa kurban edilip edilmediğinin sonucunu bekliyor. Vatandaş haklı olarak demokrasinin vazgeçilmezi olan seçme hakkının küresel bir komploya alet edilmediğinden emin olmak istiyor.

    Türkiye, uzun bir süredir iki kutuplu bir siyasi yapıya büründü. Bir tarafta ABD ve ağa babası küresel aktörlerin ( Siyonizm’in ve Emperyalizm’in) desteklediği ve yönettiği “Millet İttifakı’na” bağlı partiler (CHP/HDP/İP), terör örgütleri (PKK/DHKPC/FETÖ); diğer yandan ülkesini ve milletini küresel güçlerin saldırılarından, baskısından kurtarıp bağımsız milli bir politika güderek aydınlık yarınlara ulaştırmak isteyen AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) var.

    16 yılda 13 seçim kazanan Erdoğan liderliğindeki AK Parti’ye küresel güçlerin artık tahammülü kalmamıştı. Zira Erdoğan, Türkiye’ye devamlı ayar çekmeye çalışan, parmak sallayan, emirler yağdıran küresel güçlere, ABD’ye, İsrail’e ve Emperyalist güçlere boyun eğmiyordu. Bunlara rağmen kendine özgü bağımsız dış politika anlayışını hayata geçirmeye devam ediyordu. Dünya’nın birçok noktasına dolaylı veya direkt müdahale etmek suretiyle  (Suriye topraklarında “küresel aktörler” adına  vekâlet savaşı sürdüren terör örgütlerine yönelik gerçekleştirdiğimiz “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekatları. Katar’a yönelik ABD öncülüğünde Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerin gerçekleştirmeye çalıştıkları darbe girişimine Türkiye’nin asker göndererek engel olması. Suriye’de siyasi çözüm için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile birlikte, ABD’yi karar mekanizmasının dışında bırakarak çözüm arayışın girmesi vb) söz sahibi olan bir irade ortaya koyuyordu.

   Başa bela bir liderin Türkiye’nin başında bulunması onları kudurttu! Bunların kudurması bugün de başlamış değildir.

   14 Mart 2008 yılında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ın, Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği yalanıyla AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuruyla başlayan Erdoğan’ı bitirme süreci Gezi Kalkışması, 17-25 Aralık Emniyet- Yargı darbesi, MİT Tır’ları ihaneti, 15 Temmuz FETÖ Darbe girişimi, Dolarla ülkeyi köşeye sıkıştırmak vb. operasyonlarla önü kesilmeye çalışıldı, ancak başaramadılar.

    Ne seçimlerle ne de alçak operasyonlarla iktidardan uzaklaştırılamayan Erdoğan’a yönelik son perde seçim gecesi mi oynandı?

    Herkes bu sorunun yanıtını arıyor!

    Erdoğan’dan kurtulmak için and içmiş ittifakın birçok üyesi gibi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da “Mart ayında Allah’ın izniyle bu ülkeye baharı getireceğiz” ifadeleriyle 31 Mart Yerel Seçimlerini işaret etmişti. Şimdi vatandaşlar gibi ben de, meydanlarda sık sık dile getirdikleri bu açıklamayla neyi ifade etmek istediklerini sorguluyorum. Yoksa ifade edilmek istenen “Sandıklarda hırsızlık, usulsüzlük” yaparak İstanbul ve Ankara’yı AK Parti’den “kurtarmak” mıydı?

   Erdoğan karşıtlarının, “Mart’tan sonra bahar gelecek” söylemi ile sandıkta yapılan usulsüzlükler, kaydırmaların yanı sıra Küçükçekmece’de olduğu gibi sahte seçmen ihsas edilmesi dikkate alındığında ifadenin mevsimsel bir tespit olmadığı daha net anlaşılmaktadır. Kelime oyunu ile vakayı geçiştirmiş olmaları da şüpheyi ortadan kaldırmıyor.

   Güçlü şüphe var ortada…!

    AK Parti, Ankara ve İstanbul’un neredeyse tüm ilçelerini kazanmasına rağmen büyükşehirde kaybetmesi de akla ziyan bir durumdur. Tüm bu veriler ışığında şahsi kanaatim şudur ki; İstanbul ve Ankara’nın Ak Parti’nin elinden çıkmış olması uluslararası operasyonun bir parçasıdır.

    Operasyonun birinci aşamasında amaç, Ankara ve İstanbul’un AK Parti’den mutlaka alınması vardı.

    Bu gerçekleşti.

    Üstelik hukuk dışı yöntemlerle…

    Önümüzdeki süreçte ikinci aşamaya geçilecek. İkinci aşamada Başkan Erdoğan’ın meşruiyeti sorgulanmaya başlanacaktır. Erdoğan ise aldığı %45 oyu gerekçe göstererek halktan yüksek oy aldığını ifade ederek meşruiyet tartışmalarını dikkate almayacaktır. Bunu bahane eden aktörler, Erdoğan karşıtlarını sokaklara dökmenin hesabını yapmaktadır.

   Peki ya sonra?

    Erdoğan’ın görevi bırakıp gitmesini umut edecekler ancak daha gerçekçi olasılık seçime gitmeye razı olacağı düşüncesidir. İlerleyen aylarda gerçekleştirilebilecek olağanüstü Başkanlık seçiminde, 31 Mart’ta yapılanların bir benzeri ile Erdoğan’dan kurtulmanın hesabı yapılmaktadır.

