Yaratılış Gayesini Bilmeyen İnsan, Hep Sıkıntı İçinde Olur

Muhterem Kardeşlerim…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İnsan niçin yaratıldı? Allahü Teâlâ insanları niye yarattı? Rabbimiz insanı, kendisini tanımakla ve O’na kulluk etmekle şereflenmesi için yarattı. Yaratılış gayesini bilmeyen insan, hep sıkıntı içinde olur.

Her zaman kendimize, “Dünyaya niçin geldik, geliş gayemiz nedir?” diye sormak gerekir. Hepimiz Allah’ın kullarıyız. O, kullarına ne isterse yapar. O ne isterse, yapmak mecburiyetindeyiz. Ne yaparsak yapalım, O’nun rızası için yapmamız gerekir. Hac O’nun için, namaz O’nun için, hediyeleşmek O’nun için, para O’nun için, yani her şey O’nun için olmalı. Eğer O’nun için değil de başkası içinse, felaket olur.

Arkadaşlık, dostluk, düşmanlık, sevgi, nefret, hatıra ne gelirse, burada Rabbimizin emri ne, yasağı ne, rızası ne, onu düşünmek zorundayız. Aksi halde nefsimizin istediğini yapmış oluruz ki, bu çok tehlikelidir.

Ana baba, sadece dünyaya gelmemize sebeptir. Su, hava, ekmek de sebeptir. Bunlar olmasa yaşayabilir miyiz? Ama biz, onlar için yaratılmadık, Allah için yaratıldık. Bu sebeplerin hepsine hürmetimiz var; fakat biz onların değil, Allah’ın kuluyuz. Eğer O’nun rızasını gözetmeden, ana babamıza yıllarca, hatta asırlarca hizmet etsek, zerre kadar kıymeti yoktur.

Bunun gibi, Hazreti Ali’yi Peygamber Efendimizden ayırarak seven, ayrı bir din gibi gören küfre girer. Ehl-i Beytin ve Eshab-ı Kiramın hepsini sevmeliyiz; ama Cenab-ı Peygambere iman ettikleri için, O’na tâbi oldukları için sevmeliyiz. Bütün Müslümanları da bunun için sevmeliyiz.

Şirk, Allah’a ortak koşmaktır, en büyük felakettir. Allah var, şeriki yani ortağı yoktur. Allahü Teâlâ, “Şirk hariç her günahı affedebilirim; ama şirki affetmem” buyuruyor. “Şirki affetmem” demek, “Şirk üzere [imansız] ölenleri affetmem” demektir. Yoksa bir müşrik, Müslüman olunca onu affeder.

Yiyip içtiğimiz, çalıştığımız, konuştuğumuz, dinlediğimiz, yazdığımız her şey, yani bütün yaptıklarımız Allah için olmalı; çünkü Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde mealen, “Kim Allah içinse, Allah da onun içindir” buyuruyor. Hiçbir köle, iki evin birden kölesi olamaz. Ya o evin kölesi oluruz, ya bu evin kölesi oluruz. Hem nefsimizin kölesi, hem de Allah’ın kölesi olamayız. İkisinin de kölesi oluruz dersek, kendimizi kandırmış oluruz. Sadece nefsimizin kölesi olmuş oluruz, Rabbimizin kölesi olmamış oluruz.

Allahü Teâlâ’yı, her şeyimizi yaratan Rabbimizi bırakıp da, başkasına tapmamız olacak şey değildir. Her şeyi Rabbimiz veriyor, biz kime teşekkür ediyoruz? Rabbimiz bizi görüyor, işitiyor, yani ne yapıyorsak biliyor; ama biz utanmadan Ona isyan edersek, bunun vebali büyük olur.

Ölmeden önce tevbe eden, geç kalmamıştır. O halde hemen tevbe edip, kendimize gelmek zorundayız.
İslam’ın şartı değişmez.

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bir gün Hazreti Ömer, bir yere Vali tayin ederek der ki:
— Yarın filan yerde bekle, geleceğim. Sana, iyi Valinin nasıl olacağını, başarının yollarını anlatacağım inşallah.
Herkes, acaba ne nasihatler verecek, ne tavsiye edecek diye merak eder. Ertesi gün Eshab-ı Kiramın hepsi gelir. Vali gelince, Hazreti Ömer, Valinin kolundan tutup der ki:
— Eğer başarılı olmak istiyorsan, Namazını Tadil-i Erkânla vakti girince kıl! Ramazan-ı Şerif gelince Orucunu tut! Hac zamanı Hacca gel! Zekâtını noksansız şekilde ver! Kelime-i Şehadeti çok söyle, imanını muhafaza et! Haydi, güle güle, git yoluna, Allahü Teâlâ yardımcın olsun!
— Yâ Emir-el-Müminin, bunlar zaten İslam’ın şartları. Ben başka şeyler de söyleyeceğinizi, Valilik hakkında başarılı olmanın yollarını anlatacağınızı zannettim.
— Allahü Teâlâ böyle buyuruyor, İslam’ın şartı beştir. Ben bunu altı yapacak değilim ya? Bu beş şartı doğru yapan, başarılı olur.

Biz de, İslam’ın beş şartını en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Başarının şartı budur. Bunun için çok sevinelim, çok şükredelim, rahatımıza bakalım. Bu imanı Allahü Teâlâ, severek, seçerek bizzat kendisi verdi. Biri vasıtasıyla vermiş olsa da, Allah nasip etmese, Peygamberi görse bile, nasibi yoksa iman edemez. Mademki Allahü Teâlâ bu cevheri bize nasip etmiştir, bu istisnai bir muameledir, bir imtiyazdır. Bu bir cevherdir, bir hazinedir, bunun korunması artık bize kalmıştır. Onun için iyilerle görüşmeye ve konuşmaya gayret edelim ve bu cevheri taşıyanların da kıymetini bilelim. Onları üzmekten, kırmaktan Allahü Teâlâ’ya sığınalım; çünkü Cenab-ı Hak kendi rızasını kullarının rızasına bağlamıştır. Allahü Teâlâ’nın kullarını razı eden, Allahü Teâlâ’yı razı eder. Onları üzen, Allahü Teâlâ’yı üzer.

Bir gün Peygamber Efendimize dediler ki:

— Yâ Resulallah, burada bir kadın var, gece gündüz ibadet ediyor; ama çenesiyle insanları kırıp döküyor, komşuları illallah diyor.

Cevaben buyurdu ki:
— Onun gideceği yer cehennemdir.

Onun için, herkesle iyi geçinmeli, hiç kimseyi kırmamalı, kimse bizden şikâyet etmemeli.

Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm ABACI - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (544) 375 03 30
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?
Tüm anketler