Türkiye’nin En Güzel Yeraltı Şehirleri

Türkiye‘nin önemli kültürel zenginlikleri arasında gösterilen yeraltı şehirleri, insanoğlunun yaşam mücadelesinin en etkileyici örneklerinden biri.

Derinkuyu Yeraltı Şehri

Derinkuyu Yeraltı Şehri, 1963’te tesadüfen keşfedilip 1967’de turizme açılmış. Nevşehir’e bağlı, eski adı Melogobia, Malakopi, Melegobi ya da Melegobia olarak adlandırılan Derinkuyu ilçesinde bulunan şehir, Kapadokya’nın gezilebilir en geniş yeraltı şehri. Derinkuyu’nun içme su ihtiyacının 60-70 metre derinlikteki kuyulardan çıkarılmasından dolayı ilçe Derinkuyu adını almış.Derinkuyu’nun tarihi Asur kolonilerine dek uzanıyor. MS 2’inci yüzyılda Roma İmparatorluğu’ndan kaçarak Antakya ve Kayseri üzerinden Kapadokya’ya gelen ilk Hristiyanların buraya yerleşerek, önce Romalı askerlerin daha sonra da Arap akıncıların saldırılarından korunduğu biliniyor. Girişleri kolayca fark edilemeyecek şekilde yapılan ve çeşitli tuzaklarla korunan yeraltı şehirlerinde, insanların buradan uzun süre dışarı çıkmadan yaşamak zorunda kalabilecekleri bölümler yer alıyor.Gezilebilir alanı 2,500 metrekare olan ve temizlenmemiş alanlarıyla birlikte toplam dört kilometrekarelik bir bölgeyi kaplayan şehrin temizlenen sekiz katının derinliği 50 metreye kadar iniyor. Derinkuyu Yeraltı Şehri’nin tamamının temizlenmesi halinde 12 veya 13 katlara ulaşılabileceği, derinliğinin ise 85 metre olduğu tahmin ediliyor. Öyle ki, yeryüzüyle bağlantısı bulunmayan kuyulara bakıldığında bu derinliğin 70-85 metrelere kadar indiği görülüyor.

Ağırnas Yeraltı Şehri

       
 
        Ağırnas, Mimar Sinan'ın doğduğu kasabadır. Ağırnas kasabasının girişinde Aşağı Pınar mevkiinde bulunan Ağırnas Yeraltı Şehri, bazı bölümlerinin milattan önce yapıldığı ve daha sonraki yıllarda da ilaveler yapıldığı, niş ve resimlerden en çok M.S 1-13. yüzyıllar arasında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Son yıllarda büyük bir titizlikle temizlenerek turizme açılan yer altı şehri, ilimize gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerinin büyük ilgisini çekmektedir.
 
         Dehlizleri, mağaraları, yeraltı şehir kalıntılarıyla Ağırnas günümüzden en az 3000 yıl öncesinden insanların oturduğu anlaşılan bir yerleşim merkezidir. Ağırnasın geçmişi ile ilgili Selçuklular dönemine ait elimizde tarihi belgeler bulunmamakta, ama Osmanlı dönemine ait 1500 yılında yapılan tahrir defterine Ağırnasın Kayseride bulunan 9 nahiyeden biri olan Koramaz nahiyesine tabi, 53 hane hristiyan (Gebran hane), 3 hane Müslüman, 2 adet değirmen, 4 adet bezirhanesi bulunan ve 18 bin akçe vergi ödeyen hem nüfus hem de ekonomik yönden oldukça büyük bir köy olarak kaydedilmiştir. Kasaba nüfusunun % 95'ini Rumlar teşkil etmektedirler. 1834 kayıtlarında Ağırnas'ta 145 hane Müslüman, 28 hane de hristiyan yer almaktadır. 1875 yılı nüfus sayımında Ağırnas'ta 258 hanede 658 erkek nüfus bulunup bunların 138'i hristiyan, 560'ı Müslümandır.
 
      Köy arazisinin kıraç ve volkanik olması tarım yapmaya ve bol verim elde etmeye musait olmayışı tarımın bir yıl yapılıp, ikinci yıl ekilecek yerlerin nadasa bırakılması zorunlu olduğundan hatta yapılan tarımda verimin çok düşük en olumlu şartlarda bile bire beş veya bire yedi gibi ürün vermesi insanların geçimlerini temin etmek için başka meslek dallarına itibar etmelerine neden olmuştur. 16. ve 17. yy. Türkiye'den İngiltere'ye ihraç edilen mallara ait listenin ilk sırasında Ağırnas'ta dokunan kumaşlar yer almaktadır. Bilhassa "Ağırnas boğası" denilen ince yumuşak beyaz pamuklu bez başta İngiltere, Fransa ve Hollanda da çok aranan rağbet gören ticari mallar arasında görülmektedir. Burası 1923-2003 arası Taşören adını taşımış ve daha sonra yeniden eski adına dönmüştür.
        
