"Pakistan, Türkiye'nin doğudaki vilayetidir"

Güney Asya’da kalıcı barışın tesisi önemli ölçüde Hindistan-Pakistan arsında geliştirilecek dostane ilişkilere bağlıdır. Bölgesel istikrarın ve güvenliğin oluşturulması için her iki ülkeye de sorumluluk düşmektedir. Oysa aralarındaki mevcut çatışmayı sürdürme eğilimi bölge güvenliğini temelden sarsacak niteliktedir.Her iki ülke yıllarca enerjilerinin önemli kısmını savunma güçlerini artırmak için harcadı. Bu iki ülkenin birbirine karşı hasmane tutum sergilemelerinde kuşkusuz Hint yarımadasının bölünmesi etkili olmuştur. Ama elli sekiz senelik tecrübe göstermiştir ki husumetin sürdürülmesi, çatışmaları ve yok olma ihtimalini beraberinde getirmiştir.

Hindistan ve Pakistan arasındaki çatışmanın geçmişi çok eskiye dayanmaktadır. Genel olarak tarihçiler Hindular ve Müslümanlar arasındaki çatışmanın Müslüman liderlerden Muhammed Bin Kasım’ın 1333 yılında Sindhi bölgesinde gerçekleşen savaşta Hindu Lider Raja Dahir’i yenmesiyle başladığını ve o tarihten sonra bu iki dini grup arasında çatışmaların daha sıklıkla meydana geldiğini düşünmektedir. Daha sonra İngiliz hâkimiyeti sırasında sömürgeci yönetim Hindistanlıların birliğini önlemek amacıyla uyguladıkları politikalar ile açıktan veya gizli olarak iki toplum arasındaki çekişmeyi tırmandırmış ve iki toplumun huzur içinde yaşamasını engellemiştir.

Hindistan’ın bağımsızlığı yıllarında ise iki toplum arasındaki ihtilaflar hat safhaya erişmiş, dönemin en önemli siyasi liderleri Mahatma Gandi, Cevahir Lal Nehru ve diğer bağımsızlık önderlerinin çabaları sonuçsuz kalmış, Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah’ın ısrarı üzerine ülke Hindistan ve Pakistan olarak ikiye ayrılmıştır. O dönem ülkenin bütünlüğünden yana olan Hindu liderlerin yanı sıra Müslüman liderlerden Mevlana Muhammed Ali ve Ebu’l Kelam Azad’ın bütün ısrarlarına rağmen İngiltere’nin desteği ile Cinnah’ı destekleyen Müslümanlar ana parçadan ayrılarak Pakistan’ı oluşturmuştur. Bağımsızlığını kazanan Pakistan, Hindistan ile ilişkilerinde kendi ulusal hâkimiyeti açısından her zaman üç konuya önem vermiştir.

Bunlar:
1. Keşmir’in tarihi mülkiyet ve hâkimiyet hakkı ve günümüzdeki Keşmir Sorunu,
2. Kaynağı Hindistan’da bulunan Pencap (Beş Su) nehirlerinin önünün kesilmemesi,
3. Ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasıdır.

Pakistan ekonomisi için hayati önem taşıyan Pencap nehirlerinin kaynağının Hindistan sınırları içindeki dağlarda bulunmasından dolayı bu konu siyasi bir boyuta sahiptir. Himalaya Dağları’ndan akan önemli nehirler Hint yarımadasının ovalarını ve tarım arazilerini besledikten sonra Hint Okyanusu’na dökülmektedir. Bu nehirlerin meydana getirdiği su havzaları Hindu-İslami medeniyetin oluşmasında ve pekişmesinde önemli rol oynamıştır. Fakat ülkeler arasındaki siyasi mücadeleler bu doğal denklemleri olumsuz etkilemektedir. Vulvar ve Baramulla göllerinin arasından akan ve Pencap nehirlerinin en önemli dallarından sayılan Jelum Nehri üzerinde kurulan Vulvar barajı siyasi mücadelelere verilebilecek bir örnektir.

