"keşke biraz da haddini bilsen” 

Es/Selamü Aleyküm ve Rahmetullah'i Veberakatüh'ü..
سْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم. 
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN ADIYLA .
Kimin gönlündesin? Kimi yaktın? ezelden bu güne?
hangi yürek dayandı ki buna? Nerde o AŞK nerde?
Çöller gezen mecnun'damı? Dağları delen Ferhat'tamı?
Şems'de eriyen Mevlana'damı? Allah diyen dildemi?
O dil benim AŞK'ım...Zikir ...eden dudaktamı?
O dudak benim AŞK'ım...Allah diyen yürektemi?
O yürek benim AŞK'ım...AŞK'tır ibadeti ibadet yapan,
AŞK'tır kulu kul yapan...AŞK'tır Aşığa ma'şuğa bulduran...
AŞK'ın varsa bulursun, bulursan kurtulursun...
AŞK'ın yoksa...SEN yoksun YOKSUN...YOKSUN!


Habibim Seni Seven Beni SeveR
Seni bilen beni bilir
Seni bulan beni bulur
Beni görür;
Seni sevmeyen Beni Sevemez,Seni bilmeyen
Beni bilemez,Seni bulamayan Beni bulamaz.”
“ALLAH’ı seviyorsanız Bana tâbî olun” buyurmuş

Öyleyse: “Kulum Beni Sev Sevdiklerimi Sev, kullarıma Sevdir.”

 

Yeni günün ilkinde
Affet bizleri
İman 
İhlas
Salih amel
Hayırlı ilim
İstikamet!
Hepsine çok muhtacız
Bize bunları ikram eyle
Bize hidayet eyle
Rızkımızı en temizinden
En bolundan ikram eyle!
Ümmete merhamet eyle
Ümmeti mağfiret eyle
Ümmeti galip eyle!

Benim ecdadım zafer garantili savaşlara girmedi , Benim ecdadım zaferle değil ; seferle emrolunduğunu biliyordu..
Bizde zaferle değil, seferle emrolunduğumuzun bilinciyle sırat-ı müstakimden ayrılmadık..
Çünkü biz, İNANIYORUZ
Çünkü biz, GÜÇLÜYÜZ
Çünkü biz, HAKLIYIZ
Biz, mukaddes yükün hamallarıyız,sonunda ne rütbe beklentimiz var,ne de mal..
Şan, şöhret,makam,mevki peşinde koşanlarla aynı safta yer almadık, alamayız.
Biz kutlu bir emanetin bekçileriyiz.
Bizim safımız; emanet bekçilerinin safıdır.
Bizim safımız; haysiyet savaşçılarının safıdır.
Bizim safımız; Hz. İbrahim'in ateşine su taşıyan karıncanın safıdır.
Bizim safımız; inanmadığım yolda milyonlarla yürüyeceğime, inandığım yolda tek başıma yürürüm diyen Cennet mekan Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu'nun safıdır!..

Bir söz var bizler için mihenk taşı olan; “Türkiye’nin ve Dünyanin yarınlarında aydınlık yüzler görebilmenin ön koşulu, bugün Şeyhanli çocuklarımızı ve Gençlerimizi her anlamda en iyi şekilde yetiştirebilmektir.Allahin Rızasını kazabilmek,Ailemize, Seyyid ve Şerifleri biraya getirme."Bu söz bizim için referans hükmündeydi ve 2015 yılından beri kadar birçok Yardım ,destek,iaşe ,aynı nakti yardım konusunda ve bize bir şekilde ulaşan herkesin yüreğine dokunduk ve imkanlarımız ölçüsünde destek olma gayretinde olduk.

2 üniversite bitirdiğini ve dört lisan bildiğini söyleyip böbürlenen birine “keşke biraz da haddini bilsen” demek zorunda kalmıştım...

Âlime sormuşlar: “Efendim en iyi neyi bilirsiniz?” 

Âlim iki kelimeden oluşan kitaplık bir cevap vermiş: “Haddimi bilirim!” 

Haddini bilmeyen nice âlimin silinip gittiğine şahidim. Bunun sebebini bize Yunus Emre açıklıyor:

“İlim ilim bilmektir/İlim kendin (haddin) bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır?”

Bu konuda Sultan II. Abdülhamid’e izafe edilen bir söz var ki, hakikatin tâ kendisidir: “Bilmek güzeldir: Haddini bilmek ise daha da güzeldir!”       