   Şimdi ne olacak?

   AK Parti, İstanbul seçimlerine yönelik itirazlarını bir yaptı. Önce ilçe seçim kurumlarına, ardından il seçim kurullarına yapılan itirazların küçük bir bölümü kabul edildi. Kabul edilen sandıklarda geçersiz oyların sayılması sonucu AK Parti’nin iptal edilen altı binden fazla oy hanesine yazıldı. Ancak AK Parti 38 ilçede tüm sandıkların yeniden sayılmasını talep etmişti. Bu istek YSK tarafından kabul görmedi. AK Parti’nin önünde son bir hukuki seçenek bulunmaktadır. Bu seçenek de “olağanüstü itiraz” hakkı. AK Parti bu hakkı da bugün kullanarak tüm sandıkların yeniden sayılması veya İstanbul’da seçimin tekrarlanması talebinde bulundu.

    İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi gibi bir izlenime sahip değilim. Demokrasi tarihimizin en şaibeli seçimi CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun ‘zaferi’ ile sonuçlanacağı görülüyor.

    İstanbul seçiminin yenilenmesi ihtimali çok düşüktür. Benim kanaatime göre seçimler yenilenmeyecektir. Çünkü operasyonu planlayıp yürürlüğü koyan güç iradesini bu yönde belirlemiştir.

    Birçok kişi bu düşünceme katılmadığını biliyorum. AK Parti iktidarda, Erdoğan çok güçlü bir lider! Erdoğan’a rağmen onun istemediği bir sonuç nasıl çıkar? Sorularını ilk bakıştı haklı görebiliriz. Ancak yaşananları analiz ettiğimizde hakikatin hiç de öyle olmadığını görebiliriz!

   Sandıklara, sandıkta görevli üye ve müşahitlerine sahip çıkamayan, itirazları ret edilen bir partinin bu süreci lehine çevirebileceğine inanmak zor.

   AK Parti seçmeni mutsuz ve umutsuz!

   AK Parti seçmeni oyunun çalındığına, iradelerinin tecelli etmediğinden dolayı kızgın. AK Parti’ye sonuçları kabullen, itiraz etme diyerek aba altından sopa gösterilmesine oldukça öfkeli! Yapılan usulsüzlüklerin, sahtekarlıkların yapanların yanına kar kalacağı ve üstünün örtüleceği endişesi hakim!

    AK Parti seçmeni verdikleri oyların sandığa yansımadığından ve yansımayacağı düşüncesinden dolayı “demokrasiye” ve “sandığa” olan güvenleri sarsıldı. Kendilerine yönelik en ufak bir hata veya söylenti karşısında ülkeyi ayağa kaldıranların,  söz konusu AK Parti olunca tam aksi bir tutum takınmaları ve kendi lehlerine algı oluşturmada başarılı olmaları;  AK Parti seçmeninde, ülkede gücün hala CHP zihniyetinde olduğu kanaati gittikçe güçleniyor.

   Bu düşüncelerinde haksız da değiller. Zira sandıkla devrilemeyen meşru iktidarı, İstanbul ve Ankara’da da olsa gayri meşru yollarla deviren bir irada, bir güç var.

   Cumhur İttifakı’na oy vermiş %51,64 tekabül eden 24 Milyon seçmenin; hukukçu ve siyasetçilerden iradelerinin sandığa doğru yansıması hususunda gerekeni yapmaları, varsa usulsüzlüklerin ve sahtekarlıkların ortaya çıkarılıp faillerinin hukuk önünde hesap vermeleri beklentisi var.

   Bu saatten sonra seçimi kim kazanırsa kazansın halkın sandığa olan güveni sarsılmıştır. Mazbata CHP İmamoğlu’na verilirse AK Parti seçmeni, AK Parti adayı Binali Yıldırım’a verildiği takdirde de “Millet İttifakı’ seçmeni sonucu içine sindiremeyecektir.

  İki ucu…..değnekle karşı karşıyayız!

   Bu rezaletten kurtulmanın tek yolu dürüst olmaktan geçmektedir. Siyasetçiler vatandaşın iradesine yönelik yapılmış olan saldırıya karşı duyarlı olmalı. Bu yaklaşımla, bu seçimde yapılan usulsüzlüklerden ve hatalardan da ders alınarak üst düzey güvenlik eşliğinde seçimler yenilenmelidir. Herkesin içine sinecek bir seçim yapılmalı. Aksi takdirde demokrasimiz büyük bir yara alacaktır!

   Batı medyası, ABD’li üst düzey yöneticiler ve Millet İttifakı’na bağlı parti sözcülerinin, AK Parti’nin legal hak arayışına tepki göstermek suretiyle hukuku ayaklar altına alan yaklaşımları ve seçmenlerini sokağa dökme yönünde tehdit imaları gibi söylemlerle sadece vatandaşların öfkesini artırır, gerginliği hizmet etmiş olursunuz.

   Netice itibariyle…

   31 Mart Yerel Seçimleri; “demokrasiye, sandığa ve halkın iradesine” yönelik işlenen suikastle anılacaktır!

   Geçmiş olsun Türkiye!

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Zengin - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (544) 375 03 30
Reklam bilgi

Anket SİZCE SEÇİME ŞAİBE KARIŞTI MI?