logo

reklam

YA SİGARA YA BOĞAZ DERSEN


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

timthumbEy İnsanoğlu; Canın Her Sıkıldığında, Yada Şöyle Diyelim, Parmağın Hayatın Her Kapı Aralığına Sıkıştığında “Ya Sigara, Ya Yemek” Dedin… Evet, hayat inişli çıkışlı bir merdiven basamağı gibidir; elbette inişler olacaktır ve elbet çıkışlarda. Öyle zaman olur ki, artçı depremlerdir seni sarsan. Öyle zamanda olur ki, büyük depremler olur, alt üst olursun… Ne var ki, her sarsılış seni sen yapmak içindir. Hayatın her alt yolculuğu ise, seni üst yolculuğa çıkartmak içindir. Ondandır ki; “Hayatım alt üst oldu” deme. “Nerden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmadığını?” demiştir Şems Hazretleri. Demem o ki her sarsılışın sana artı katmalı, eksi değil. Oysa biz daha ilk sarsılışta sigaraya tutunuyoruz. Yada buzdolabına. Hem de sımsıkı. Kanayan yüreğimizdir bizim. Karşıdan el eden işmar eden ise sigaradır. Bir ana gibi el eder, işmar eder; “ Gel der, gel başını omzuma yasla; bir sen beni iç, birde ben seni…” Der.  Oysa bu üvey anne dilidir  ve eli. Üvey annelere hakaret olarak algılanmasın lütfen. Kötü olanların elidir yani; öyle bir tırnağını geçirir ki bedene… Gizlice sinsize! Oysa zaman alacaktı senden, kanayan yüreğinin yarasını. Şimdi zamanında alamayacağı yaradır sigara. Sen onu bırakırsında, o seni bırakmaz. Zamanki en iyi ilaçtır tüm yara bereleri saran, en iyi mehlemdir; ee öyleyse ne gerek vardı, bu sinsi vede üvey ele tutunmak? Şimdi zamanda geçirmez bu sigara depremini. Artık o deprem, sende, senin bedeninde. Peki soruyorum sana; hani o ilk sarsılışında tutunmuştun ya bu lanet ele; hangi cerihana mehlem oldu, hangi yaranı sardı, yada hangi resmi unutturdu sana, söyle? Hiç birini öyle değil mi? Peki senden öncekilerden de duymuştun bunu; onun hiç bir yarasına derman olmadığını, üstelik zaman içinde en büyük yara olduğunu. Peki o halde hangi akla hizmet tutundun o ele? Üreticisi yazdı üstüne;  “Sağlığa sağlığa zararlı” diye. Satıcısı senin eline verdiğinde, ilk o yazıyla sen göz göze geldin ve hala umduğun medet neydi? Sahi onun senden büyük yanı neydi? Neydi senin halledemeyeceğin? Zamanın halledemeyeceği neydi ki onun bu gücü kuvveti de, onun halledebileceğine inancın? Oysa senin beynin ondan katbekat büyüktü, ama sen bunu onun gölgesinde bıraktın. Şimdi sen onun ellerindesin, üvey anne ellerinde yani. Şimdi ondan kurtulmak için hangi ele tutunman gerek? Bırakmıyor seni öyle değil mi? Oysa ona tutunduğunda derdin birdi, şimdi oldu iki.  Derdin canında idi, oysa o kanında şimdi. Derdini zaman geçirdi çıkardı ruhundan, amma onu çıkart çıkarta bilirsen kendi kanından. Değer miydi, a akıllım. İnsan hayatı matematiksel yaşamalı; öyle ya işlemini yaptığı her probleminin sonucuna bakmalı. Ama bizde nerdeeee o hesap! Bizimkisi rakamsal hesaplar. “İki kere iki dört eder” der çıkarız işin içinden. Ama hayat matematiğinde iki kere ikiler bazen dört değil, çok daha fazlası ediyor. Ama bal fazlası değil, zehir fazlası. Buda yolun başındayken, yolun sonunu görmemekten, işlemin sonucuna göre kendine yön vermemekten oluyor elbet. Dert bir, silgimiz sigara? Silmedi derdi, dert oldu iki. Bitmediiii. İç iç iç; ciğerler gitti. Nefes darlığı, ne bileyim her ne zıkkım varsa hepsi baş gösterdi. Hani doktorun az biraz deli olsa, tüm organlarını senden söküp alsa da, sigarayı kanından alamaz cancağızım. Alamaaaaz. Başa dön şimdi; hani az bir derdin vardı ya, onu zamanla atlatabileceğini akıl etseydin, aklına da güvenseydin tabi, bugün aklın sigaranın hükmünde olmayacaktı. Derdine silgi zaman olacaktı.  Oysa herşeye silgi olan zaman sigaraya silgi olamazken, sen sigaradan derdine silgi olmasını bekledin cancağızım. Peki kurtuluş ne? Yine beyin gücü! Onu kendi içinde öldüremiyorsun ya, o senin her zerrende; artık o sen olmuş, sende o. Onu öldürmeye kalksan sen ölürsün değil mi? Onu kanında öldüremiyorsan, o halde tek kurtuluş beyin gücünde, iradende. Öldür de kurtul o mendeburdan.  “Kolaysa sen bırak” deme. Hiç başlamadım ki ben? Derdim tasam olmadı mı? Hani derler ya anlatsam dağlar dile gelir, nehirler giderde çöllere ağlar ama hiçbir zaman sigaranın arkasına sığınmadım ben, buzdolabının da.  Zamanın akışına ve duaların sırrına sığındım ama… Ha şimdi gel gelelim buzdolabı alışkanlığına. Yav arkadaş her tasanda buzdolabında buluyorsun kendini… Sonrada sana katılan kilolarını atmak için uğraşıp duruyorsun. Bakınız her tasanızda sigara ve yemeğe sığınmak aynı şey; sigara kanınıza, fazla yemek etinize işliyor. Gördünüz mü? İkisi de siz oluyor ama size zarar veren, içten içe sizi çökerten siz.  Yapmayın gözünüzü seveyim, yapmayın. Yaşamak için yemeli insan, yemek için yaşamamalı. Gel git ye, kızdın ye, öfkelendin ye, sinirlendin ye, üzüldün ye, aldatıldın ye, kocan sana çiçek almadı ye, karın sana gülmedi ye… Ye ye ye Vallahide Billahide dolabın sesini duyar gibi oluyorum; bakın ne diyor;  “Zıkkımın kökünü ye!” Hoş zaten aynaya bakınca zıkkımın kökünün yenildiği de anlaşılıyor ya. Tamam, arkadaş damak tadı önemli! Şimdi her lokmada o tadı alacaksın diye fazla yemenin anlamı yok ki. Peki irade denen görevli hangi durumlarda görev alacak sizde? Yemeğin fazlası aynanın çirkinliğidir; yersin, damak tadı güzeldir ama ne vakit geçtin aynanın karşısına; aynanın azarı tamda şudur; “ Tüüüh sana, bak bak bak ne hale gelmişsin!” Aha o anda yediğin burnundan gelir ama etine işlenen et, etinden gelmez, senden çıkmaz yani. Ye ye ye, spora koş! Ye ye ye ilaçlar iç. Yok; “Onu yersem zayıflarım!” Yok; “Bu diyeti yaparsam zayıflarım” Bende sana söyleyeyim; “Nah zayıflarsın!” Beyninde şu yemek illetini bitirmedikçe, boğazını tutmadıkça zayıflarsın ha! Dost acı söyler, ama doğru söyler. Bayılan insanı ayıltmak için bir tokat gerek; o takat o anda en yakın dosttan gelir. Bu acı sözlerim tokat olsa da, biliniz ki, bu ben deniz dosttan gelir. Az ye üzülme. Sigara içme üzülme. Misal sigaraya aldatıldığı için başlayan çok kadın var. Sigara içerken kocalarının dönmesini bekleyenler yani. Koca döner ama sen kendinden o kadar uzaklaşmışsındır ki, sen sana dönemezsin cancağızım, bu kadar basit. Değer mi o zıkkımın kökünü içmeye? Alındınız bu sözüme demı? Alınmayın gerçek o, içtiğin zıkkımın kökü değil de ne? Keşke sigara illetinden bu söz kadar alınsaydınız da, en başta uzaklaşsaydınız. Gerektiğinden fazla yiyenler ve sigara içenler benden size tavsiye; sigara başınıza vurdukça,  yeme tokmağı midenize vurdukça, açık çay için. Ama çayınızı balkonuz da, güzel güzel etrafı seyirle için.  Seyir seyir, yudum yudum için. Mevsim Kışsa evinizde varsa akvaryum, ona bakarak için. Ya da televizyon izlerken için. Yav ben ne bileyim nasıl içerseniz için işte! Nasıl içerseniz içinde sigara içer gibi içmeyin. Şimdi siz bardağı da sigara gibi tutar, çayı yudumlarken havaya duman üfler gibi içersiniz. Bunu yapmayın. Hani kimi insan vardır, suyu şarap gibi içerler ya, öyle içmeyin. Hastanelerde sigara bıraktırma kampanyaları var gidin ama işinin ehli doktorlardan destek alın.  Son Sözlerim Gençliğe Çağrı Olsun; Bugün genç isen şunu bil ki, sigaranın sana sakladığı asıl kusmuğu yaşlılığında görürsün, ahu vah edip dizlerine vurursunda, iş işten çoktaaaan geçip gitmiş olur.  Sakın ola ki siz şu içenlere özenmeyin ha! Onlarda özenmişlerdi! Şimdi özenmişliklerin ceremesini çekiyorlar. Öyle havalı havalı içip havaya üflüyorlar ya, en basta özenti oradan geliyor; işte o resme aldanmayın. Onlar havaya üflüyor,  şimdi üfledikleri hava onlara nefes dahi vermiyor. Ne kadar acı. Çözüm; Sigarayı Bırak, kendini bul. Çözüm; Yemeği Bırak, Aynalarla Barış.Ey Gençlik Senin Çözümün Başlamayarak Olsun, Sen Ne Düğüm At, Nede Çöz. Sevgilerime Dilek EJDER

