“Beka” sorunu ciddiye alınmalı.

Başkan Erdoğan AK Parti’nin seçim manifestosunu açıkladığı programın ardından önceki gün çıktığı bir televizyon programında yinelediği “beka” meselesinin üstünde bu kadar durmasının arkasında ne yatıyor?

 Erdoğan’ın  “Cumhur İttifakı’nı” kastederek:” İnşallah pazara kadar olmaz, mezara kadar olur” söylemi bir endişenin sonucu muydu?

Bir endişeden söz edeceksek, boyutu nedir?

Bir tehditle mi karşı karşıyayız?  Eğer böyle ise tehdit nereden geliyor?

 Yoksa Erdoğan karşıtlarının iddia ettiği, gibi salt siyaseten kazanım elde etmek ve iktidarını sürdürmek için toplumda yayılmaya çalışılan bir korku mudur?

Ben, Türkiye’nin bir beka sorunu ile karşı karşıya olduğu kanaatinde olanlardanım.

“Beka” sorunu sulandırılıyor.

Türkiye’nin “Beka sorunu  yoktur”. Erdoğan, iktidarını sürdürmek için seçmenini konsolide  etmek için beka sorununu ortaya atıyor diyen çevreler,  gelmekte olan tehdidi gözlerden kaçırmak ve halkımızın gerçek senaryoyu görmesinin önüne geçmek arzusundalar.

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdit sanılandan da büyük olduğunu düşünüyorum. Siyonizm’in ve vahşi Emperyalizm’in hizmetkârları kendilerine biat etmeyenleri ve kaynaklarını sömürmelerine izin vermeyenleri, Venezuela örneğinde olduğu gibi yok etmeye çalıştıkları bilinen bir gerçektir. Her şey insanların gözleri önünde cereyan ediyor.

Beka meselesi bugün başlamış da değildir. Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke menfaatlerini, Siyonizm’in ağa babalarının menfaatinden üstün tutmasıyla başlayan rahatsızlık;  bölgesel ve küresel meselelerde inisiyatif  almaya başlamasıyla zirve yaptı..

Sınırlarımızın dışında, Suriye topraklarında “küresel aktörler” adına  vekâlet savaşı sürdüren terör örgütlerine yönelik gerçekleştirdiğimiz “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekatları gerçekleştirildi. Türkiye’nin, Fırat'ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmak için geniş kapsamlı bir harekāt  için hazırlık yapılıyor. Erdoğan’ın, BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi (ABD, Rusya, İngiltere, Çin, Fransa’nın) BM'yi etkisiz hale getirdiğini dile getirerek, “dünya 5'ten büyüktür" çıkışını yaptı.  Katar’a yönelik ABD öncülüğünde Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerin gerçekleştirmeye çalıştıkları darbe girişimine Türkiye’nin asker göndererek engel olması. Suriye’de siyasi çözüm için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile birlikte,  ABD’yi karar mekanizmasının dışında bırakarak çözüm arayışın girmesi.  Fırat'ın doğusunu YPG/PKK bölücü terör örgütünden kurtarmak için geniş kapsamlı harekat için gün sayıyoruz. Tüm bunlar ve benzer diğer birçok eylem ve söylemler Siyonist küresel aktörleri çileden çıkardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 10 yıl önce “Dünya Ekonomik Forumu'nda” söylediği ve tüm dünyada büyük yankı uyandıran "one minute" çıkışının ardından, terör devleti İsrail’in eli kanlı Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e dönerek yüksek sesle: "Sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum." ayarı bardağı taşıran son damla olmuştur.

 Zulme ve zalime karşı sözünü esirgemeyen Recep Tayyip Erdoğan, “öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” haykırışı Peres’in şahsında “Siyonizm’e ve onun hizmetkârları olan efendilerineydi.

Mesajda zaten yerine ulaşmıştı. Mesajı alan küresel güçler Erdoğan’a yönelik operasyonlar serisini başlatmak için fazla beklemediler. Erdoğan’ı devletin başından indirerek Türkiye’yi yeniden “Siyonizm’in” dümen suyuna sokma için ilk büyük operasyonlarını 2013’ün Ağustos ayında, ağaçları bahane ederek “Gezi Kalkışması” ile gerçekleştirdiler.  

Milliyeti ‘Türk’, dini ‘Müslüman’!

‘Alınları secdeye değen’ FETÖ Örgütü’ne mensup Siyonizm’in 50 yılda itinayla yetiştirdiği ve devletin kılcal damarlarına nüfus ettirdikleri militanları eliyle gerçekleştirdikleri Gezi Olayları’nın ardından aynı örgütün öncülüğünde 17/25 Aralık “Polis-Yargı Darbesi” devreye sokuldu.

Bu iki kalkışmadan da başarısız çıkan “Küresel Aktörler” ve yerli işbirlikçileri elbette vazgeçmediler.  2015 yılının Eylül ayında Diyarbakır'ın Sur ilçesinde terör örgütü PKK teröristlerini kullanarak hendekler kazmaya başladı. Buralarda yapılan operasyonlarda 400’ün üzerinde emniyet görevlimiz şehit oldu.  Ancak bu oyun da tutmamıştı. Türkiye, teröristleri açtıklara çukurlara gömdü.

Bir sonraki operasyonun kahramanı Demirtaş, Kürtleri kışkırtarak sokağa davet etmesi üzerine yaşanan “6-8 Ekim Olayları” 53 Kürt vatandaşımızın katledilmesiyle sonuçlandı.

