Şükür mü, Sabır mı?

Muhterem Kardeşlerim…
“Allah’ın nimetlerini yiyip, şükredenin sevabı, oruç tutup sabredenin sevabından az değildir” Hadis-i Şerifinde, şükretmek oruç tutup sabretmekten daha sevabdır.

Efendim;

Hamd, bütün nimetleri Allahü Teâlâ’nın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir.

Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun kullanmak demektir. Yani Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli açık Allah’a itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri günaha vasıta kılarsa şükretmiş olmaz, nankörlük etmiş olur. Şükrün esası, nimetlerin sahibini bilmek, bunu kalble tasdik edip dille söylemektir.
Büyüklerin söyledikleri gibi, Horasan’ın köpeklerini de aç bıraksanız, sabretmiş olurlar. Şükretmekse, çok zordur. Onun için Kur’an-ı Kerimde, “İnsanların çoğu şükretmez, şükredenler azdır” buyuruluyor.

Her uzvun şükrü vardır:
1- Ellerin şükrü: Harama el uzatmamak, helal olan şeyleri tutmak,
2- Dilin şükrü: Yalan, gıybet, iftira, fuhuş söz gibi kötü şeylerden uzak durmak, hayır söylemek ve Allahü Teâlâ’yı zikretmek,
3- Gözlerin şükrü: Harama bakmamak, Müslümanların kusurlarını görmemek ve her şeye ibretle bakmak,
4- Kulakların şükrü: İyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, çalgıları dinlememek, söylenilen ayıpları duymamak,
5- Burnun şükrü: Haram şeyler koklamamak, helal olanları koklamak,
6- Ayakların şükrü: Kumarhane, meyhane gibi kötü yerlere gitmemek; camiye ve salih akrabaları, diğer salih zatları ziyarete gitmek,
7- Fercin şükrü: Zinadan, livatadan uzak durmak, nikâhlı eşle beraber olmak,
8- Midenin şükrü: Haram lokmadan sakınmak, helal şeyleri yiyip içmek,
9- Kalbin şükrü: Kibir, ucb, suizan, öfke, riya, kin, haset, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplanmaktan korkmak, övünmek gibi şeylerden kaçmak; ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, hüsnüzan etmek gibi güzel vasıflara sahip olmak, yani kötü sıfatlardan kurtulup güzel huylarla süslenmek,
10- Bedenin şükrü: Oruç tutmak, namaz kılmak ve bedenle yapılan ibadetleri yapmak.

Diğer şükürlerden bazıları:

Allah’ı tanımanın şükrü: Bildirdiği emir ve yasaklara riayet edip Hubb-i Fillah ve Buğd-ı Fillah üzere olmak, yani sevdiklerini sevip düşmanlarına düşman olmak ve ayrıca çok elhamdülillah demektir.

Peygamberi tanımanın şükrü: Ehl-i Sünnet itikadı üzere olup sevdiklerini ve onu sevenleri sevmek, sevmediklerini ve onu sevmeyenleri sevmemek, sünnetiyle amel etmektir.

Bir büyüğü tanımanın şükrü: Eserlerini okumak, okutmak ve yaymak, talebeleriyle birlik beraberlik içinde olmaktır.

İmanın şükrü: Doğru iman bilgilerini Allahü Teâlânın diğer kullarına ulaştırmak, Hubb-i Fillah, Buğd-ı Fillah üzere olmak. Yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir.

Aklın şükrü: Aklı dinin emrettiği şekilde kullanmaktır.

İlmin şükrü: Bildiğiyle amel etmek ve Emr-i Maruf yapmaktır.

Sağlığın şükrü: Oruç tutmak, bedeni günah olan yerlerde hırpalamamak, dinin emrettiği yerlerde kullanmaktır.

Malın şükrü: Zekât, sadaka vermek, hayır hasenat yapmaktır.

Evin şükrü: Evde günah olan işler yapmamak ve misafir ağırlamaktır.

