logo

reklam

Zenginler Savaşları Çıkarır, Oyuncuları Olan Mazlumlar da Ölmeye Devam Eder


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

Ey mazlum çocuklar!

 

Bedenleri parçalayıp, toprakları kan gölüne çeviren savaşların ve de yıkımların gerçekleştiği günler yaşadı insanlık yüzyıllar boyu. Topraklarımızda yıkımlar kalmadı artık, bedenlerimizi parçalayacak noktaya ve de en derinlerimize kadar işlemeye başlanıldı savaşların açtığı büyük yaralar. Hiçbir şekilde, hiçbir noktada tanımadığımız insanlar, gençler, çocuklar ve de halklar izlere düşman olarak bellemek ile kalınmadı, bir o kadar da gitmediğimiz ve de görmediğimiz coğrafyaların da bizlere ait olduğunu. Tarih de, savaşların her zaman anlatıldığı, kahramanlıkların ve de hamasetlerin yüceltildiği anlatılar yumağı şeklinde bizlere her daim sunuldu. O tertemiz kınalı kuzuların aç bitap düşüldüğü kötü sahneler destanlaştırıldı geçmiş; burada tarih yazıcılarının ne ölümlerin, ne de yoksullukların hiçbiri umurlarında değildi. Savaşlara karşı seslerini yükseltenler, yürekleri barış ve de demokrasi için atan yüreklerin her daim, her şekilde en ağır olan ithamlarla yaftalandılar, korkutulmaya başlandılar, cinayetlere kurban gittiler, zindanlara tıkıldılar ve de en sonunda öldürüldüler.

 

Ey mazlum çocuklar!

 

Hiçbir bedenin; inanç, milliyet, toprak ve de ideoloji uğruna topraklara düşmesini asla ama asla istemedik ve de her daim isyan ettik her beden toprakların içine düştükçe. Annelerimizin ağıtlarının son bulmasını, tüm annelerimizin barışa kardeşliğe tülbentlerini bağlamalarını isterim. Asıl olan kutsallığın insanları yaşatmak, en büyük günahında insanları öldürmek olduğunu her zaman haykırdım her şeye inatla.

 

Tarihe bakar mısınız ey bedenleri parçalanan çocuklar, hangi savaşlar yıkımlara yol açmamış ki; acaba kazananı olmuş mudur ki savaşların?

 

Bütün savaşlar, bir mazlum çocuğun lokmasını çalmaktan, geleceklerini karartmakta başka ne olabilir ki?

 

Sizlere soruyorum ey insanlık!

 

Göğüslere takılmak da olan hangi madalyalar kaybedilen bir bacağın, bir gözün, bir kolun yerini tutabilir ki? Geceleri sürekli olarak uykuları kaçanlar, gözlerine uyku girmeyenler ve de sürekli olarak karabasanlar içerisinde uykuları bölünenler savaşın o en kirli ve de en acımasız olan yüzünü görenler değil midir? Sevdiğini savaşın içerisine gönderen genç bir kızın acısını ondan başka kim ya da kimler hissedebilir ki? Bin bir zorluklarla, bin bir zahmetle ve de tertemiz bir şefkatle büyüttükleri çocuklarının savaşta ölüm haberlerini alan annelerinin yürek acılarına kimler derman olabilir ki?

 

Ez mazlum çocuklar!

 

Yıllardan beridir bu güzelim ülkenin dağlarında, ovalarında, sokaklarında, caddelerinde gencecik fidanlarımız bu kirli savaşlara kurban edildiler. Gidenler bu ülkenin, bu toprakların o tertemiz yoksul ve de mahzun olan çocuklarıydı. Yanı başımızda kafa kesen vahşiler kutsi anlamlarla meşrulaştırıyorlar kendi ortaya koydukları savaşlarını. Çocuk yaştaki tertemiz masum ve de fakir insanlar düşüyor bu toprağın içine. Artık birlik olunmalı ve de masum insanların, çocukların ölmelerine izin verilmemesi gerekir.

 

Vatanını, toprağını, coğrafyasını herkes sever, kimse kendi yurdunu, kendi yaşadığı toprağı değiştirmek istemez hiçbir şeye. Lakin gerçekten de yurtsever olan ve de ülkesini seven bir insan, gerçek olan bu sevgisini kendi diline asla dolamaz; sevgisini dürüstlüğüyle, kendisinin alın teriyle, her zaman eşit ve de adil bir davranmayla, kimseleri kayırmamaları ile beraber gösterir. Lakin öyle bir şey vardır ki bu vatanseverliklerini dillerinden düşürmeyenler, bu sevgiyi kendilerine bir zırh olarak kullandılar her zaman. Hepimiz tarihi takip ederiz. Şöyle bir tarihi yokladığımız da; Herkesin aklında kalanlardan bir tanesi Hitler, sonrasında Musollini, Kenan Evren ve diğer birçok diktatörlerin her şey vatan için, vatanlarını sevdikleri için yaptıklarını söyleyip durmadılar mı? Oysaki şimdi bu isimlerin insanlık tarihinin yüz hem de bin karası olarak anılıyorlar.

 

Ey tertemiz yürekleri olan mazlum çocuklar!

 

İnsanların ölümlerini, azıcık ve de bir toprak parçasına değişmek yurdunu ve de vatanını sevmek değildir. Yurdunu sevmek demek; kendi yurdunda ki insanları sevmek, hayatlarını fazlasıyla korumak, onlara her konuda yardımcı olmak, onlara sağlıklı gelecekler vermek ve de kurmak; aklın, sevginin, saygının ve de bilimin ışığı ve de rehberliğinde, hiçbir ırkı ötekileştirmeden barış içerisinde yaşatmanız gerekir. Kendi topraklarında, kendi yaşadığı coğrafyalarında insanların huzur ve de refah içerisinde gezildiği, sefaletlerin ve de açlıkların kol gezmediği, inançlarından, kimliklerinden, düşüncelerinden ötürü cezalandırılmadığı bir ülke yaratabilmektir yurdunu ülkeni sevmek.