“Adam olma”nın kuralları aslında çok basit: Saygını koruyacaksın, sevgini göstereceksin ve haddini bileceksin!

“Haddini bilmek gibi irfan olmaz” demişler. Had bilmeye “İslâm’ın altıncı şartı”da derler ya hani, o kadar önemli.

Haddini ve kadrini bilene Hz. Âli Efendimiz’in duası var: “Kadrini bilene, haddini bilene, aczini bilene ve sözünü bilene Allah Rahmet eylesin!”

“Adam” olmayaen büyük engel, gurur:Gurur aynı zamanda insanı had bilmezliğe de sevk eder.      

Toparlayalım: İlminiz var da irfanınız yoksa, paranız var da şükrünüz yoksa, şöhretiniz var da hikmetiniz yoksa, makamınız var da kıymetiniz yoksa, yok sayılırsınız! 

Meşhur kıssadır: Kendisinden bir şey isteyip istemediğini soran İmparator İskender’e, “Gölge etme başka ihsan istemez” diyen meşhur filozof Diyojen(Diogenes), gün ortası elinde fenerle dolaştığını görenler hayretle sormuşlar:

“Ne yapıyorsun?”

Cevap ezeli hasretimizi arayışın simgesi gibidir: “Adam arıyorum!”

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri de aynı gerçeği daha mütevazı ve Müslümanca ifade etmiyor mu? O da gün ortası sokaklara düşmüş, o köşe senin bu köşe benim, fellik fellik bir şeyler arıyor...Koskoca âlimin bu arayışını merak edip, sormuşlar: “Hayrola, ne arıyorsun?”

“Kendimi” demiş, “kendimi arıyorum, gören var mı?” 

Eski insanla yeni insan arasındaki asıl fark burada sanırım: Zamane insanları başkalarının kusurlarını aramaktan, kendilerini aramaya (düşünmeye ve idrak etmeye) fırsat bulamıyor. Dolayısıyla kendini de bulamıyor... Dünya, kendini kaybetmişler dünyası!

Eski insanımız yine de talihliydi, hiç olmazsa önlerinde örnek alınabilecek seviyeli insanlar vardı. Şimdiki insanımızda bu da yok. El yordamıyla yaşıyoruz!

Politikacılar kavgalarıyla terör estiriyor... Terör ise her türlü ahlâksızlığa çanak tutuyor. Medya siyaset, futbol, magazin, terör ve ekonomi tartışmaktan, bunların üreten olgulara değinmeye fırsat bulamıyor!

Oysa dünyanın temel sorunu, insan! Ülkeler “adam gibi adam” yetiştiremiyor.

Maddî mülâhazalar mânevî dünyayı aşındırmış. Manevi dünyası aşınmış toplumlarda “her yol mübah”, “her şey meşru” anlayışı yaygınlaşır: “Günah-sevap”, “meşru-gayrimeşru”, “iyi-kötü” ayırımı ortadan kalkar... 

“Çok para kazanmak” tek değer ve tek amaç haline gelir. Tabiatıyla uyuşturucu kaçakçılığı ile silâhlı terör dâhil tüm uygunsuzluklar ve yolsuzluklar artar.

Her şeyi para belirliyor. Fazilet bir eski zaman hasreti gibi: Etrafımız tümüyle endeks. Dindar ailelerin ağzında bile ekonomik terimler dolaşıyor. 

Artık “adam olmak”değil, “zengin” olmak önemli! 

Başta komşuluk olmak üzere temel hasletlerimiz bir biri ardına ölüyor. Aile içi ilişkilerimize bile menfaat hâkim: Zaten evlilikler de ekranlarda yapılıyor.

Eskiden böyle miydik?.. Ne daracık evlerde ruhu sıkan eşyaların saltanatı, ne başköşede zehir kusan televizyon, ne tüm varlığımızı kontrol eden internet ve cep telefonu, ne görenek belâsı alınıp vitrinlere dizilen incik-boncuklar, ne hızlı, ama sorumsuz hayatın getirisi olan trafik kazaları, ne uyuşturucu bağımlılığı, ne birahane-diskotek tuzağı vardı...

İki kilim, üç somya, birkaç sandalye ile daha mutluyduk!  Otomobilimiz yoktu, ama bacaklarımız sağlam, havamız temizdi...

Şimdiki “Site”lerin ve “Rezidans”ların yerinde, cephesi kıbleye bakan bahçeli, evlerden oluşan mahallelerde otururduk...ALINTI..

Allaha emanet olun selam ve dua ile..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Çiçekli - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?