Boğazın incisi yalılarının bilinmeyen hikayeleri

Karadeniz’le Marmara’nın birleştiği noktada bulunan yalı, ilk yapıldığında şimdiki halinin üç katı büyüklükte, haremlik, selamlık ve kayıkhane bölümlerinden oluşuyormuş

Büyütmek için resme tıklayın

Osmanlı döneminde sırtlarını yemyeşil ormanlara yaslamış boğaza sıfır mesafedeki sıra sıra yalılar, önlerinden akan masmavi deniz sularıyla bir renk cümbüşü oluşturup silüetinin cennetten bir köşe gibi görünmesini sağlarmış İstanbul’un. Denize uzanan cumbalarda balık tutulur, odanın halısı kaldırılıp, yerdeki ahşap kapak açılınca, denize girilir, sandallı satıcılardan alışveriş yapılır, kayıkla kapısına kadar gelinebilen yalılarda, yine belli bir zümre basbayağı bir cennet hayatı yaşarmış. Dışarıdan bakınca ağzımızı sulandıran bu yaşamlarda acı, keder, talihsizlik ve mutsuzluk hiç eksik olmamış desek, yalılarda yaşamanın o kadar da özenilecek bir şey olmadığını yeterince anlatmış olur muyuz, bilemiyoruz. O yüzden hikayeleri okuyup, kendiniz karar verin istedik.

Sıklıkla konak ile karıştırılan köşklerin yalı olabilmesi için mutlaka suyla bağlantısı olması gerekiyor. Osmanlı döneminde sayısı 445’i bulan yalılardan suyla bağlantısı kesilen ve hatta harap haldeki konakları da çıkarırsak günümüze ulaşabilenlerin sayısı az. Eskiden statülerine göre semt tercihi yapabiliyormuş yalı sakinleri. Hanedan mensupları istedikleri her yerde yalı veya köşk yaptırabildikleri için öncelikle Beşiktaş, Ortaköy ve Kuruçeşme sahilleri onlara aitmiş! Yalıların rengi yine sahiplerinin statülerine göre belirleniyomuş. “Aşı rengi” de denen bordo-kırmızı renkliler devlet mensuplarının, açık renkliler müslümanların, gri ve tonlarındaki yalılar gayrimüslimlerinmiş. Eminönü’nden Sarıyer’e, Beykoz’dan Üsküdar’a İstanbul’un o güzelim boğazına inci gibi dizilmiş yalılarından bazıları ve onların ilginç hikayeleri…

Zarif Mustafa Paşa Yalısı

Karadeniz’le Marmara’nın birleştiği noktada bulunan yalı, ilk yapıldığında şimdiki halinin üç katı büyüklükte, haremlik, selamlık ve kayıkhane bölümlerinden oluşuyormuş. Yalıyı II. Mahmud’un kahvecisi Kani Bey, 1800’lerde satın almış. 1848’de Zarif Mustafa Paşa’nın mülkiyetine geçmiş ve 1992’ye kadar da bu ailenin fertleri tarafından kullanılmış. Eski bir Bizans manastırının kalıntıları üzerine yapılan yalıdaki ayazma hala binanın bahçesinde. Paşa’nın damadı Sadık Bey, kayınpederinin verdiği ziyafetlerden bunalarak, selamlık ve kayıkhaneyi satın alıp araya bir duvar ördürmüş. Sadık Bey’in oğlu Osmanlı mebusu Mehmet Esat Bey, Hz. Muhammed’in sakalına ait bir teli Anadolu Hisarı’ndaki Fatih Camii’ne hediye edince, yalı “Esat Bey Yalısı” olarak tanınmış. Kurtuluş Savaşı’nda İngilizler şehri işgal edince, Esat Bey’in oğulları yalıyı Anadolu’ya silah ve mühimmat göndermek için kullanmışlar. Yalının harem kısmı da İngiliz askerleri kullanır kaygısıyla, sahipleri tarafından yıktırılmış. 2000’den beri Demet Sabancı Çetindoğan’a ait yalıda Colin Powell, Oprah Winfrey, Madeleine Albright ve Rus Grand Düşesi Maria Vladimirovna Romanova gibi isimler ağırlanmış. Binadaki en önemli kısımlardan biri de kapalı bir havuz gibi düşünebileceğimiz deniz hamamı. Mahremiyet yüzünden denize giremeyen kadınlar geçmişte evin içindeki bu havuzda yüzerlermiş. Şu anda kahve odası olan bu yerin camla kaplı zemini akvaryum olarak kullanılıyor.