       1875 kayıtlarına göre Ağırnas'ta bulunan boyahanenin varlığından, çok sayıda el tezgahlarının bulunduğu ve bu geçmiş yıllarda Ağırnas'ta el tezgahlarında oldukça kaliteli ve bol miktarda kumaşın dokunup yurt dışına satıldığı bilinmektedir. El dokumacılığının dışında insanlar taş işleme, duvarcılık, nakkaşlık, boyacılık, sıvacılık gibi inşaat işçiliğini ve ustalığını oldukça benimsemişlerdir. 15 ve 16. yy. dan itibaren İstanbul, Kahire, Cezayir, Rodos, Girit, Kıbrıs, Şam, Halep, Kırım, Belgrad, Edirne gibi İmparatorluğun önemli merkezlerindeki tarihi binaların inşaatlarında bulunmuşlardır. Bu vesileyle çalıştıkları yerlerde gördükleri üstün maddi kültürel değerleri de kendi köylerine intikal ettirmişlerdir. Mutfak zenginliği ev nefaseti, giyim kuşamdaki ince zevk ve zerafet, kullanılan ev gereçlerinin zarif ve İstanbul benzeri imalattan oluşu, konuşulan şivenin Kayseri'den çok farklı oluşu ve İstanbul ağzına yakın arı, duru, güzel Türkçe oluşu sosyal yapının gelişmesine, sanat ve kültürün itibar görmesine sebep olmuştur.
 
     Kasabaya ilk okul 1876' da açılmıştır. 1908' de Vali Muammer Bey ve Turanlı Yunus Bekir'in gayretleriyle Mustafa Ağırnaslı'nın yaptırmış olduğu okul bugün kütüphane olarak kullanılmaktadır.

Aydıntepe Yer Altı Şehri - Bayburt

Bayburt’un Aydıntepe ilçesinde yer alan kent , tüf içerisinde , yüzeyden 2-2,5 metre derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler , tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır . Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2 ile 2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yana genişlemektedir . (3 x 8 Metre ) Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Ayrıca gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin , galeri odalarını aydınlatmak için duvarlara delik açıldığı gözlenmektedir . Halen kazı çalışmaları devam edilen kent hakkında şu an ileri sürülen iki görüş; Mevcut olup , bunlardan biri ; bu kentin , bölgede daha önce sözü edilen Halde şehrine ait olduğu , Halde’nin “Khalde” olduğu eski ismi Hart (Aydıntepe) olan ilçenin isminin de “Halt” dan geldiği görüşü mevcuttur . Diğer görüşe göre ; Hart’ta bu yer altı kentinden başka Geç Roma Erken Bizans devirleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması , Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir devirde bu bölgenin bir sığınak teşkil ettiği , Romalılar tarafından kovulan ilk Hıristiyanların bu bölgeye geldikleri ve sığındıkları , yer altı kentinde bu Erken Hıristiyanlık dönemine ait olabileceğidir.

Dulkadirli Yeraltı Şehri - Kırşehir

Merkeze 58 km. uzaklıktaki Dulkadirli İnli Murat Köyünde bulunur.Burada yapılan arkelojik kazı çalışmalarıyla yapının büyük kısmı ortaya çıkarılmıştır.Plan olarak selçuklu dönemi kervansaraylarını çağrıştırmaktadır. 22 m uzunluğunda tünel şeklinde bir giriş 30x50m ölçülerinde üstü açık bir avluya açılmaktadır. avlunun duvarları yaklaşık 20m yüksekliğindedir. Avlunun batı ,doğu ve kuzey cephelerinde 2 katlı olarak düzenlenmiş yaşama birimi olarak kullanılan odalar bulunmaktadır.Yeraltı şehrinin erken hristiyanılık döneminde sığınma yeri olarak kullanılmıştır.

Ani Mağaraları

Yüzyıllardır birçok uygarlığa ev sahipliği yapan ve birçok savaşa tanıklık eden Ani, bir zamanlar bölgenin önemli bir merkeziydi. “1001 Kilise Şehri” olarak da anılan Ani’de, bugüne kadar 40 kilise, şapel ve anıt mezar tespit edildi.