Barajın inşasından sonra Pakistan’ın tarım sektörü için hayati önem taşıyan Pencap vadilerindeki tarım arazilerinin susuz kalma ihtimali Pakistan’ı endişelendirmektedir. Bu havzada bulunan Mangla barajı projesi de aynı çerçevede değerlendirilebilir. Kaynağı Hindistan’daki dağlarda bulunan nehirlere verilen su miktarındaki azalma ve tarım üretimindeki düşüşün yanı sıra Pakistan’ın söz konusu nehirler üzerinde kurduğu elektrik santrallerini de olumsuz etkileyeceğinden özellikle kış aylarında bu ülkenin elektrik tedarik etme noktasında sıkıntı yaşanacağı kesindir.

Bangladeş’in 1971 yılında Pakistan’dan ayrılması (1) sonucunda ülkenin toprak bütünlüğünün kaybedilmesi ihtimali Pakistanlı yöneticiler için bir endişe kaynağı olmuştur. Pakistanlıların Hindistan’a karşı dostane bir tutum geliştirememesinin sebeplerinden biri bu parçalanma sendromudur. Pakistanlılara göre Hindistan stratejik olarak Pakistan’ı bölme ve parçalama niyeti gütmektedir. Bilindiği gibi Pakistan toplumu etnik ve dini açıdan homojen değildir. Konuyla ilgili daha önce kaleme aldığım “Pakistan’da Uluslaşma ve Kimlik Sorunu” (2) inceleme yazımda bu konunun üzerinde durmuştum. Öte yandan Pakistan, Hindistan ile arasındaki sorunlarda, özellikle Keşmir meselesinde, İslami kimlik ve hürriyet üzerinde fazla yoğunlaşmış, hatta şiddeti meşrulaştırmak için dini kullanan gruplarla yakın görünerek hareket kabiliyetini kısıtlamıştır.

Açıkçası 1980’lerde Afganistan’daki iktidar değişikliği ve Sovyetlerin işgali sonucunda ABD, diğer batılı devletler ve Suudi Arabistan gibi devletler Sovyetlere karşı mücadele eden mücahit gruplara destek vermiştir. İlerleyen yıllarda mücahit gruplar bir şekilde Pakistan sınırları içinde eğitim olanakları ve lojistik destek bulmuştur. Nitekim daha sonraları Taliban ve El-Kaide gibi örgütlerin de Pakistan sınırları içerisinde bir şekilde destek buldukları iddia edilmiştir. (3) Pakistan içindeki dini ve etnik çeşitliliğin bulunması Hindistan’ın hareket kabiliyetini yükseltmektedir. Pakistan ise doğu bölgesindeki Belucistan, kuzey bölgelerdeki Peştun ve diğer etnik sorunlarda Hindistan’ın etkisi olduğunu ileri sürmektedir. Hindistan, Keşmir bölgesindeki militanların ve Asam bölgesindeki silahlı militanların eğitiminden ve örgütlenmesinden Pakistan Askeri İstihbarat Örgütü ISI’yı (4) suçlamaktadır. Pakistan ise ülke içindeki etnik karışıklıklardan Hindistan İstihbarat Örgütü RAW’ı (5) sorumlu tutmaktadır.