6-8 Ekim Olayları da Erdoğan’ı devirmeye yetmemişti. 15 Temmuz’da 50 yıldır ordumuza sızan FETÖ militanlarını kullanarak darbe girişiminde bulundular. 248 vatandaşımızın şehit olduğu ve 2000’nin üzerinde vatan evladının yaralandığı alçak işgal girişimi Allah’ın yardımı, Erdoğan’ın cesareti ve milletimizin kahramanlığı sonucu amaçlarına bir kez daha ulaşamadılar.

En son “Döviz Kuru” planı devreye sokuldu. Türkiye ekonomisine yönelik başlatılan kur saldırısı Türkiye’yi derinden sarstı. Kur artışını bahane ederek zam sağanağı başlatılması ekonomimizi olumsuz etkiledi.

Bir taraftan ülke içinde operasyonlar çekiyor, diğer taraftan Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG-PKK’ya kurdurulmak istenen terör koridoru üzerinden Türkiye’yi tehdit ediyorlar.

Son oyun…

 Kurla oynama, stokçuluk ve fırsatçılığı teşvik ederek halkın hayat pahalılığından duyduğu rahatsızlığı kaşımak ve algı oluşturarak yerel seçimlerde AK Parti’yi tökezletmek.

Peki ya sonra?

Sonra yapılacak ilk iş Erdoğan’ın meşruiyetini sorgulamak olacaktır. Erdoğan’ı seçime gitmesi için zorlayacaklar. İstediklerini elde edemedikleri takdirde ise ikinci bir ‘Gezi Kalkışması’ deneyecekler. Erdoğan’ı seçime gitmemekle suçlayarak tekrardan “diktatör” söylemleri kürsülerde ve meydanlarda dillendirilecek.

Avrupa’da aylardır süren “Sarı Yelekliler” hareketi Türkiye’de istenilen etkiyi gösterdiği takdirde Venezuela’da yaşanmakta olan gelişmelere benzer bir durum bizde de yaşanma riski oldukça yüksektir.

Biraz iddialı olacak belki ama böyle bir planları olduğundan şüphe duymuyorum. Zira bundan da başka çareleri kalmadı. Her şeyi denediler.

Venezuela’daki ABD yanlısı muhalefet ‘liderinin’ üstlendiği görevi, Türkiye’de “Millet İttifakı” üstlenir mi?

Türkiye’yi devamlı Batı’ya şikayet eden, ülkenin başına yıllardır bela olan terör örgütünün eli kanlı teröristlerin cenazesinde boy gösteren, terör örgütünün siyasi ayağı ile işbirliği yaparak Erdoğan’ı devirmenin hesabını yapan ve 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden hemen önce, “Gör bak neler olacak ben başbakan olacağım” söyleminde bulunan bir muhalefet anlayışının olduğu bir ülkede “Juan Guaidolar “ kolay bulunacaktır. Venezuela’da, kendi bayrağını indirip ABD bayrağını asan ve ülkesine müdahale edilmesini arzu eden kansızlar gibi, bizde de bu görevi üstlenecek çok sayıda hain var. Böyle bir muhalefet, Türkiye’ de olası bir Amerikan müdahalesine karşı çıkacağını sanmıyorum.

Sokakları harekete geçirme hayali kuran dış güdümlü “kirli ittifakın” yegâne hedefi, Erdoğan’ı meşru yöntemlerle alt edemedikleri için gayri meşru yöntemlerle de olsa düşürmektir. Sosyal medyada 1 Nisan’a vurgu yapılıyor olması bu anlamda manidardır. Bu tarihte gerçekleşir mi bilemem, ama bir kalkışmanın bu ülkede er ya da geç denenecektir.

Erdoğan'ın devrilmesinden sonra yerine koyacakları "kukla" hükümet için hazırlıklar tüm hızıyla devam etmektedir. Başında Abdullah Gül'ün olacağı konuşulan yeni parti için kulis çalışmaları yapılıyor. AK Parti'den birçok kişinin ikna edilmesi için, eski AK Partililer hummalı bir çalışma içinde! 

Cumhur İttifakı’nın iki lideri de bu gerçeği gördükleri için devamlı “beka” sorununu gündeme getirme ihtiyacı duymaktadırlar. Erdoğan, tehdidin uzun süreçli olacağı kanaatine varmış olacak ki birlikteliğin  “pazara kadar değil, mezara kadar” olması gerektiğini dile getirmektedir.

Peki, Türkiye’ye yönelik bir dış müdahale söz konusu olabilir mi?

Kirli ittifak, halkın bir bölümünü sokaklara çıkmaya ikna edebilir ve sokaklarda kaos ortamı oluşturabilirse,  dışarıdan fiziki bir müdahale gelebilir. ABD’nin, bağımsız bir ülkeye hukuksuz ve pervasız saldırısı gözü dönmüş küresel güçlerin nelere kalkışabileceğinin bir ispatıdır. Dünyanın gözünün içine baka baka, bir ülkede halk tarafından seçilen lider alaşağı ediliyor. Demokrasi palavrası ve “diktatör” algısı oluşturularak ülkenin zenginliklerine el konulmak isteniyor.

Bize karşı buna cesaret edemezler demeyin. Fırsatını yakaladıkları an bu imkânı değerlendireceklerinden emin olabilirsiniz.

Türkiye’ye yönelik bir ayaklanma ve sonucunda da bir dış müdahaleyi mutlaka deneyeceklerdir. Allah’ın izniyle başaramayacaklardır. Zira bu aziz millet Venezuela halkına benzemez. İstiklal ve istikbali için canını vermeye hazır aziz milletimiz en büyük güvencemizdir.

MEHMET ZENGİN

07.02.2019

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Zengin - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (544) 375 03 30
Reklam bilgi

Anket SİZCE SEÇİME ŞAİBE KARIŞTI MI?