Kars’a 48 kilometre uzaklıkta, Türkiye-Ermenistan sınırına yakın Arpaçay nehri kenarında bulunan kent, Ermeni Bagratuni hanedanlığı döneminde önemli bir güç ve kültür merkezi olmuştu. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Ani Harabeleri’nin, şimdilerde kalıcı listeye girebilmesi için uğraş veriliyor. Sayısız depreme ve savaşa tanıklık eden kent, 2011’den beri kazı ve restorasyon çalışmaları ile ayağa kaldırılıyor.Ani’yi çevreleyen surların iç kısmında, tarihi şehrin geniş bir alana yayılmış Bagratuni Ermenilerinden Bizanslılara, Selçuklulardan Gürcülere ve Osmanlılara kadar birçok kalıntıyı görmek mümkün. Ani’nin etrafını çevreleyen ve Bagratuni hanedanlığının savunma amaçlı yaptığı surlar, önce Bagratuni ile Bizans arasında, sonra Bizans ile Selçuklu arasında kanlı çatışmalara tanık oldu. Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Ani, Ermeni mimarisinin seçkin örnekleriyle beraber, Gürcü ve Selçuklu mimarisinin de örneklerini taşıyor. İpek yolu üzerine kurulmuş olması Ani’yi, döneminin zengin kentleri arasına soktu ve öneminin artmasını sağladı.

Ani 1319’daki depremde ağır hasar görmüş, daha sonra Timur tarafından ele geçirilerek tahrip edilmiştir. Buna rağmen 1535 Osmanlı-İran savaşında tamamen terk edilinceye dek, kentte bir nüfusun barındığı anlaşılmakta.

1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Rusların eline geçen bölge, Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlılar tarafından geri alındı. Ancak Ani platosu daha sonra yeni kurulan Ermenistan Cumhuriyeti’nin eline geçti. 1920’de, Kurtuluş Savaşı sırasında Ani son bir kez daha el değiştirdi ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil oldu.

78 hektarlık bir alanı kaplayan ve 4500 metre boyunca surla çevrili kentin en parlak dönemini yaşadığı 2. Smpat (977-989) ve oğlu Gagik (989-1020) döneminde nüfus 100.000’i geçtiği tahmin edilmekte.

Kırmızı taşlarla yapılmış Ani Katedrali’nin 1319’daki bir depremde tavanı, daha sonraki bir depremde ise başka bir köşesi yıkılsa da, bugün bile anıtsallığını koruyor.1001 yılında Ermeni kralı 1. Gagik döneminde tamamlanan kilise, Ani’nin nüfus ve zenginlik bakımından dorukta olduğu döneme tanıklık etti. Bu kilisenin Ermeni mimarı Trdat daha sonra Bizans döneminde Ayasofya’nın kubbesini tamir etmişti.Bölgedeki başka bir kilise ise Ermeni Bagratuni hanedanlığının sanatsal hünerlerinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bir zamanlar 19 kemeri ve kubbesi ile bir mimari harikası olan ve yöresel kızıl kahverengi volkanik bazalt taşından yapılan kilisenin kalıntıları bugün iskele yardımıyla ayakta duruyor. Bu kilisenin aynı zamanda İsa’nın gerildiği çarmıhın küçük bir parçasını da barındırdığı söyleniyor.10. yüzyıl sonlarında kurulan Aziz Gregor Kilisesi 12 kenarlı şapeli ve kubbesi ile hala görkemli. 1900’lerin başında kilisede bulunan anıt mezarın Bagratuni Ermenilerinden Prens Grigor Pahlavuni’ye ait olduğu sanılıyor. Fakat Ani’deki diğer şeyler gibi bu mezar 1990’larda yağmalandı.Bu kilisenin karşısında kayalara oyulmuş mağaralar bulunuyor. Bazı tarihçiler bunların Ani’den öncesine dayandığını söylüyor. Ani döneminde bu mağaraların mezar ve kilise olarak kullanıldığına işaret eden izler var ve 20. yüzyıl başlarında bu mağaralarda hala insanlar yaşıyordu. 

HABER / HALE BAYANSAL

18 Şub 2019 - 20:43 - Kültür-Sanat



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mercek Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mercek Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Mercek Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (530) 912 22 78
Reklam bilgi


Anket Bize öğretilen tarihimizin doğru olduğuna inanıyor musunuz?