Emine Valide Paşa Yalısı

Dönemin ünlü tüccarlarından Yusuf Ziya Paşa, Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’yla aralarındaki rekabet yüzünden yalısının Hıdiv Kasrı’ndan büyük olmasını istemiş ve yalıyı yedi katlı kulesiyle birlikte on katlı yaptırmış. 1914’de I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla çalışmalar yarım kalmış. Yusuf Ziya Paşa, maddi sıkıntıya düşünce ailesiyle birlikte Mısır’a göç ettiği için ıssız kalan köşke “Perili Köşk” dendiği de rivayetler arasında. Yusuf Ziya Paşa bir süre sonra Mısır’da ölünce, vasiyeti gereği yalıdaki kulenin taşları sökülerek Mısır’a götürülmüş ve bunlardan Yusuf Ziya Paşa’nın mezarı yapılmış. 1933’te köşkü Basri Erdoğan satın alarak restorasyona başladı ve yalı Anıtlar Kurulu’nun kararıyla ilk hali göz önüne alınarak yeniden yapıldı. Sahil yolu geçtiği için artık denizle bir bağlantısı olmayan ve otuz sene yalnızlığa terk edilen köşkü, Borusan Holding 2002’de 25 yıllığına kiraladı ve Salıpazarı’ndaki merkezini buraya taşıdı.

Esma Sultan Yalısı

Yazar Ahmed Mithad 1844’te İstanbul’da doğmuş. Mısır Çarşısı’nda çıraklık yapmış. Bir yazısı dolayısıyla Rodos’a sürülmüş. II. Abdülhamid tahta çıkınca onun lehine yazılar yazmış. 1887’de Beykoz Yalıköy’de satın aldığı yalıyı yıktırıp yerine, servis katı üzerine üç katlı ahşap bu yalıyı inşa ettiren Ahmet Mithad, hayatının son yirmi iki yılını burada geçirmiş. Onun ölümünden sonra birçok kez el değiştiren yalı, 1991’de yıkılıp yeniden inşa edilmiş, bugün ayrı ayrı yalı daireleri şeklinde kullanılıyor.



Huber Yalısı

Yalının ilk sahibi Tırnakçızade isimli bir tüccar. 1890’da Çürüksulu Mehmet Paşa yalıyı satın alarak içinde önemli değişiklikler yapmış, bahçedeki ağaçlar Gürcistan ve Kafkasya’dan getirilmiş. Artık önünden sahil yolunun geçtiği, kayalara asılmış gibi duran ve Salacak tepelerinden dünyanın en güzel manzaralarından birini gören bu konak “Belkıs Hanım Yalısı” olarak da biliniyor. Çürüksülü Mahmet Paşa’nın kızı Belkıs Hanım, güzelliği kadar, hareketli hayatıyla da meşhur. İlk eşi Atatürk’ün hukukçu diplomatı Ethem Menemencioğlu. Paris’te yaşamayı tercih eden Belkıs Hanım, sonra Boğaziçi’ne taşınıyor. Köşkte ağırladığı misafirler arasında Prenses Bibesco, Kontes de Noailles gibi ünlü aristokratlar var. Ama yalı çökmeye başlıyor. Sonunda artık bütçesi de yetmediğinden pes ediyor ve 1968’de yalıyı arkadaşı diplomat Muharrem Nuri Birgi’ye satıyor. Aşı rengi boyalı bina 1971’de Muharrem Nuri Birgi ve mimar Turgut Cansever tarafından restore edilmiş. Muharrem Nuri Birgi restorasyonu yapabilmek için üç mülkünü satmış. 1986’da öldüğünde yalı, Birgi’den işadamı Selahattin Beyazıt’a geçmiş.

Fehime ve Hatice Sultan Yalıları

Bebek’ten Rumeli Hisarı’na doğru gidince karşınıza çıkacak 18. yy mimarisi Yılanlı Yalı’nın adı mecburiyetten böyle… Hikayesi şu: Bir Boğaz gezisi sırasında yalıyı çok beğenip satın almak isteyen Sultan II. Mahmud, Musahip Said Efendi’ye yalının kime ait olduğunu sormuş. Yalıyı kendine isteyen Musahip Said Efendi, “Sultanım o yalı yılan kayalıklarının üzerine yapılmış. Bu yüzden sürekli yılan çıkmakta” diye yalan söyleyerek padişahı vazgeçirmiş. Bu yalandan ötürü kendisinin de sahip olamadığı yalının ismi “Yılanlı Yalı” olarak kalmış. Sultan III. Selim zamanında inşa edilmiş olan yalının ilk sahibi Reisülküttab Mustafa Efendi. Yalı 1964’teki bir yangınla tamamen yanmış. 1989’da Bursalı bir sanayici tarafından satın alınan yalının bir kısmı aslına uygun olarak restore edilse de, diğer kısmı beton bir apartman.