Arabanın şükrü: Faydalı hizmetlerde kullanmaktır.

Mesleğin şükrü: Mesleği dine uygun şekilde kullanmaktır.

Eşin şükrü: Haklarına riayet etmek ve onu üzmemeye çalışmaktır.

Evladın şükrü: Güzel bir isim koymak, akikasını kesmek ve İslam terbiyesi üzere yetiştirmektir.

Dertten kurtulmanın şükrü: Şükür secdesi yapmak veya şükür namazı kılmaktır.

Günün şükrü: “Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeş-şükr” diyen gündüzün şükrünü yerine getirir. Akşam “Mâ esbaha” yerine “Mâ emsâ” diyerek okuyan da gecenin şükrünü yerine getirmiş olur.

İbadet etmenin şükrü: Sabah akşam yüz kere, “Sübhanallahi ve bi-hamdihi sübhanallahil’azîm” demektir.

Bütün nimetlerin şükrü: Bütün nimetlerin, Allahü Teâlâ’nın lütfu ve ihsanı olduklarını düşünerek İslam’ın beş şartını kusursuz yerine getirmektir.

Bunun için, şu üç hususa riayet etmelidir:

1- Ehl-i Sünnet itikadına göre itikadı düzeltmek,
2- İslamiyet’i Ehl-i Sünnet Âlimlerinin ilmihal kitaplarından öğrenip bunlara uymak,
3- Tasavvuf büyüklerinin yolunda, kalbi ve nefsi temizlemektir.

Allah’ı anmak
İbadet edebilmek, Allah’tan bir nimetdir. Şükretmek gerekir.
Her şey Allahü Teâlâ’dandır. Nimetlerine şükretmek gerekir. Mesela Allahü Teâlâ’yı anmak da bir ibadettir.

Bir Hadis-i Şerif meali şöyledir:
“Allah’ı anmak, Allah’ın bir nimetidir. Onun şükrünü eda edin!” [Deylemi]

Şükür nimeti
Doğuştan nimetlere kavuştuğumuz gibi, sonradan da, sayılamayacak kadar maddî ve manevî çeşitli nimetlere kavuşuyoruz. Nimet çok olunca şükür hatırımıza gelmiyor. Şükretmediğimiz için elbette vebali olur.

Bir Hadis-i Şerifte, “Sizin günah işlemenizden çok, nimetlere şükretmemenizden korkuyorum. Şükredilmeyen nimetler öldürücü ve yok edicidir” buyuruldu. (İbni Asakir)
Eğer şükredilmezse, hem nimet elden alınır, hem de nankörlüğün cezasını çekeriz. Şükredersek, hem sevaba kavuşuruz, hem de nimetin yok olmasını önlemiş oluruz.

İki Hadis-i Şerif şöyledir:
“Bir kimse, Allahü Teâlâ’nın kendine verdiği nimete Elhamdülillah derse, o nimetin şükrünü ödemiş olur. Bir daha derse, sevabı artırılır. Üçüncü defa derse, günahları affolur.” [Beyhekî]

“Nimete hamd etmek, o nimetin elden çıkmasına karşı bir garantidir.” [Deylemî]

Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim:

Hifa Hatun;
Medine’de güzelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah Efendimizden Cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. “Önce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur” cevabını alınca, Hifa Hatun, “Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım” dedi. Resulullah Efendimiz, “Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim” buyurdu. Hifa hatun da razı oldu.
Sabah oldu. Mescide gelen zat hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü Teâlâ’nın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Süheybin düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti.
Gerdek gecesi, “Cennette öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer” Hadis-i Şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, “Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye” karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah Efendimize bildirdi. Peygamber Efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hazreti Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, “Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al” diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber Efendimiz, “Şu anda Hifa hatun da vefat etti” buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.

Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm ABACI - Mesaj Gönder

# Dedi


Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (544) 375 03 30
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?
Tüm anketler