MÜMİN VE VATAN

SELAMINALEYKÜM. ALLAH'IN RAHMETİ BEREKETİ MAĞFİRETİ NURU ÜZERİNİZE OLSUN Üstün yeteneklerle donatılarak yaratılmış olan biz insanoğlu, sahibi olduğumu...

SELAMINALEYKÜM.

ALLAH'IN RAHMETİ BEREKETİ MAĞFİRETİ NURU ÜZERİNİZE OLSUN

Üstün yeteneklerle donatılarak yaratılmış olan biz insanoğlu, sahibi olduğumuz akıl ve irade nimetleriyle de bize bu olağanüstü imkan ve kabiliyeti vereni bilme, bulma ve bizden ne istediğini tespit ederek ona yakın olma gibi bir arayışın da içindeyiz. Çünkü vareden kudret sahibi, yarattığı insanın genlerine kendisini bilme, bulma ve onunla hoş bir irtibat içinde olma meylini de nakşederek yaratmıştır.Kul ve kulluk kelimeleri, mana itibariyle teslimiyet ve itaat anlayışından başka şefkat, merhamet ve himaye anlamlarına da gelmektedir. İnsan bütün samimiyeti ve tevazuu ile yaratanını bilir, ona yönelir ve ona sığınma ihtiyacı hissederse, yaratan da onu koruması altına alır ve ona merhamet eder. Hazreti Peygamber sürekli olarak Allah’ın kulu olduğunu iftiharla söyler ve bunu sık sık tekrarlardı. Özellikle kudsi hadis metinlerinde  Allah celle celalühü sevdiği insanlara "kulum, kullarım" şeklinde hitab ederek onları onurlandırmaktadır. Yine arif bir zata sohbet esnasında "Efendim Allah Teala size ey kulum dünyada benim için ne yaptın diye sorsa siz ne cevap verirsiniz?" diye bir soru yöneltilmesi üzerine o zatı muhterem “ah Rabbim bana kıyamet gününde bir kez ‘ey kulum dese’  bu bana yeter, yeter ki Rabbim bana kulum desin gerisi sorun değil" diye cevap verir.Allahü Zülcelal kulum diye hitabına mazhar olmak için hangi eylem ve davranışların kulluk içinde, hangi davranışların kulluk sınırları dışında olduğunu bilmek gerekmektedir. Allah’a kul olma bilincini bizlere yaşadığı hayatla en güzel bir şekilde gösteren Allah’ın Resülüdür.

Hayatının bütün aşamalarında sevgi ve merhamette, ibadet ve taatta, yardımlaşma ve kardeşlikte, rahat ve sıkıntılı zamanlarında bile adalet anlayışından ayrılmamasında, Allah için adaleti ikame etmede, farz olan ibadetlerde titiz olmada, mazlum ve mağdurlara el uzatmada bir ömre sığabilecek en nadide davranışların her alanında  Onu görüyor ve Onu biliyoruz. Onun en mükemmel bir ahlak üzere donatıldığını Allah (cc) “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin” buyurarak desteklemektedir. (Kalem Suresi, [68:4])Öyleyse Allah’ın rahmetine engin bağışına ulaşmanın yolu; önce kul olduğumuzu, kudret sahibi yaratanımıza dünya ve sonrasındaki ebedi hayat için kesinlikle muhtaç olduğumuzu bilip, onun peşinden samimi kulluğun doğru değerlerini de ehli sünnet anlayışına sahip ehil ağızlardan öğrenip, Allah’ın Resülünü örnek alarak, ashabı kiram efendilerimizin yaptığı gibi, Allah dostlarının seçkin hayatlarında yaşadıkları gibi yaşamaya çalışmakla olacaktır. Beş vakit namazı eda etmeden, zengin ise zekatını vermeden, sağlığımız yerinde ise Ramazan ayında oruçlarımızı en güzel şekilde tutmadan, çevremizde yaşanan insanlık dramlarına gücümüz var olduğu halde medeni tepki gösterme gücümüzü hayata geçirmeden, hastalık, bela ve musibetlere sabrederek manevi duruşumuzu en asil bir şekilde sergilemeden, Rabbimize samimi kul olduğumuzu ifade edersek, doğruyu söylememiş oluruz. Bir bakıma  kendimizi avutmuş oluruz.,

