logo

reklam

Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü Olan “1 Eylül”


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü olan “1 Eylül’e” , her zamankinden daha çok daha fazla ihtiyaç duyduğum bir zaman dilimindeyiz. Dünyanın değişik bölgelerinde özellikle Ortadoğu bölgesinde ki ülkelerde yaşanan savaşların katliamların ve kaosların gölgelerin de barış gününü kutluyoruz. Bütün insanlığın ve özellikle dökülen kanların, yapılan katliamların merkezi haline gelen  Ortadoğu ülkelerinde ki toplumların ortak ideali olan barışa, kardeşliğe ve huzur dolu yarınlara ulaşmak için herkesin bir kez daha düşünmeye ihtiyacı vardır.

 

Üzerinde yaşadığımız toprak coğrafyasında kan gölleriyle beraber duman kokularıyla yanarken bu topraklar, dünya barış günü kapımıza geldi çattı ; ” 1 Eylül Dünya Barış Günü”. İsmi ne kadar çok güzeldir, özünde olmakla beraber çok güzel, tadı da başka güzeldir barışın. Fakat ne yazıktır ki o barışın en güzel günü olan 1 Eylül’ün içi son yıllarda bomboş olmakla beraber, ciddi anlam da savaş günlerine gözyaşı günlerine katliamların olduğu günlere dönmüş bulunmaktadır.

 

1 Eylül’de bir günlüğüne barışı sevenler, savaşı sevmeyenler, savaş istemeyenler ve barışsever insanların ortaya çıktığı gün olacaktır. Yüksek perdelerden barış nutukları atılacaktır her saat. Ama ya yarın, ya diğer zamanlar, diğer günler ne olacak? Yarınların, gelecek zamanların hepsi unutulup gidecektir. Hatta barış türkülerinin söylendiği dakikalarda ve yüksek perdelerin arasından söylenilen barış nutukları dünyanın herhangi bir yerinde, belki de en yakınlarımızda Ortadoğu topraklarında, Mezopotamya da silahlar yine kan kusacaklar. Körpecik, minnacık bedenler yok olmakla beraber, yeniden ve yine binlerce milyonlarca yürek yanacak.

 

Barış bireysel değildir, toplumsaldır ve hatta hepimizin de bildiği gibi evrensel büyük olgudur. Eylemlerin de değil, tüm yeryüzü coğrafyaların da bütün halkların şiddetle gereksinim duydukları büyük bir sevdadır. Bundan dolayıdır ki; savaşlara karşı hepimizin duruşu nasıl ise, barışı savunmamızda ki duruşumuz topyekun bir olmalıdır. Barışa haykırdığımız sesimizle, savaş çığırtkanlarının kötü olan seslerini hep beraber boğamıyor eğer, yeryüzüne barışı sağlamamız, barışı elde etmemiz gerçekten de çok zor bir hal almış olur.

 

Yeryüzü üzerinde, bütün ülkelerde, bütün Ortadoğu’da ve Mezopotamya da barışı egemen kılmamızın en önemli yolu, barışa olan inançlarımızı ciddi manada güçlendirebilmemiz, sevgilerimizi, güçlerimizi ve yüreklerimizi birleştirme yolundan geçmektedir.

 

İnsanları sevdiğimiz zaman diline, dinine, rengine ve ırkına bakmaksızın, Yüce Rabbimiz yarattığı için, insan oldukları için hepimiz sevmeliyiz. İnsan olarak yeryüzüne gelişimizden kaynaklı olarak haklarımızı birer birer eşitlemeyi bilmeliyiz. Yüreklerimize insanlarımızın arasına nefret ve kin tohumları değil, kardeşlik sevgi ve dostluk çiçeklerini ekmeliyiz ki; çiçekler yeşerdikçe büyüdükçe kardeşlik ve barış duygularımız da büyüyerek her tarafa kök salsın, bütün dünyayı bütün Ortadoğu’yu bütün Mezopotamyayı sarsın ilerlesin. Bir arada kardeşçe yaşamanın bütün koşullarını oluşturmakla kalmayıp, bu yolda hepimiz elimizi taşın altına koyup çalışmalıyız. Barışı sağlamanın, barışı elde etmenin başka hiçbir yolu yoktur. 

 

Arap Baharı olarak nitelendirilen ve daha sonrasında da  emperyalist güçlerin ve emperyalizmin suyuna kaptırılan özgürlük mücadelesinin Mısır, Libya, Tunus ve son olarak da Suriye ve Irak’ta yarattıkları tahribatların sonuçları ortada görülmektedir. Bugün Ortadoğu Ülkeleri toprakların da olan Suriye ve Irak’ta yaşanan bunca vahşetlerin acımasızlıkları ile devam etmekte olup büyük savaşların ve katliamların eşiğine gelmiş durumdadır. Ne acıdır ki, utanarak söylemek isterim ki Ortadoğu’nun beyin gücü ve motoru olan ülkemiz ve dünyadaki diğer bütün emperyalizmin taşeronları da aynı şekilde bu savaşa ve katliamlara su yerine benzinle katılmaktan geri kalmamaktadır.