Şerifler Yalısı

Tevfik Fikret ile beraber Servet-i Fünun dergisini çıkaran Recaizade Mahmud Ekrem, Yeniköy’ün girişi Vaniköy’de ailesine ait arazide yaptırmış yalıyı. “Araba Sevdası” eseriyle tanınan yazar, buradaki evde doğmuş. Amcasının kızı Ayşe Güzide Hanım’la da burada evlenmiş. Devrin en meşhur ve kıymetli yazar, şair ve düşünürlerinin toplandığı, edebiyat meclislerinin kurulduğu bu yalı, Servet-i Fünun Edebiyatı’nın doğuşuna ev sahipliği yapmış. Bu ekolün karargahı haline geldiğinden yalı, “Yazarlar Yalısı” olarak bilinmiş. Yazarı, Çubuklu’daki Hıdiv Abbas Hilmi Paşa’yla haberleşiyor diye II. Abdülhamid’e jurnallemişler. Bu yüzden yalıyı satıp Cihangir’e taşınmak zorunda kalmış. 1980’lere kadar Mısırözü Fabrikası olarak kullanılan bina, şimdi Haydar-Güner Akın çiftine ait.

Afif Ahmed Paşa Yalısı

II. Abdülhamid’in oğlu Burhaneddin Efendi için, amcası Abdülaziz’in 1911’de satın aldığı 64 odalı bina, Boğaz’ın en büyük yalılardan biri. Şehzade Burhanettin Efendi’nin aşk hayatı çok karışık. Babası II. Abdülhamid, tahtını İttihatçılara kaptırırken, Şehzade Burhanettin Efendi ilk eşi Hidayet Hanım’dan çabuk sıkılıp aşık olduğu ikinci eşi Aliye Hanım’ı Maliyeci Cavid Bey’e kaptırmış. Şehzade yalıyı 1912’de kendi zevkine göre yeniden yaptırmış. I. Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’dan ayrılan Burhaneddin Efendi, New York’a yerleşmiş ve 1949’da orada ölmüş. Emine Valide Paşa, Amcazade ve Kıbrıslı yalılarından sonra en uzun rıhtıma sahip. Türk asıllı Mısırlı Ahmed İhsan Bey yalıyı satın alınca halk arasında “Mısırlılar Yalısı” olarak da bilinmiş. Arka bahçesinde büyük bir kışlık köşk bulunan yalıyı 1985’te Erbilgin ailesi satın almış. 10 yıl boyunca tadilattan geçen yalı 150 milyon dolara satışa çıkarıldığı için dünyanın en pahalı beş evinden biri oldu. 2015’in Martı’nda Katarlı iş adamı Abdulhadi Mana A SH Al-Hajri’ye satıldı.



Said Halim Paşa Yalısı

18. yy’da geleneksel mimariyle yapılan diğer adıyla Pembe Yalı, Kuzguncuk’ta. Fethi Ahmed Paşa, Sultan Abdülmecid’in ablası Atiye Sultan’la evli. Osmanlı’da müzeciliği kuran paşa, 1833’te Osmanlı’nın ilk Viyana sefiri oluyor. Besteci Strauss’un renkli kişiliğiyle ünlenen Fethi Ahmet Paşa’ya yaptığı bir beste bile var. Daha sonra Paris sefiri olan paşa, 1839’da İngiltere Kraliçesi Victoria’nın taç giyme merasimine gitmiş. İstanbul Kuzguncuk’taki yalıyı o kadar güzel döşüyor ki; evi çok beğenen Sultan Abdülmecid Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırırken sarayın döşenmesi görevini ona vermiş. 1911 ve 1948 senelerinde İstanbul’u ziyaret eden İsviçreli mimar Le Corbusier yalıya hayran kalmış. Besteci Franz Lizst de burada misafir edilmiş. Harem bölümü 1927’de çıkan yangında kül olan yalının sadece selamlık kısmı bugüne ulaşabilmiş. Arka tarafındaki Fethi Paşa Korusu halka açık ve içinde belediyenin manzaralı bir işletmesi bulunuyor.