Gündelik hayatındaki işlerde doğruluk üzere olan, ibadet ve taatlarında ihlas, ihsan ve samimiyet bilinciyle kulluğunu yapan erkek ve kadınları Allah (cc) mükafatlandıracağını şöyle beyan eder: “İman edip iyi işler yapanların kötülüklerini elbette örteriz ve onlara yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.”(Ankebut Suresi, [29:7]) Nur Suresi’nde de mealen “Allah sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği İslam dinini onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaat etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler. Hiç bir şeyi bana eş tutmazlar.” (Nur Suresi, [24:55]) buyurmaktadır.

Bu ayetlerden anlaşıldığına göre iman etmiş olan erkek ve kadınlar, dünya hayatının her aşamasında; sağlıkta, hastalıkta, zenginlikte ve fakirlikte Allah (cc)’a samimi olarak kulluk görevlerini yaparlarsa, onların dünyada koruyucu ve yardımcıları olacağını, hata ve kusurları olursa bağışlayacağı garantisini veriyor. Dünyada imani değerlere göre hayatlarını şekillendirdikleri, kendileri ve Rabbiyle barışık, iç huzuruna sahip, topluma artı değer üreten, olmadığı zaman aranan, varlığında faydalanılan, vefatında ise cennete ve ilahi rahmete kavuşan insan olacaktır. Unutmayınız esas hürriyet Allah’ın çizdiği sınırlar içinde yaşamakla olacaktır. Nefsin, şeytanın ve sınır tanımayan bir takım anlayışların insana vereceği sadece eziyettir, mutsuzluk ve huzursuzluktur. Rabbimize

samimi kul olalım ki kurtuluşa erelim.

Resûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz, bir gün ashâbıyla birlikte bir kabristana uğradı. Orada medfun olanlara, “Allah’ın selamı size olsun ey Müminler diyarının sakinleri! Biz de bir gün inşallah sizlere kavuşacağız.” şeklinde selâm verdi. Sonra sözlerine, “Benden sonraki kardeşlerimi görmüş olmayı ne kadar da çok arzu ederdim.” şeklinde devam etti. Bu sözü işiten ashâb, “Biz senin kardeşlerin değil miyiz yâ Resûlallah!” dediler. Allah Resûlü, “Sizler benim ashabımsınız. Kardeşlerim ise benden sonra gelecek müminlerdir.” buyurdu.[2]

Evet, bir zamanlar Müminlerin sayıları pek azdı. Sonra dalga dalga, nesilden nesile çoğaldılar. Zamanla kıtalar kuşatan büyük bir topluluk hâline geldiler. Peygamberimizden öğrendikleri hakikatleri dünyanın her tarafına yaydılar. Gittikleri her yere şefkat, merhamet, insaniyet taşıdılar. Mümin gönüller, imanla birbirlerine ısındı ve kaynaştı; ırk, renk, dil, bölge ve coğrafya farkları gibi engeller bir bir aşıldı. Müslümanlar kardeş oldular, yekvücut oldular.[3] Tevhid ile gelen vahdetin temsilcileri oldular. Bir ve beraber olmanın en güzel örneklerini sergilediler. Aynı kıbleye dönerken, Kâbe’de yan yana tavaf ederken, aynı inanca bağlı bir ümmet olmanın huzur ve mutluluğunu yaşadılar. Bilgiyi, hikmeti ve marifeti rehber edindiler, insanlığı yücelten medeniyetler inşa ettiler. Yeryüzünde hak ve adaleti tesis ettiler.