 

Barışı savunmak varken, katliamlara ölümlere ve savaşlara çanak tutmak ne demektir?

 

Savaşlarda savaşan insanların değil, savaşı çıkaranların kazandıkları gerçeği de ne yazık ki görülmemektedir.

 

Barışı seven yürekler, bu savaşları katliamları ve çıkaranları kınarlarken, Ortadoğu bölgesinde ve bütün dünya ülkelerinde barışı sağlamak adına, savaşlara, katliamlara karşı barışı egemen kılmamız adına hepimiz seslerimizi daha güçlü ve daha baskın bir hal alacak şekilde çıkarmalıyız.

 

Emperyalizmin ve emperyalist güçlerin oyunlarına gelmeden, inanç ve ırk, dil, din sömürücü olanlara alet olmadan, barışa olan bağlılığımızı ve sevdamızı her zaman diri tutmalıyız.

 

Barış, tadımlık olan bal kutusu değildir. Barış yeryüzünde var olduğu sürece su gibi, hava gibi, yediğimiz ekmek gibi bütün yaşamsal anlamda ve alanlar da olmazsa olmazımızdır.

 

Barışın olmadığı yerde, yaşam da yok demektir.

 

İnsan savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı gibi bir dava uğruna ölse daha iyi değil midir? Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları, barış için de vermeye hazır olmalıyız.

 

Bir gün gerçek barışın geleceği umudunu koruyarak her zaman olduğu gibi tüm dünyada ve özellikle kan göllerine çevrilen ve katliamların yapıldığı Ortadoğu’da hep birlikte barışı dileyelim.

 

İnadına barış, inadına kardeşlik!

 

Yeryüzünün Barış ve Kardeşlik Günü olan 1 Eylül;

 

Bütün dünya halklarına kutlu olsun.

 

 

 “ Mehmet KIZILKAYA “

 

 

Share
315 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+7 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kötü arkadaşlardan ayrıl!

    17 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kötü arkadaşlardan ayrıl! Şırnak civarında yetişen Velilerden Şeyh İbrahim Hakkı hazretleri “rahmetullahi aleyh“, bir gün fena arkadaşlara aldanan sevdiği bir genci görüp, şefkatli bir sesle; - Görüyorum ki, “Allah adamları” ile görüşmekten sıkılıyor, zenginlerle, dünyaya düşkün olanlarla bulunmak istiyorsun, buyurdu. Delikanlı mahcup bir eda ile önüne bakıyordu. Devam etti: - Aman oğlum! O kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, insanı sonsuz felakete götürür. Onların yağlı, tatlı yemekleri, zehir gibi gönlü öldür...
  • ÜNLÜLERİN KUAFÖR’Ü TAYFUN BAKIRHAN MAGAZİN GÜNDEMİ PROGRAMINA KONUK OLDU !

    16 Mayıs 2017 HABER ÖZEL, KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    Ünlülerin kuaför'ü Tayfun Bakırhan ,hafta içi hergün yayınlanan magazin gündemi programında Kadir Balık'ın konuğu oldu. Programda çalışmalarıyla ilgili konuşan Bakırhan ,herşeyin gayet iyi olduğunu ve  devam ettiğini söyledi. Yakında  kendi sponsorluğunda  önemli bir projeyle hem medyada hemde  hayranlarının karşısında olacağınıda ifade etti.  ...
  • ETNOSPOR ETKİNLİKLERİ

    16 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ETNOSPOR ETKİNLİKLERİ İstanbul Yeni Kapı'da 11-14 Mayıs günleri, ETNOSPOR KÜLTÜR FESTİVALİ etkinlikleri düzenlenmiştir. Bu festivalin yapılmasını amaçlayan, kurum; hedeflerini şöyle açıklamaktadır, Dünya Etnospor Konfederasyonu, geleneksel sporların günümüzde yaşatılması ve uzmanlaşması için her türlü spor faaliyetini destekler. Geleneksel sporları var eden kültürel mirası, toplumun zenginliği olarak görür ve bu mirası korumayı görev bilir. Dünya Etnospor Konfederasyonu, çocukların eğitiminde önemli bir yere sahip olması hasebiyle sportif o...
  • Kemiğe yazılan yazı

    15 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi bunu duyup, evine gitti h...
UA-36507442-2