Mabeyinci Faik Bey Yalısı

Boğaz yalıları içinde en eskilerden biri olan Sadullah Paşa Yalısı’nın barok tarzdaki üst kat salonu bir Osmanlı otağı şeklinde ve tavan işçiliği de muazzam. Aşı boyalı yalı, Sultan I. Abdülhamid tarafından 18. yy’da Darüssaade Ağası Mehmed Ağa’ya verilmiş. 1872’de yalıyı satın alan Sadullah Paşa, II. Abdülhamid döneminde V. Murad’ı başa geçirmek isteyenlerden olduğu için sürgün edilmiş. Önce Berlin, sonra Viyana’da büyükelçilik yapan, Tanzimat Edebiyatı’nın da ünlü isimlerinden biri olan Sadullah Paşa, yabancı biriyle bir ilişki yaşamış. Bunun duyulmasından çekindiği için bunalıma girerek 1891’de Viyana’da intihar etmiş. Eşinin öldüğüne inanmayan Necibe Hanım, evi daima Sadullah Paşa gelecekmiş gibi hazır tutmuş. Necibe Hanım 1917’de vefat edince; çocukları yalıyı Cumhuriyet dönemi bakanlarından Ahmet Ferit Tek’e satmışlar. Ondan da kızı Emel Esin’e kalmış. Esin’in annesi Müfide, Fecr-i Ati dönemi yazarlarından. Paris Üniversitesi’nden sanat tarihi doktorası alan Esin, önce bir Mısır prensiyle, 1941’de de Tokyo’da büyükelçi Seyfullah Esin’le evlenmiş. Tek-Esin Vakfı’nı kuran Emel Hanım 1987’de öldüğünden beri yalı, vakıf masraflarına katkıda bulunması için kiraya veriliyor.



Mahmud Nedim Paşa Yalısı

Polonya doğumlu Leon Ostrorog, Osmanlı İmparatorluğu’na uzmanı olduğu İslam hukuku konusunda danışmanlık yaptığı dönemde, 1904’te satın almış yalıyı. Galata bankerlerinden Lorando’ların kızı Jeanne ile evlenen kontun misafirleri arasında ünlü Pierre Loti de var. Şa an Rahmi Koç’a ait olan Beykoz Kandilli’deki yalının çalışma odasında, kontun kişisel eşyalarının da bulunduğu Rahmi Koç’un koleksiyonlarından bazılarını görmek mümkün.

Abud Efendi Yalısı

Üsküdar’daki eski Küçüksu Plajı’nın hemen yanında, 64 metrelik cephesiyle ünlü yalı 18. yy’da Sadrazam Mehmed İzzed Paşa için yaptırılmış. Yalı daha sonra Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa tarafından 1840’da satın alınmış. Üç değişik sultana sadrazamlık yapmış olan Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa önemli bir devlet adamı. İmparatoriçe Eugenie, Irak Kralı II. Faysal, Şair Yahya Kemal Beyatlı yalıda kalmış isimlerden bazıları. Ümran Güngör Üzümcü 2001’de 21 odalı yalının mabeyn (orta) bölümünü satın almış. 1980’li yıllarda yalının korusu Sevda Tepesi de satılmış. Yalının diğer bölümleri Komili ailesine, İzzet Mehmet Paşa’nın varislerine ve sağ tarafı da Ömer Üründül’e ait.



Bahriyeli Sedad Bey Yalısı

Karadeniz’le Marmara’nın birleştiği noktada bulunan yalı, ilk yapıldığında şimdiki halinin üç katı büyüklükte, haremlik, selamlık ve kayıkhane bölümlerinden oluşuyormuş. Yalıyı II. Mahmud’un kahvecisi Kani Bey, 1800’lerde satın almış. 1848’de Zarif Mustafa Paşa’nın mülkiyetine geçmiş ve 1992’ye kadar da bu ailenin fertleri tarafından kullanılmış. Eski bir Bizans manastırının kalıntıları üzerine yapılan yalıdaki ayazma hala binanın bahçesinde. Paşa’nın damadı Sadık Bey, kayınpederinin verdiği ziyafetlerden bunalarak, selamlık ve kayıkhaneyi satın alıp araya bir duvar ördürmüş. Sadık Bey’in oğlu Osmanlı mebusu Mehmet Esat Bey, Hz. Muhammed’in sakalına ait bir teli Anadolu Hisarı’ndaki Fatih Camii’ne hediye edince, yalı “Esat Bey Yalısı” olarak tanınmış. Kurtuluş Savaşı’nda İngilizler şehri işgal edince, Esat Bey’in oğulları yalıyı Anadolu’ya silah ve mühimmat göndermek için kullanmışlar. Yalının harem kısmı da İngiliz askerleri kullanır kaygısıyla, sahipleri tarafından yıktırılmış. 2000’den beri Demet Sabancı Çetindoğan’a ait yalıda Colin Powell, Oprah Winfrey, Madeleine Albright ve Rus Grand Düşesi Maria Vladimirovna Romanova gibi isimler ağırlanmış. Binadaki en önemli kısımlardan biri de kapalı bir havuz gibi düşünebileceğimiz deniz hamamı. Mahremiyet yüzünden denize giremeyen kadınlar geçmişte evin içindeki bu havuzda yüzerlermiş. Şu anda kahve odası olan bu yerin camla kaplı zemini akvaryum olarak kullanılıyor.

