logo

YENİ ANAYASA-BAŞKANLIK SİSTEMİ-DEMOKRATİK ARINMA…


facebook
Hasan ALPARSLAN
hasanalparslan20@hotmail.com

Soru şu; ‘devletin milleti mi, milletin devleti mi?’ Tabii ki milletin devleti. Devlet milletin devleti olursa, Paralel yapılanma (Fetö Terör Örgütü),PKK’nın uzantısı HDP ve yıkıcı muhalefet- yoz siyaset milleti dövme hakkını kendisinde görmez. Ama bugün devletin milleti tanımıyla devletin yerine kendisini koyan emperyalizmin uşağı marjinal Baro-Oda-Lobi ve grupların, resmi ya da sivil bazı bürokratların Türkiye’yi kaosa sürüklemek isteyen kirli ilişkileri, kirli işleriyle Türkiye geriliyor ve çağdaş dünya liginden geri bırakılıyor. Defolu bir hâle getiriliyor. Türkiye’de demokrasi açığı var. Demokrasi açığını gidermek için de, millet, iradesini saygın kılan yeni bir anayasa gerekiyor.

Dün sahte şeyhler, sahte müritler oluşturarak bu ülkenin geleceğini karartan 28 Şubatçıların bugün yeni senaryolara kalkıştığını görüyoruz. 28 Şubat’ın medya ayağını oluşturan, Gezi olaylarında Erdoğan’ın devrileceğine inanıp rol çalan, 7 Haziran öncesi “HDP Türkiye partisidir, Demirtaş da yeni bir lider olarak güneş gibi doğdu” güzellemeleri yapan, asıl tıynetleri Erdoğan düşmanlığı olan malum çevre, “sıra içeride” çağrısında başı çekiyor. Açıktan, “İsrail’le bile barıştınız, bizimle de barışmanız lazım…” diyorlar.

Kendileriyle barışılmamasını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hatası olarak görüyorlar. Kendileriyle diyorum, zira toplumun özlediği iç barışla, bunlarla barışmak farklı şeyler. Bunlar, “sıra içeride” derken, “laik kesim” ile mütedeyyin/muhafazakâr kitlenin barışmasını anlamıyorlar. Bunlar, “Türkiye’yi bize dar ettiniz, biz eski günleri arıyoruz” diyorlar…. Ama şimdi bunlar bir bir deşifre ediliyor ve önü kesiliyor. Artık iyi niyetlilerin iyi iş yapmasını beklemekle yetinmeyip, kötü niyetli birileri de işbaşına geldiğinde asla kötülük yapamayacağı bir mevzuat oluşturmak lâzım ki, Türkiye rahat edebilsin. Bunun için de yeni anayasa gerekiyor

Halkımız; Türkiye’ nin Sosdyo-ekonomik kalkınması, refah seviyesinin yükselmesi,huzur- istikrar ve dışa bağımlılıktan ve terörden arınma adına hizmet veren hükümet politikasını destekliyor. Hukukun üstün kılındığı, insan hakları ve özgürlükler temelinde bir demokratik sistemin yerleştirilmesi, geçmişte yaşanan haksız uygulamalar ve siyasal cinayetlerin hesabının sorulması, tüm insanlar için fırsat eşitliğinin sağlanması, temelinde bir anayasal düzen, barış içinde birlikte yaşayabileceğimiz bir toplumsal yapının kurulmasına yönelik bir siyasal alternatifin oluşmasını istiyor.

Küresel sermayenin dünyada oluşturmak istediği yeni düzen, yaşadığımız coğrafyaya ilişkin yapılan yeni senaryolar ve bunların ülkemize yansıması ve bağlaşıkları ne olursa olsun, her şeye ve her güce rağmen Türkiye’ nin iç dinamikleri bu sorunları aşacak, ülkemizi karanlık süreçten çıkaracak güç ve deneyime sahiptir. Şüpheli intihar ölümü, daha başkaca intiharlar ve derinlere gizlenmiş onlarca karanlık olaylar, uzun zamandır bilinen fakat milletvekillerinin dahi haberdar olmadığı kararlar, cevap bulamayan soru önergeleri ve Resmi Gazetede yayınlanmamış kanunlar su yüzüne çıktıkça Türkiye’de yeni ama oldukça önemli tartışmaları başlattı.
Statüko ve Vesayet diktasının on sene aralıklarla yaptığı darbeler, arka arkaya gelen muhtıralar, bildiriler ve andaçlarla, kendi seçtiklerinin ya meclisten atıldığını ya da etkisizleştirildiğini gören bir halkın,yıllarca tedirginliği, kuşkuları ve korkularını ortadan kaldıracak şeffaf anayasal sistem normal değil mi?

