Kaza Namazı

Muhterem Kardeşlerim…

Kaza namazı olan, huzurda çok uzun kalsa da, iki rekât kılmışsa, sadece iki rekât kaza namazı kılmış olur. Kadir gecesinde kıldığı namaz da böyledir. İki rekât kıldığı kaza namazı, iki rekât borcunu öder. Kadir gecesinde kılındığı için çok sevab alınması ayrıdır.

Onun için kazası çok olan, kısa sûre okuyarak bir saatte ne kadar çok rekât namaz kılarsa o kadar iyidir. Kazası olan nafile namaz kılmamalı. Çünkü bir kimse, yıllarca nafile namaz kılsa, iki rekât farz namaz sevabına kavuşamaz.

Bu konuda İmam-ı Rabbanî hazretleri, “Farzın yanında, nafile ve sünnet, deniz yanında damla bile değildir” buyuruyor.

İki rekât namazda bir iftitah tekbiri ile dört secde varken, 30 rekât kılınca, 30 kere iftitah tekbiri ile 120 kere secde yapılıyor. Kulun, Allah'a en yakın olduğu zaman, secdede olduğu anlardır. Secdenin çok yapılması bu bakımından daha iyi olur. Gece namazlarında secdeyi çok yapmak daha sevabdır.

Rebia İbni Ka'b hazretleri anlatır:

Bir iş için Resulullah Efendimize gitmiştim. Bana, “Bir isteğin var mı?” diye sorunca, ben de, “Ya Resulallah seninle birlikte Cennette olmak istiyorum” dedim. “Başka bir şey istemiyor musun?” buyurunca, “Ben bunu istiyorum” dedim. “Öyleyse çok secde ederek [Cennete girmen için] bana yardımcı ol” buyurdu. (Müslim)

Kaza etmeden kaza yapmak

Şehirlerarası otobüste giderken, yolcunun biri, şoföre yaklaşıp, “Kaptan abi, namaz vakti geçiyor. Uygun bir yerde dur da namazımı kılayım” der. Şoför, “Yolda namaz mı kılınır? Evine gidince kaza edersin” diye cevap verir. Yolcu, “İyi, ama ben eve gidip kaza etmeden sen kaza edersen ne olacak?” der.

Şoför kaza yapmasa, yolcu, namazını kılmayıp evinde kaza etmiş olsa da, namazını kazaya bıraktığı için büyük günah işlemiş olur. Yolcunun, şoföre, “Sen gidersen git, beni indir, ben namazımı kazaya bırakamam” demesi lazımdı. Bunun gibi, “Ben emekli olunca, kazalarımı kılarım” diyen kişiye, “Emekli olacağın garanti mi?” diye cevap vermek de yanlıştır. Emekli olacağı garanti olsa da, namazlarını kazaya bırakması çok büyük günahtır.

“Emekli olacağın garanti mi?” denince, “Namazı kaza edebilme imkânı varsa, namazı kazaya bırakmanın mahzuru olmaz” gibi bir mâna anlaşılabilir. Böyle düşüncelere fırsat vermemelidir.

Kazayı gizli mi kılmalı?

Fıkıh kitaplarında, “Kaza kıldığını başkasına bildirmemeli, çünkü namazı kaçırmak günahtır. Günahı gizlemek gerekir. Vitir namazı insanların yanında kaza edilirse, vitri kazaya bıraktığını başkaları anlayıp da, ayıplamasın diye, Kunut tekbirinde elleri kulaklara kaldırma sünneti terk edilmeli, yani eller kaldırılmamalıdır” deniyor.

Günahı gizlemek her devirde geçerlidir. Ancak günümüzde, kaza namazı kılan ayıplanmaz. Hattâ “Maşallah, namaza başlamış, kazalarını da kılıyor” diye takdir edilir. Vitri de kaza etmek ayıplanmaz. Onun için günümüzde sünneti terk etmeyi gerektirecek geçerli bir sebep yoktur.

İslâmiyeti doğru öğrenmek için

Müslümanlar, iman bilgilerinde ve diğer dini konularda, Dinimizin bildirdiği bir şeyde şüpheye düşen kimse, Allahü Teâlâ ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemişse, öylece iman ettim, inandım demelidir. Hemen, şüphesini giderecek bir din âlimi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına güvenilir, zeki, arif, haramlardan kaçınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, müşkülleri çözebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, şüphesini giderince, artık öylece iman eder. Böyle bir zatı aramak farzdır. Tesadüfe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa, bulup da, şüpheden kurtulamazsa, Allahü Teâlâ’nın ve Resûlünün dilediği gibi inandım demeli ve şüphesinin giderilmesi için, Allahü Teâlâ’ya dua etmelidir.

İşte, bunun için, her şehirde, müşkülleri çözebilen bir zatın bulundurulması Farz-ı Kifâyedir. Felsefecilerin iftiralarını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı geçinenlerin itirazlarını, fenni metotlara dayanarak çözebilen, kafirlerin yanlış sözlerini, dinlerindeki bozuk yerleri ispat ederek, ret edebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini söndürebilen, dünya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslâm bilgilerinin derinliklerine ermiş bir Din Âlimi bulundurmak lazımdır.

Vaktiyle İslâm Devletleri böyle Âlim yetiştiriyordu. Böyle bir Din Âlimi bulunmazsa, İslâmiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gençlerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslâmiyetin yerleşmesi için, her şeyden önce, hakiki Din Âlimi yetiştirmek lazımdır. Din Âlimi bulunmazsa, Ehl-i Sünnet âlimlerinin kitaplarını yaymaya çalışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, Din cahilleri, Din Adamı şekline girip, kitap yazarak, dersler vererek milletin Dinini, İmanını çalarlar.

Allahu Teâlâ cümlemizi dinen görevinin bilincinde olan kullarından eylesin. (Amin)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm ABACI - Mesaj Gönder

# KAZA


Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (544) 375 03 30
Reklam bilgi

Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?