logo

YENİ TÜRKİYE BUNLARA BATIYOR!.


facebook
Hasan ALPARSLAN
hasanalparslan20@hotmail.com

Bu gün Türkiye’ de, AK parti iktidarına karşı kumpas, komplo, entrika ve düzmece iddialarla varılmak istenilen hedefinin, sonuç itibariyle *Türk milletinin var veya yok olması kavgası olduğu açıkça görülmüştür. Bu kavga, henüz yeni başlayan bir kavga değildir. Türkiye devletinin var olma- yok olma kavgası, yüz yılları aşan uzun bir geçmişin ürünüdür. Nesillerden nesillere biçim değiştirerek aktarılan bu kavganın gerçek oyuncularına payandalık yapan zıptık siyasiler, faiz lobisi, marjinal gruplar ve kavganın son perdesini oynayan figüranları da toplumun değerleri üzerinden rant sağlayan zavallı, aşağılık sürüngenledir..

 
Bun asalaklar asla akıllanmayacak kadar kör ve hırslarının esiri olmuşlar. Diğer taraftan ise “Yeni Türkiye” gerçeğini kabullenmeyecek derecede patolojik bir hal içindeler. Açıkçası rahatsızlar, her bakımdan rahatsızlar…

 

Ülke yeni bir döneme girmiş, halk eski halk değil ama bunlar hala eski taktiklerle hükümet devirme çabasındalar. Tabi eskiden bizde adet “bir gazete manşetiyle hükümet devirmek” olduğu için, yeni Türkiye”nin yeni halini kavramada güçlük çekenler, halkın karşısındaki yenilgilerini hazmetmekte sıkıntı içindeler. CHP, MHP ve HDP’nin “Nasıl eder de AK Parti’yi birkaç puan zayıflatabiliriz”den başka hiç bir ufku,yokken, AK Parti Yeniden Büyük Türkiye’nin inşası için sevdayla çalışıyor.

 

Güya halkçı geçinip halkı küçümseyen zihniyetlerin kabullenemediği yeni Türkiye”nin halkı artık huzur istiyor. Bizler yıllardır ülkeyi geziyoruz, halkın içindeyiz ve halkın isteklerini beklentilerini okuyoruz ve sonrada yazıyoruz. Büyük şehirlerdeki sırça köşklerinden veya evlerinden sadece televizyonlardan bu halkı okuyamayanların hüsrana uğramalarına şahsen hiç şaşırmıyorum. Kendileri eski köye yeni adet getirmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Çünkü onlar eski Türkiye”de vesayet dönemlerinden nemalandıkları için yeni Türkiye bunlara batıyor.
Ülkede iç savaş çıksın diye canla başla gayret edenlerin tek dertleri bu.Nasıl olur da halk sokağa çıkmaz, neden bu halk sokağa çıkıp iç savaş çıkartmadı, halkı neden eskisi gibi tahrik edemiyoruz? İşte bu sorularla adeta kafayı yemek üzereler.

 
Evet, neden mi halk sokağa inip iç savaş çıkarmıyor, tahrik olmuyor ve siz ancak provokatörlerle iş birliği halindesiniz? Çünkü sizin okuyamadığınız bu halk akıllandı Siz bu halkı okuyamıyorsunuz, halkın huzur ve istikrarına ne kadar sahip çıktığını bilmediğiniz için artık yazdığınız senaryolarda tutmuyor.

 
Kürt vatandaşların çözüm sürecinden memnun olduklarını ve bu süreci sahiplenebileceklerini tahmin edemeyenlerin hayal kırıklıklarını, Selahattin Demirtaş”ın basın toplantısındaki halinde gördük. HDP, Diyarbakır annelerini de okuyamadı. O annelerin tepkilerini okuyabilselerdi, Kobani için insanları sokağa davet ettiğinde başına gelecekleri hesap eder, önceden susar, sonradan kendilerini kurtarmak için sağduyu çağrısı yapmazlardı.

 
Eskiden Kürt vatandaşlarını, ülkenin huzurunu kaçırmak için her türlü kullanıp, kendileri zevk-ü sefa içinde yaşayan Kürt kimliğine bürünmüş ve Türkler Ermeni soy kırımı yapmıştır diye açıkça kendisinin Ermeni olduğunu belli eden HDP ve eş başkanı Selahattin Demirtaş gibilerin dönemi artık bitti. Sözüm ona Kürt vatandaşların hakları derler ama Kürt vatandaşların yaşama alanlarını yakıp yıktırırlar. Onları cahil bıraktıracak eylemlere yönlendirmek ancak farklı güçlerin amaçlarına hizmet etmek olduğunu artık Kürt vatandaşları da görüyor.

 