Böylesi korkular taşıyan bir halk demokrasiden bahsedebilir mi? Toplumsal iradesine rağmen birileri vesayet ile siyasi irade kullanıyorsa, siyasi temsil, yani parlamento ne anlam taşır?…
Bu tip sorular zihinlerde ve yer yer tartışmalarda çoğalıp gitmektedir.
İşte bu sorularla, birtakım bürokratik karar merkezleri oligarşik sistemler, militarist etkiler, sorumsuz ama fazla yetkili statüko, kontrolsüz ve sorumsuz medya, vicdanı ile cüzdanı arasında sıkıştığını söylenen adalet, milletin değerlerinden uzak yüksek mahkemeler bu tartışmanın içindedir…

Karanlık olayların sır perdesi bir bir aralandıkça; ortaya çıkan bilgi ve belgeler kabul edilmesi zor acı gerçekleri açığa çıkarıyor.. 1990 lı yılların popüler OHAL Valisi ve İçişleri Bakanı Hayri KOZAKCIOLU şüpheli intiharı, onlarca kişinin yaşadığı ve yaşattığı ( vs )
olası karanlık olaylar, su yüzüne çıkmış ve de çıkacak olan muammalı gerçekler!..
Gerçekler ve nedenleri ile yüzleşmek, elbette Ülkemizi, iyiye doğru götürür. Hatta çok kere antidemokratik bir cephe oluşturan bazı medya organları ve elemanlarının bile demokratik bir tavır takınmalarına sebep olur…

Halk gerçekleri öğrendikçe,1939’dan 1950 yılına,1960’dan 2002 yılına kadar geçen sürede, iktidar diye seyrettiklerinin iktidar olup olmadıklarını düşünmekte ve zihninde çözümün ne olabileceğini araştırmaktadır.
Bu bir gerçeğe yaklaşmadır; inşallah demoralizasyona sebep olmaz da gerçek manada halk iradesine ve sivil inisiyatife dayanan iktidarın faaliyetlerine zemin hazırlamış olur.
Böylece halk iradesi her alanda her sektörde hâkim olur ve gücünü hissettirir… Bu sonuç halkın mutluluğu olacaktır. Esasen hedefte bu değil midir?…

Bu gelişme değer biçilmez büyük bir gelişme olacaktır…
Bu gelişim tamamlandığında toplum olarak maddi ve manevi beklentilerini kazanmış müreffeh bir duruma geleceğiz.
Yeni Anayasa ile Başkanlık sistemin hâkim olduğu, siyasi faaliyetlerin tümüyle halk iradesine dayalı ve onun taleplerini cevaplama gayretinde olduğu günlere yürüyoruz. Doğru yoldayız; mutluluğumuz uzak değil…

Bu mutluluk halka tüm korkularının arındırılması yani demokratik arınma ürünü olacaktır.
Zaten aksini iddia etmek, bu milletin rüştünden şüphe edip vesayet sisteminin sürmesini istemek, Türk halkının MİLLET olma vasfına sahip olmadığı gibi galiz bir iddianın sahibi olmak olur… Bu yanlışı kabullenmek mümkün olmadığa göre…
HEDEF.. Demokratik arınma.. Saygılarımla.
Hasan ALPARSLAN Araştırmacı Gazeteci-Yazar 08 Temmuz 2016

Share
723 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
  • Bilirsinizmi…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      "Ayaq səsləri" psixologi romanımdan bir parça   Bilirsiniz, hər kəsin kiməsə, kiminsə qarşısında borcu var. Ən azından Yardana, Valideynlərimizə, Vətənə borcluyuq. Ona əmin olaq ki, bizdən də çətin durumda olan, ehtiyaclar içərisində boğulan insanlar var, çoxdur... Elə sanmayın ki, imkanlılar çox şanslıdır. Onlar şanslı ola bilərlər – ona görə yox ki imkanlıdır. Doğrudur, imkanlı olub, şanslı olanlar da var – o halda ki, onlar ağıllı və imkanlı, həmçinin yardımsevərdir. Ancaq və lakin onların da zəif tərəfləri çoxdur. Məhz bun...
UA-36507442-2