Dertler Günahların Affına Sebeptir

Muhterem Kardeşlerim…
İman edenlere dertler, belalar, hastalıklar geliyor ve sıkıntı çekiyorlar, bunun tabiî ki bir sebebi bir hikmeti vardır.

Efendim;
Allahü Teâlâ, kendisine, gönderdiği Peygamberlerine iman edenlere, sevdiklerine, günahlarını affetmek için veya Cennette vereceği nimetlerini, ihsanlarını, derecelerini arttırmak için, dertler, hastalıklar veriyor. Bunların ibadetleri zahmetli, sıkıntılı oluyor. Bütün bunlara karşılık olarak da, dünya işlerinde, rahatlık, kolaylık ve rızıklarına bereket veriyor. İnkâr eden, iman etmeyen, ibadet yapmayanlara ise, bu rahatlığı, bu bereketi vermiyor. Bunlar, zahmet çekerek, hile ve hıyanet yaparak, çok kazanıp, zevk ve safa içinde yaşarlar ise de, bu zevkleri uzun sürmez. Az zaman sonra, hastanelerde, hapishanelerde sürünürler. Ahiretteki azapları da, çok şiddetli olur.

Hasta olmak
Hasta olmak iyi ise de, hasta olmak için dua edilmez. Sağlığa kavuşmak için dua edilir. İslam Âlimleri, “Hastalıkta şifa vardır. Beden ne kadar sıkıntı çekerse, ruh o kadar rahat eder. Bu vücuda rahatsızlık veren her şey insanın âcizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakk’a dönmesine sebep olur. Bu sebeple kalb için şifadır” buyuruyorlar.
Bir Hadis-i Şerif meali de şöyledir.

“Hastanın inlemesi tesbih, bağırması tehlil, nefes alıp vermesi sadaka, uyuması ibadet, bir taraftan bir tarafa dönmesi ise cihattır. Allahü Teâlâ, meleklere, ‘Kuluma sıhhatli iken yaptığı en iyi ameli yazın’ buyurur. İyileşince günahsız olarak ayağa kalkar.” [Hatîb]

Peygamber Efendimiz, “Allahümme innî es’elükessıhhate vel âfiyete” buyuruyor. Yani “Yâ Rabbî, bana sıhhat [sağlık] âfiyet ver” diye dua ediyor. (Taberanî)

Demek ki, Allahü Teâlâ’dan sıhhat ve âfiyet isteyeceğiz. Gelen sıkıntıya da, O gönderdi diye sabredeceğiz, hattâ iyiliğimize olduğu için şükredeceğiz. Sıhhatli olmak, hastalıktan; nimet içinde yaşamak, beladan üstündür. Resulullah Efendimiz duasında, dünya ve âhiret sıkıntısından Allahü Teâlâ’ya sığınmıştır.

Her Peygamber şöyle dua ederdi:
“Ey Rabbimiz, bize dünyada ve âhirette de hasene ver!” [Bekara 201]
[Hasene iyilik, güzellik, sağlık ve âfiyet içinde mutlu yaşamaktır.]

Sıkıntıların artmasının sebebi
İnsanlar, İslâmiyeti terk ettikleri yani Allahü Teâlâ’nın emirlerine ve yasaklarına uymadıkları, İslâm dininin gösterdiği rahat ve huzur yolundan ayrıldıkları için, dünyada bereket kalmadı. Rızıklar azaldı.

Tâhâ sûresinin 124. Âyet-i Kerimesinde mealen;
“Beni unutursanız rızıklarınızı kısarım” buyuruldu.
Bunun için, iman rızkı, sıhhat rızkı, gıda rızkı, insanlık ve merhamet rızkı ve daha nice rızıklar azaldı. “Hâşâ, zulüm etmez kuluna hüdâsı, herkesin çektiği kendi cezası” sözü Nahl Sûresinin 33. Âyetinden alınmıştır. Bugünkü küfür, inkar karanlıkları ve Allahü Teâlâ’yı, Peygamberi, İslâmiyet’i unutmanın bereketsizlikleri ve sıkıntıları içinde, insan gece gündüz, kadınlı erkekli çalışıp, bir ailenin nafakasını, rahat yaşamasını temin edemez hale gelmiştir. Allahü Teâlâ’ya inanmadıkça, Onun bildirdiği İslâm dinine uymadıkça, Onun Peygamberinin güzel ahlakı ile bezenilmedikçe, beş vakit namazı vaktinde kılmadıkça, dalalet, felaket akıntısını durdurmak imkansızdır. Her asırda olduğu gibi, zamanımızda da, insanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakka karşı isyan ve inkardır.