Gençlik artık eski gençlik değil. O yüzden ancak çocukları sokağa çıkararak etrafı yakıp yıktırabiliyorlar. Bunların ne çocuklar, ne analar, ne babalar; kısacası Kürt vatandaşları yani hiç kimse umurlarında değil. Güneydoğu, Anadolu insanı 100 yıldır ezilmişliğinin karşısında kendisini değerli hissetmenin kıymetini bilir. Hizmetin sadece büyük şehirlerde yaşayanların tekelinde olduğu günlerden bu günlere gelen yeni Türkiye”ye sıkı sıkıya bağlanmış, tutunmuş bir milletimiz var artık.
Evet, gençlik artık eskisi gibi değil… Bu bağlamda Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak vs… her kesimden birçok genç, Cihan- Birlik Gençlik Derneği”ni kurmuşlar. 41 ilde organize olmuşlar ve “Biz bu ülke için neler yapabiliriz?” derdine düşmüşler. Gençler sokağa çıkmak yerine memleketin her yerine bilgiyi ve eğitimi nasıl götürürüz çabasına girmişler. O gençlerin, o hallerini, o çabalarını görünce ülkem adına gurur duyuyorum. Annelerin doğurdukları evlatlar kütüphaneleri, müzeleri, okulları, hastaneleri, kamu malını vs yakmak yıkmak değil, bu gençler gibi “Bizde bu ülkede bir taş üste bir taş koyalım!” derdiyle, gayretiyle, amacıyla varlık göstermeliler.
Bir ülkeye zarar vermek isteyenler, o ülkenin kültürüne, tarihine saldırarak halkı eğitimli olmaktan uzak tutarlar ve sonra cahil ve eğitimsiz halkı istedikleri gibi kullanırlar. Kürt vatandaşların refahı için mücadele ettiğini söyleyenlerin sokak terörü taktikleri artık işe yaramayacak. Sen Kürt vatandaşın yaşam kalitesini, eğitim araçlarını, kültür miraslarını yak- yık sonrada çık “Bizim çabamız Kürt halkının selameti” de!

 

Buna artık kimse inanmıyor. Bu ülkenin kırsalına 90 yıldır gitmeyen hizmet, son 12 yılda gitmiş. Halk nefes almaya başlamış, kendisini ifade etmeye başlamış. On yıllarca cahil bırakılan halk, artık huzur ve mutluluk istiyor, terör istemiyor! Diyarbakır anneleri bu anlamda çok önemli bir mesajdı ama bunu okuyamayan veya o halkı hala cahil zannedip dikkate almayan HDP ve kurmayları, artık eskisi kadar güçlü olmadıklarını görmüş oldular. Bunlar çözüm sürecini bozmak istedikçe halk direniyor ve direnecek…

 
Diğer taraftan Cemaat”in 30 Mart ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın verdiği mesajı alamaması dolayısıyla, hala hükümeti yıkma çabasıyla çırpınışlarının son noktası da HSYK seçimleri oldu. Cemaat, savcı odası basıp hesap soracak kadar pervasızca yargı üzerinde hâkimiyetini afişe etmeye çalışırken, HSYK seçimlerinden çıkan sonuçla uzun süre kendilerine geleceklerini zannetmiyorum.

 
Evet, onlarda uzun yıllardır bu ülke halkının manevi ve milli duygularını kullandılar; halada tabandaki mensuplarını kullanmaktalar. Cemaat”in elitist burjuva zihniyeti, aynı CHP”de olduğu gibi darbe zihniyetiyle yaşayan ve vesayetten, darbelerden beslenenlerde olduğu gibi halkı kullanmaktır. Cemaat de kendi yapılanmasında yıllarca bunu uyguladı.

 
Gezi olaylarından bu yana karanlık senaryo ve kumpasların yazarları olan Cemaat, muhalefet, malum medya grupları şu önemli gerçeği gözden kaçırdılar: Onlar hep aynı oyunları, aynı taktiklerle oynarlar ve kazanırlardı. Ülke ve ülke halkı kaybeder, onlar da yan gelip yatarlardı. Çünkü halk onlar için güdülebilir bir koyundu! Bu yüzden AK Parti”ye oy verenlere yıllardır “koyun” diyorlar; çünkü kendileri halkı öyle görüyorlar.

 

 

Hâlbuki bu halk, hiçbir zaman kimsenin güdümünde olmadı. Bu halkı yıllarca silahla, postalla, askerle, vesayetle, darbelerle ezdiler. Halk, fırsatını bulduğu anda kendisini ortaya koyacak güçte ve iradedeydi. İşte 12 yıl öncede aynen böyle oldu ve birisi çıkıp yolu açmaya başlayınca, halk gerçek demokrasi ve özgürlüğün arkasından yürümeye koyuldu.

 

Tabi bu halka tepeden bakan zihniyetler için halkın iradesini ortaya koyması, halkın kendisini ifade etmesi onlar için büyük bir darbeydi. Halk, özgürlüğünü eline aldığı anda, sandıkta ardı ardına darbe yapmaya başladı. Fitne, fesat, terör, kaos için elinden geleni ardına koymayanların karşısında, elinden geleni sandığa koyan bir halk vardı artık.Kısacası tüm bu oyunları halk her seferinde sandıkta bozuyor ve bozacak da..

 

Buna da kısaca “demokrasi” diyoruz.”Yeni Türkiye” kime batıyorsa bilin ki, o bu ülkeye dost değildir.Her şey çok güllük gülistanlık mı? Tabii ki hayır! Daha yapacak çok şey var. 90 yılda bu ülkeye verilen tahribatın tamiratı biraz zaman alacaktır. Lakin her ne olursa olsun şunu kimse unutmasın; bu halk artık sadece ve sadece huzur istiyor.

 

Kim huzur ve hizmet veriyorsa halk da onun peşinden gidiyor.. Manzara açıkça göstermektedir ki, yolumuz uzun, işimiz çetindir. Bu yolda yılmadan ve usanmadan gayret göstermek, hepimizin boynunun borcudur. Fitne ve fesada meydan vermeden birlik ve beraberlik içinde Ay yıldızlı bayrağımızı hak ettiği yerde her zaman dalgalandırmak bu aziz vatan’a sahip çıkmanın asgari şartıdır. Ve de… Bu kutsal topraklarda yaşayanların da asli görevidir… Saygılarımla 28 Nisan 2015

 

Hasan ALPARSALAN Araştırmacı Gazeteci- Yazar

Share
1353 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2