İslâm ümmeti, İslâm’ın bir araya getirdiği müminler topluluğudur. İnsanlığa örneklik, önderlik ve rehberlik yapacak ana kitledir. Tüm insanlık için var kılınmış topluluktur. Bu itibarla yeryüzünde hak ve adaleti tesis etme gibi bir sorumluluğu vardır. İyiliği emretme, kötülükten alıkoyma gibi bir vazifesi vardır. İslâm ümmeti, bir anneden doğmuş çocuklar gibi güven ve sadakatle birbirine bağlıdır. Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz (s.a.s)’in rehberliğinde yüce değerleri yaşayan ve yaşatan topluluktur. Her türlü aşırılıktan uzak, mutedil bir ümmettir

Ne zaman ki Müminler, Kerim Kitabın ilk çağrısı olan ilim, hikmet ve marifet yolundan uzaklaştı, o vakit cehalet bataklığına saplandı. Böyle bir durumda fert ve toplum hayatına, insanlığa yön veren, ışık tutan değerler üretemedi, medeniyet inşa edemedi. Bilgide, fikirde, düşüncede, eğitimde, kültürde ve sanatta tutulma yaşadı, söz sahibi olamadı.

Ne zaman ki heva ve heves, menfaat ve çıkar, hak ve hakikatin önüne geçirildi, o vakit ihlas ve samimiyet kaybedildi. Dinin özünden uzaklaşıldı. Riya ve gösteriş ön plana çıkarıldı.

Ne zaman ki, İslam dünyasında çalışma ve üretme terk edildi, o vakit fakirlik ve yoksulluk girdabına düşüldü. İslam beldelerinin zenginliği sömürülmeye başlandı. Müslümanlar, hep başkalarının ürettiklerini tüketmeye mecbur bırakıldı.

Ne zaman ki Müslümanlar, tefrika, ayrılık ve gayrılığa düştüler, o vakit coğrafyamız eman ve güven, sulh ve selam özelliğini kaybetmeye başladı. Gücümüz zayıfladı. Kötülüklere engel olamaz, huzur ve barışı sağlayamaz olduk

Bugün İslam coğrafyasını üç büyük fitne ateşi sarmış vaziyettedir. Birincisi, mezhepçilik fitnesidir. Mezhebe, meşrebe mensubiyeti, İslam’a, Muhammed Mustafa’ya mensubiyetin önüne geçirmek, Müslümanlar için en büyük fitnedir. Kendisi gibi düşünmeyenleri tekfir ederek ümmetten saymama gafleti içerisinde olmak, Müslümanları kuşatan en büyük tehlikedir.

İkinci büyük fitne, Peygamberimiz (s.a.s)’in “Cahiliye asabiyeti” olarak adlandırdığı ırkçılık fitnesidir. Oysa yüce Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır: “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.”[4]

Üçüncü fitne ise terördür. Kimilerinin, masum insanları hunharca katletmeyi cihat, kendisiyle beraber kadın, erkek, çoluk-çocuk demeden insanları öldürmeyi şehadet zannetmesidir. Hiçbir insani ve ahlaki değer tanımayan eli kanlı terör örgütlerinin, insanları evinden, yurdundan, işinden, gücünden etmesidir. Gözü dönmüş cinayet şebekelerinin, topyekûn bir milletin, ümmetin istikbalini hedef alması, insanların ümitlerini, hayallerini kazdıkları çukurlara gömmeye çalışmasıdır.

Yüce Rabbimiz bütün bu hastalıklarla mücadele etmeyi, her türlü fitne ateşini söndürebilmeyi İslam ümmetine nasip eylesin. Bizleri, zihinleri ve yürekleri bir, gayeleri ve duyguları bir, sevgileri ve hüzünleri bir kardeşler topluluğu eylesin! Bu camide yan yana, omuz omuza durduğumuz gibi her daim müminler topluluğu olarak yan yana, gönül gönüle olabilmeyi bizlere bahşeylesin! Ümmet-i Muhammedi tevhid ve vahdette birleştirsin.alıntı

 SELAM VE DUA İLE 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Çiçekli - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?