Dertlerin, belaların gelmesinin sebebi
Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabında buyuruyor ki:
“Dertlerin, belaların gelmesine sebep, günah işlemektir. Fakat, belalar, sıkıntılar, günahların affedilmesine sebep olur. O hâlde, dostlara, belaları, sıkıntıları çok vermek lazımdır ki, günahları kalmasın.
Allahü Teâlâ, sevdiklerinin günahlarını affetmek için, onlara dert, bela gönderiyor. Tevbe, istiğfar edince de, günahlar affolur. Dert ve bela gelmesine lüzum kalmaz ve gelmiş dertler de gider. O hâlde, dert ve beladan kurtulmak için, çok istiğfar okumalıdır.

Dostların günahını, düşmanların günahları gibi sanmamalıdır. “İyilerin, iyilik etmek olarak bildikleri şeyleri, dostlar, günah işlemek bilirler” buyuruldu. Bunlardan günah ve kusur sadır olsa da, başkalarının günahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Niyet ederek, karar vererek yapılmış değildir.

Tâhâ Sûresi, 115. Âyetinde mealen; “Âdem'e önce söyledik. Fakat unuttu. Azim ile, karar ile yapmadı” buyuruldu. Bu Âyet-i Kerime Âdem aleyhisselâm içindir. O hâlde, dostlara gelen dertlerin, belaların, musibetlerin çok olması, günahların çok affedildiğini gösterir. Günahların çok olduğunu göstermez. Dostlarına çok bela vererek, günahlarını affeder, temizler. Böylece bunları, ahiret sıkıntılarından korur.

Resûlullah Efendimiz ölüm hâlinde, şiddet ve sıkıntıda iken, Hazreti Fâtıma, babasını çok sevdiği ve çok acıdığı için ve Peygamber Efendimiz; “Fâtıma, benden bir parçadır” buyurmuş olduğu için, o da sıkılıyor, kıvranıyordu. Kızının bu hâlini görünce, onu teselli etmek için; “Babanın çekeceği sıkıntı, ancak bu kadardır. Başka hiçbir sıkıntı görmez” buyurdu.

Günah küçük olur ve suçlu boynunu büküp yalvarırsa, bu suç, dünya dertleri ile affolunabilir. Fakat, günah büyük, ağır olur ve suçlu inatçı, saygısız olursa, bunun cezasının ahirette sonsuz ve çok acı olması lazım gelir. Nahl Sûresi, 33. Âyetinde mealen; “Allahü Teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezaları hak ettiler” buyuruldu.

Dert ve bela gelince, dostların bazen üzüldükleri de görülüyor. O üzüntü görünüştedir. Tabiattendir. Bu üzüntünün faydaları vardır. Çünkü, bu üzüntü olmasa, nefis ile cihad edilemez. Peygamberimiz vefat edeceği zaman görülen sıkıntısı, nefis ile cihadın son parçaları idi. Böylece, son nefesi de düşman ile mücadelede geçmiş oldu. Ölüm anında en şiddetli mücadeleyi yaptı. İnsanlık sıfatları, tabiat istekleri kalmadı. Mübarek nefsini tam itaate, hakiki itminana getirdi.

O halde, bela, aşk ve muhabbet pazarının tellalıdır. Muhabbeti olmayanın tellal ile ne işi olur. Tellalın buna ne faydası olur ve bunun gözünde tellalın ne kıymeti vardır?

7- Bela gelmesinin bir sebebi de, doğru âşıkları, dost görünen yalancılardan ayırmaktır. Doğru olan âşık, beladan lezzet alır, sevinir. Yalancı ise, acı duyar, sızlanır. Muhabbetin tadını tatmış ise, hakiki acı duymaz. Acı duyması görünüştedir. Âşıklar, bu iki acıyı birbirinden ayırır. Bunun için, “Veli, Veliyi tanır” buyurmuşlardır.
Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm ABACI - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (544) 375 03 30
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?
Tüm anketler