 

Share
411 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kötü arkadaşlardan ayrıl!

    17 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kötü arkadaşlardan ayrıl! Şırnak civarında yetişen Velilerden Şeyh İbrahim Hakkı hazretleri “rahmetullahi aleyh“, bir gün fena arkadaşlara aldanan sevdiği bir genci görüp, şefkatli bir sesle; - Görüyorum ki, “Allah adamları” ile görüşmekten sıkılıyor, zenginlerle, dünyaya düşkün olanlarla bulunmak istiyorsun, buyurdu. Delikanlı mahcup bir eda ile önüne bakıyordu. Devam etti: - Aman oğlum! O kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, insanı sonsuz felakete götürür. Onların yağlı, tatlı yemekleri, zehir gibi gönlü öldür...
  • ÜNLÜLERİN KUAFÖR’Ü TAYFUN BAKIRHAN MAGAZİN GÜNDEMİ PROGRAMINA KONUK OLDU !

    16 Mayıs 2017 HABER ÖZEL, KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    Ünlülerin kuaför'ü Tayfun Bakırhan ,hafta içi hergün yayınlanan magazin gündemi programında Kadir Balık'ın konuğu oldu. Programda çalışmalarıyla ilgili konuşan Bakırhan ,herşeyin gayet iyi olduğunu ve  devam ettiğini söyledi. Yakında  kendi sponsorluğunda  önemli bir projeyle hem medyada hemde  hayranlarının karşısında olacağınıda ifade etti.  ...
  • ETNOSPOR ETKİNLİKLERİ

    16 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ETNOSPOR ETKİNLİKLERİ İstanbul Yeni Kapı'da 11-14 Mayıs günleri, ETNOSPOR KÜLTÜR FESTİVALİ etkinlikleri düzenlenmiştir. Bu festivalin yapılmasını amaçlayan, kurum; hedeflerini şöyle açıklamaktadır, Dünya Etnospor Konfederasyonu, geleneksel sporların günümüzde yaşatılması ve uzmanlaşması için her türlü spor faaliyetini destekler. Geleneksel sporları var eden kültürel mirası, toplumun zenginliği olarak görür ve bu mirası korumayı görev bilir. Dünya Etnospor Konfederasyonu, çocukların eğitiminde önemli bir yere sahip olması hasebiyle sportif o...
  • Kemiğe yazılan yazı

    15 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi bunu duyup, evine gitti h...
UA-36507442-2