Başlangıcından Günümüze Keşmir Meselesi
Hindistan ve Pakistan arasındaki hiçbir mesele Keşmir meselesi kadar husumet meydana getirmemiştir. Hindistan’ın 1947 yılında Hindistan ve Pakistan adıyla iki ülkeye bölünmesinden beri Keşmir konusundaki ihtilaf iki ülke arasındaki en önemli anlaşmazlık olarak varlığını sürdürmektedir. İki ülke Keşmir Sorunu yüzünden üç kez (1947-48, 1965 ve 1971) savaşmıştır. Ayrıca 1998 ve 2002 yıllarında iki ülke savaşın eşiğine gelmiş, uluslararası çabalar sonucunda sıcak çatışma önlenmiştir.
Yapılan savaşlar ve şimdiye kadar sürdürülen müzakerelerden bir sonuç alınamayarak sorun altmış yıldan beri varlığını sürdürmüştür. Keşmir bölgesinin üçte ikisi Hindistan, üçte biri ise Pakistan’ın denetimindedir. Pakistan, 1963 yılında kendi denetimindeki bölgeden küçük bir kısmını Çin Halk Cumhuriyeti’ne vermiştir. (6) Böylece Çin Hükümeti, Tibet ve Sing Yang eyaletlerini birbirlerine karayoluyla bağlama fırsatını elde etmiştir.
Yeni Delhi, millet oluşturma sürecinde Keşmir bölgesinin laik bir devlet düzeni kapsamında Hindistan’ın içinde gelişeceği ve ilerleyeceği tezini öne sürerken Pakistan bu bölgenin nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğunu belirterek kendisine bağlanmasını talep etmektedir. Nitekim 1941’de İngilizler tarafından Keşmir bölge genelinde gerçekleştirilen nüfuz sayımında bölge nüfusunun %77’sinin Müslüman %20’sinin ise Hindu olduğu belirlenmiştir. Bugün Hindistan’ın kontrolünde bulunan Keşmir vadisinde ise aynı nüfus sayımına göre Müslümanlar toplumun %93’ünü Hindular ise %3’ünü oluşturmaktadır. Pakistan hükümeti Keşmir konusunu uluslararası arenaya taşıyarak uluslararası kuruluşların denetiminde bölgenin geleceğiyle ilgi bir halk oylaması yapılması gerektiğini ifade etmektedir.
Hindistan, Pakistan’ın bu talebi karşısında böyle bir halk oylamasını kerhen de olsa kabul etmiştir. Nitekim Birleşmiş Milletler’e bağlı Hindistan ve Pakistan Komisyonu 13 Ağustos 1948 ve 5 Ocak 1949 tarihlerinde kabul ettiği kararlarla referandumun yapılmasını kararlaştırmıştır. Ama günümüze dek şartlar bu referandum için uygun olmamıştır. Hindistan Keşmir’in mülkiyeti konusunda Maharaca Senedi’ni ileri sürerek daha konu Birleşmiş Milletler’e taşınmadan önce Keşmir’in kendilerine ait olduğu tezini savunmaktadır. Hindistan’a göre halk oylamasının gerçekleşmesi için Pakistan ordusunun “işgali” altında bulunan bölgelerden Pakistan askerlerinin çekilmesi gerekmektedir. Ayrıca Hindistan; Keşmir üzerinde hak iddia ederken, Keşmirlilerden oluşan bir temsilciler heyetinin 17 Kasım 1956 tarihinde bu eyaletin Hindistan’a bağlanması konusunda aldıkları kararı öne sürmektedir. Pakistan ise bu kararları kabul etmemektedir.
İki ülke arasında yaşanan 1971 savaşından sonra 1972 yılında Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde Keşmir’de Simla ateşkes hattı oluşturulmuştur. İki ülke bu kararı kabul edince normalleşme sürecinin başlaması için önemli bir adım atılmış oldu. Açıkçası böyle bir ortama gelinmesi 1971 savaşında Pakistan’ın Hindistan karşısında aldığı yenilgi ve Hindistan’ın askeri üstünlük sağlaması sonucunda gerçekleşmiştir. 1971-89 yılları arasında Pakistan, Keşmir sorununa yalnızca sözlü olarak eğilebilmiştir.