 

Ey yürekleri minik çocuklar!

 

Bu kutsal ve de vazgeçilmez topraklarda, her çocuğun asker doğduğu yalanlarıyla büyütülmeye gayret gösterildi. Sonrasında, gençlerimizi ve de daha ufacık olan tertemiz çocuklarımızı şiddet içermekte olan filmlerin ve de oyunların tutsağı etmeye başladılar.  Ey insanlar etrafınıza bir bakın şöyle; arkadaşlarınız dostlarınız ve de çocuklarınız en çok hangi oyunlarla zaman geçiriyorlar, en çok hangi dizileri ve de filmleri izliyorlar? Anne babalar sizler çocuklarınızın şiddet içeren oyunlarından hiç mi rahatsızlık duymazsınız? Oysaki sizler, gözlerinizdeki o renge renk ışığın ve de sevginin iklimlerinde yaşamak istiyordunuz. Sevgiyi, şefkati, oyun isterken; asıp kesmeyi, öldürmeyi, savaşı, husumeti konuşup duruyorlar önünüzde ve de savaş dili üzerinden hayatlarınızı şekillendiriyorlar. Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir akıldır?

 

Ey İnsanlık!

 

Yapılan o kadar savaşlarda harcanmakta olan paralarla ne kadar çok okullar, ne kadar çok iş alanları, eğitim alanları, sanat merkezleri, kuran kursları yapılır ve de açılır dimi?

 

Yeryüzünde en kötü şey savaştır. Savaşlar kirlidir, şiddet içerir, ölüm içerir. Şiddet çirkindir. Kavgalar kötüdür. Vicdanlar en çok savaşlarda yara alır, sakatlanır, eksik bir beden kalır, gözler her daim körleşir, kulaklar sağırlaşır. O an olan Aşklar silinir bu savaş coğrafyasında, bakışlar ve de duygular her daim sertleşmeye başlar, herkesi hatta tüm insanları kendine düşman bellersin. Yeryüzünde ki en güzel doğa bile bereketinin sonuna kadar yitirmeye başlar, kaynakların tamamı kurumaya yakınlaşır; güvensizlik, korku ve de kuşku radyasyon gibi bütün bedenlerimizi sarmaya başlar. Adeta soluk alamaz bir hal alır insanoğlu. Ve yapılan savaşların, ortaya çıkarılan savaşların yıkımları yüzlerce yıl silinmez yüreklerimizden, beyinlerimizden ve de zihinlerimizden.

 

Savaşlara karşı olmak ve de karşı çıkma bizlerin kalbine de, vicdanımıza da, kardeşlerimize de, dostlarımıza de, komşularımıza ve de tüm insanlığın geleceğine sahip çıkmaktır.

 

Unutmayın ki;

 

Zenginler savaşları çıkarır, oyuncuları olan fakirler de ölmeye devam ederler. 

 

 

“ Mehmet KIZILKAYA “

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share
432 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir anlık ibadet

    29 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir anlık ibadet Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir gün mescid-i şerifte eshabiyle sohbet ediyordu. Az sonra Cebrail aleyhisselam geldi. Bir haber getirmişti Efendimize. Selam verip arzetti: - Ya Resulallah! Ebu Bekir, bu sabah bir ibadet yaptı ki, yetmiş yıllık ibadete bedeldir. Efendimiz bir şey buyurmadılar. Bilal-i Habeşiyi çağırıp; - Ebu Bekir’i çağır, gelsin buyurdular. Hazret-i Bilal; - Baş üstüne ya Resulallah dedi. Ve koşup çaldı kapıyı. Hazret-i Ebu Bekir çıktı kapı...
  • Bunlar Beyt-ül-malındır

    29 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bunlar Beyt-ül-malındır Bir gün hazret-i Ömer, zekat develerinden, Birinin ardı sıra koşuyordu ki, birden. Gördü hazret-i Ali halifenin halini. Hayret içerisinde sordu şu sualini: (Hayrola nedir bu hal ya emir-el müminin! Ne için koşuyorsun ardından bu devenin?) Buyurdu ki: (Ya Ali, beyt-ül-malın bu deve, Havutunu düşürmüş, kaçıyor başka yere. Tutup da, havutunu vurayım ki ben derhal, Zarara uğramasın zamanımda beyt-ül-mal.) Duydu hazret-i Ali bu sözü Halifeden. Derinden bir “Âh!” çekip, ağladı so...
  • RAMAZAN AYI İFTAR İSRAFI

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    RAMAZAN    AYI     İFTAR    İSRAFI Ramazan ayı bahane,  israf  şahane... Ramazan ayı  israf ayı değildir... Ramazan ayı nefsi terbiye etme ayıdır... Yardımın, paylaşmanın, bölüşmenin  zirve yaptığı; ay olması gerekir... Pahalı ve görkemli iftar  sofraları, yerine; sade ve paylaşmanın esas olduğu  iftar sofraları tercih edilmelidir. Fakirin ve  yoksulun doyurulduğu, ortak ortamlarının paylaşıldığı, yüzünün güldüğü, sofralar; asıl amacın yerine getirildiği sofralardır. Öz budur... Son günlerde, Dünya toplumunun çekmiş olduğu açlık sıkıntıs...
  • Kemiğe yazılan yazı

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi...
UA-36507442-2