Amcazade Hüseyin Paşa (Köprülü) Yalısı

Uzun yıllar Rahmi Koç’un yaşadığı bu binanın, Abdülhamit’in subaylarından Nuri Paşa tarafından 1895’lerde yaptırıldığı tahmin ediliyor. Mimari bakımdan art nouveau üslupta yapılmış olan yalının, klasik Boğaziçi yalılarından farkı balkonu olması. Rahmi Koç Kandilli’deki Kont Ostrorog Yalısı’na taşınınca bu yalı oğlu Ali Koç’a kalmış.



Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı

19. yy’ın sonlarında yapılan bina, arkasındaki Mihrabad Korusuyla birlikte bir zamanlar en büyük yalılardan biriymiş. Sadullah Paşa’nın eşi Necibe Hanım, gelini olan Prenses Rukiye’ye yüz görümlüğü olarak kendi payına düşen selamlık bölümünü hediye etmiş. Sadullah Paşa’nın oğlu Nusret Bey ile evlenen Prenses Rukiye, Mısırlı Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu. Prenses Rukiye çökmek üzere olan tek katlı ve yayvan yalıyı 1895’te yıktırarak bugün adını taşıyan binayı yaptırmış. Evlilik hayatları iyi gitmeyen ikili boşanmış. Yalıyı çok seven ve dekorasyona özen gösteren Prenses Rukiye yalıdan ayrılmak istememiş. Uzun süre burada tek başına oturan Prenses Rukiye yalıyı yine Kavalalı ailesinden Prenses İffet Hanım’a satmış. Prenses İffet yeni satın aldığı yalıda çok kısa bir süre oturabilmiş. Abbas Hilmi Paşa’ya düzenlenen başarısız suikast sonrası İstanbul’dan apar topar kaçmak zorunda kalmış. Yalı, 1957’de Prenses İffet’in varislerinden Türkiye Jokey Kulubü’nün eski başkanlarından Özdemir Atman tarafından satın alınmış.

Yağlıkçı Hacı Raşid Bey Yalısı

II. Abdülhamid döneminde yapılan bina Ramazanoğlu ailesine aitmiş. Ailenin çocuklarından Saha Ramazanoğlu’nun sünnet düğününe Atatürk de katılmış. 1996’da yalıyı Sezginler Gıda’nın sahibi Sezgin Elmas satın almış.

Saffet Paşa Yalısı

Yalının şimdiki yerinde daha önce I. Abdülhamid’in kız kardeşi Cemile Sultan’a ait başka bir yalı varmış. Bugünkü binalar Cemile Sultan Yalısı’nın yerine 1905’te inşa edilmiş ve 1989’da başarılı bir restorasyon geçirmiş. Donanma Cemiyeti’nin kurucusu işadamı Şefik Bey büyük binayı haremlik, yanındaki küçük binayı ise selamlık olarak yaptırmış.

Yedi-Sekiz Hasan Paşa Yalısı

Manford Evi olarak da geçiyor. 1800’lü yıllardan kalma yalı, İngilizlerin işgalinden sonra Licardopulos isimli bir Yunanlı armatör tarafından satın alınmış. Avukat Hadi Bey, Selanik’teki Türk malları ile yalıyı takas ederek binanın sahibi olmuş. Yalılara özgü aşı (bordo) boyaya sahip bina TEB’in sahibi Hasan Çolakoğlu’nun yaptırdığı restorasyon sonucu Boğaziçi’nin en güzel yalılarından biri.

Marki Ahmet Necib Bey Yalısı



Yorum yazarak Mercek Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mercek Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket 'CHP'de Genel Başkan kim olsun?'