1984 yılında ise Keşmir’in dağlık bölgelerinde bulunan Siyaçin bölgesi sorunu ortaya çıkmıştır. Dev buzullarla kaplı olan bu coğrafyada sınırın somut nesnelerle belirgin hale getirilmesi mümkün olmadığından bu bölgenin hâkimiyeti konusu anlaşmazlığa neden olmuştur. Buzullara tırmanmak isteyen dağcılar yıllarca bölgeye gitme iznini Pakistanlı makamlardan almakta idiler. Yine Pakistan tarafından ülke içinde ve dışında yayınlanan atlas ve haritalarda bu bölge Pakistan sınırları içinde gösterilmekteydi. Tüm bunlara Hindistan’ın itiraz etmemesinden dolayı bölge Pakistan’ın egemenlik alanında sayılmaktaydı. Yine 1949 Karaçi Antlaşması ve 1963 Çin-Pakistan Sınır Antlaşması metinlerinde kullanılan ifadeler ile bu bölgenin Pakistan’a ait olduğu tezi kuvvet kazanmıştır.
1947’den 1987’ye kadar olan süreçte Hindistan bölgede askeri birlikler kurmuştur. Ama en önemli girişim Aralık 1984’de Hindistan’ın buzlarla kaplı dağlık Karakurum bölgesine bir tabur asker yerleştirmesidir. O tarihten beri bölgenin hâkimiyeti konusunda ihtilaflar süregelmiştir. (7) 1989 yılında Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde dini bir sürtüşme sonucunda büyük bir kargaşa meydana gelince Pakistan 1971’den beri uğradığı hakaretlere misilleme olarak Müslüman isyancılara sahip çıkmış ve maddi destek vermiştir. Pakistan’ın yardımı hadiselerin büyümesine neden olmuştur. Pakistan’da faaliyet gösteren ve dini kimlikleriyle ön plana çıkan Tayyibe Ordusu ve Ceyşi Muhammed (Muhammed’in Ordusu) gibi örgütler müdahil olunca olaylar dini çatışmaya dönüşmüştür.
1990’lı yıllarda Keşmir bu örgütlerle Hindistan güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara sahne olmuştur. Hint güvenlik güçleri tamamen olmasa da bu örgütleri yenilgiye uğratmıştır. (8) İki ülke arasındaki ateşkesi sağlayan Simla Antlaşması’na rağmen ihtilaflar ve Keşmir konusundaki çekişme hız kaybetmeden sürmektedir. Pakistan bütün bölgeyi kapsayacak bir halk oylaması yapılması tezini Hindistan’a kabul ettirememenin sıkıntısını yaşarken Hindistan konuyu ulusal güvenlik bağlamında çok hassas bir konu olarak değerlendirmektedir. İhtilaflar sürerken yeni gelişmeler süreci başka boyutlara taşımıştır. Bunların başında bölgedeki nükleer faaliyetler gelmektedir.
1999 yılında bir grup Pakistanlı yanlarına Afgan ve Keşmirli silahlı birlikler alarak dağlık Siyaçin buzul bölgesindeki askeri tesisleri işgal etmiştir. Hint askerleri yaz boyunca kullandıkları bu tesisleri kışın terk etmekteydi. Hint ordusunun ve istihbaratının bu harekâttan habersiz olması ülkede şok etkisi meydana getirmiştir. Hindistan ordusu Pakistanlı militanları bu tesislerden çıkarmakta yetersiz kalmış hatta Pakistanlı birlikler üç Hint savaş uçağını düşürmüştür. Bunun ardından Hindistan diplomatik girişimlerini artırarak Pakistan’a tesisleri boşaltması için uluslararası baskı uygulamaya başlamıştır.
Uluslararası camianın baskısı sonucunda Pakistanlı birlikler bu bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Birlikler, geri çekilme sırasında önemli zayiatlar vermiştir. Hindistan, bu süreç sonucunda bölgede tekrar hâkimiyet kurmasını önemli bir başarı olarak göstermiştir. (9) Açıkçası bu hadisenin iki ülkenin nükleer silah elde etmesinden sonra meydana gelmesi dünya kamuoyunu çok tedirgin etmiş ve bu nedenle büyük devletler olayın daha fazla derinleşerek iki ülke arasında sıcak bir çatışmanın meydana gelmesini önlemeye gayret etmiştir. İki ülke arasındaki diğer bir kriz 13 Aralık 2001 tarihinde meydana gelmiştir. O tarihte Ceyşi Muhammed ve Tayyibe Ordusu’nun silahlı militanları başkent Yeni Delhi’de milletvekillerinin toplantıda bulunduğu sırada Hint parlamentosuna bir saldırı gerçekleştirmiştir.
Hindistan bu terörist eylemlere karşı çok sert tepki göstererek sınır boylarındaki askeri birliklerde olağan üstü hal ilan etmiştir. 2002 yılının başlarına dek iki ülke sıcak bir çatışmanın eşiğinde gibi askeri birliklerini hazır bulundurmuştur. Uluslararası kuruluşların girişimleri ve ABD’nin Ceyşi Muhammed ve Tayyibe Ordusu’nun terörist gruplar kategorisine almasından sonra iki ülke arasındaki sıcak çatışma ortamı biraz yumuşamıştır.
Olaylar yatışınca iki ülke arasındaki görüşmeler yeniden başlamış ve aşağıdaki hususlarda fikir birliğine varılmıştır:
1. Bütün cephelerde ateşkesin sağlanması,
2. Kontrol noktalarının belirgin bir şekilde oluşturulması,
3. Keşmir’in başkentleri, yani Hindistan kontrolündeki bölgenin başkenti Srinagar ve Pakistan denetimindeki bölgenin başkenti Muzafferabat şehirleri arasında irtibat yollarının açık tutularak otobüs seferlerinin düzenlenmesi,
4. Her iki bölgede faaliyet gösteren siyasi parti üyelerinin Pakistan’a giriş çıkışlarına izin verilmesi.
2002 yılından itibaren Pakistan hâkimiyetindeki Keşmir’den Hint bölgesine sızmalar giderek azalmıştır. Hindistan hâkimiyetindeki bölgede 2002 yılında adil sayılabilecek bir seçim sonucunda yerel hükümet oluşturulmuştur. Buna rağmen bölgede Hint Hükümetine karşı dönem dönem ayaklanmalar ve isyanlar gerçekleştirilmiştir. Hindistan bölgenin istikrarı ve güvenliği için 250 bin kişilik düzenli bir ordunun yanı sıra 100 bin kişilik bir milis gücünü de bölgede kullanmaktadır. 2005 yılının Kasım ayında başkent Yeni Delhi’deki patlamalar ve yine 2008 Kasım ayında Hindistan’ın en önemli ticari ve siyasi kenti olan Bombay’daki bombalı saldırıların Pakistan ve bu ülkenin desteklediği Keşmirli militanlarca gerçekleştirildiği yönündeki iddialar iki ülke ilişkilerini derinden etkilemiştir.
O tarihten günümüze dek iki ülke arasındaki ilişkilerde dönem dönem gerilim yükselse de genel olarak diyalog kapısı açık tutulmuştur. İki ülke arasındaki sorunlara ek olarak Afganistan’ın ABD işgaline uğraması, NATO’nun özellikle Kuzey Pakistan’daki aşiretler bölgesi Veziristan’da sivil yerleşim birimlerine saldırı düzenlemesi, Çin ve diğer büyük devletlerin bölgedeki etkinlik ve mücadele arayışları, iki ülke arasındaki nükleer yarış, konvansiyonel ordularının gelişmesi, Hindistan’ın teknolojik ve askeri sahalarda önemli gelişmeler göstererek bölgesel bir güç olma isteği ve benzeri pek çok sorun önümüzdeki dönemde Pakistan ve Hindistan ilişkilerini derinden etkileyecektir. Umarız iki ülke arasındaki sorunlar diyalog çerçevesinde ele alınıp diplomatik yollardan çözüm yolu bulur.
⏺Hocalı'yı soykırım olarak tanıyan ilk ülkedir Pakistan,
⏺Ermenistan'ı tanımayan ülkedir Pakistan,
⏺İsrail'i tanımayan ülkedir Pakistan'
⏺Rusya Krizinde, "Türkiye'nin nükleer silahı yoksa, bizde var" diyen kardeş ülkedir Pakistan,
⏺Türk İstiklal Savaşı'nda ziynet eşyalarını satarak Türkiye'ye gönderen koca gönüllü halktır
⏺17 Ağustos depreminde kapı kapı gezerek Türkiye için yardım toplayan İkbal'in devletidir Pakistan
⏺"Pakistan, Türkiye'nin doğudaki vilayetidir" diyen Cumhurbaşkanı Ziya Ülhak'ın devletidir Pakistan..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Çiçekli - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?