logo

reklam

URFA’LI OLMAK AYRICALIKTIR


facebooktwitter
Mustafa ÇİÇEKLİ
ciceklireklam@hotmail.com

İslâmın fethi döneminde Urfa’ya baktığımızda şehirdeki sosyal ve kültürel yaşamda çok büyük değişiklikler olmadığını görürüz. Mevcut yapıdan faydalanmaya giden müslümanlar, varlıklarını daha çok kültür, sanat ve düşünce ile ortaya koymuşlardır.

Özellikle Dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde ise İslâm, “entelektüel hayatının ve faaliyetinin zirvesine ulaştı. İslâm medeniyeti yüzleştiği diğer kadim medeniyetlerin ve geleneklerinin miraslarını kendine mal edip, içselleştirerek dünyada entellektüel hayatın yeni odağı ve merkezi haline geldi. Süratle İslâm dünyasına katılan coğrafyalar, kadim zamanların felsefi ve bilimsel etkinlerinin ve ürünlerinin büyük çoğunluğunun gerçekleştirildiği, yetiştirildiği belli başlı merkezleri de bünyesinde barındırıyordu. Atina’daki entellektüel faaliyetler, Perganum gibi okulların çalışmaları, uzun bir süre önce İskenderiye’ye transfer edilmişti zaten. Ayrıca Doğu Hıristiyanlığı kanalıyla bu miras, sonradan İslâm dünyasının kalbi olacak olan Antakya, Urfa ve Nizip gibi merkezlerin yer aldığı topraklara halihazırda yetiştirilmiş ve yayılmıştı. Dahası, Kadim Yunan-İskenderiye geleneğinin Yeni Pisagorculuk ve Hermetik gelenekle irtibatlı daha esoterik/sipiritüel bir görünüm arzeden mirası, kendi dini ve entelektüel hayatlarında İskenderiye’nin Hermetik Pisagorcu fikirleriyle, Geç Dönem Babil Geleneği ile Keldani kaynaklarından tevarüs ettikleri fikirleri ustaca harmanlayan Harran havzasında iskan eden Sabiiler de aynı bölgede zengin bir kültür ve medeniyet yeşertmişlerdi.”

İslâmi dönem Urfa’da sanat ve edebiyat hakkında müstakil bir çalışma olmadığından bu dönem sanat ve edebiyat yaşantısını, meşhur isimlerini ancak farklı farklı eserlerde ve satır aralarında yakalayabiliyoruz. Zira tarih boyunca Urfa’nın Halep’e bağlı bir sancak olması, Suriye veya Elcezire toprakları içinde anılması, bu dönem eserlerin Arapça kitaplarda bulunması ve dilimize tercüme edilmemesi bu konudaki araştırmalarımızı sınırlamaktadır. Ayrıca bu konuda yazılmış eserlerin ve biyografilerin dağınık bir şekilde ve farklı kaynaklarda geçmesi bu çalışmamızı zorlaştırmıştır.

Urfa’nın İslâm’dan önce veya İslâmın fethinden sonra olsun oldukça köklü kültürel bir alt yapıya sahip olduğu bilinmektedir. Urfa ve Harran okullarının etkinliği ve felsefi ağırlığı sanat ve edebiyatı beslemiştir. Urfa’nın sanat ve edebiyatında öne çıkan isimleri, alim-filozof diyebileceğimiz din adamları ve meşhurlardan oluşmakla birlikte şiir ve nesirde ünlü isimlere de rastlamaktayız. Ayrıca bu çalışmamızda yeralan birçok ismin alim ve filozof yönü ağır olmasına karşın ikinci derecede şiir ve nesirle uğraşan, bu konuda eserler veren sanatçıları da zikretmeden geçemeyeceğiz. Zira bu insanlar, hem felsefe yapmış, hem sanatla uğraşmış, hem tıp ve astronomiyle ilgilenmiş ve hem de şiir yazmışlardır. Sanat ve Edebiyatta çeviri yapan alim ve filozoflara değinmeden edemezdik. Çünkü çeviri bir sanat olmakla birlikte kültür ve edebiyatı geliştiren ve zenginleştiren faaliyetlerin başında gelir. Felsefi ve edebi çevriler, yepyeni oluşumlara, düşüncelere zemin hazırlar. Kâzım Sarıkavak’ın yazdığına göre: “633-708 yılları arasında Urfa’da hem çeviri hem de diğer bilimsel çalışmalar devam etmekteydi. Bu dönemde Süryânice’ye yapılan çeviri faaliyetlerinde bulunan Monofizit Süryâni yazarlar mevcuttu.” İslâmi dönem Harran’da ise, erkek alim, filozof, şair ve edip yanında 17 meşhur kadın alim hadisci, şair ve edibin varlığı bilinmektedir. Bütün bunlar, Urfa’nın bu dönemde kültürel olarak ne denli bir zenginliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Bu anlamda İslâmi dönem Urfa’da, din ve mezhep ayrımı yapmaksızın müslüman olsun, gayri müslim olsun, kim sanat adına ne yapmışsa onu ortaya koymaya özen gösterdik. Çünkü, sanat ve edebiyat evrenseldir ve insanı kuşatır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, İslâmi dönem Urfa’da sanat ve edebiyat her düşünce, felsefe, din ve mezhepten beslenmiştir. Örneğin bugün konuşulan “hoşgörü ve diyalog” düşüncesinin Urfa’da bin yıl önce Şair Ebu İshak tarafından dile getirilmesi ve bunu şiirlerinde işlemesi oldukça düşündürücüdür. Urfa’daki sanat ve edebiyatın ufkunu ve derinliğini göstermesi bakımından da dikkate şayandır.

Urfa’da İslâmın fethi dönemi kabul ettiğimiz 639’dan Osmanlıya kadar olan tarih aralığında hep iktidar mücâdelesi olduğu şehrin kısa dönem de olsa bazen Haçlıların, bazen Türklerin, ve bazen de Arapların hâkimiyeti altında kaldığını görüyoruz. Savaşın sıcak nefesini yanı başında hisseden Urfa’nın bu döneminde daha çok Harran eksenli alim ve filozofların öne çıktığını görüyoruz.

Share
220 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MÜNAFIKLIK-İKİYÜZLÜLÜK..

    27 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kur’an’da “mü’minler, müslümanlar, mücâhidler, sâdıklar, sâlihler…” vb. tabiri caizse “yağlı ballı” nitelemeleri üzerimizi almaya pek bayılırız da… “Yahudiler, Hristıyanlar, münâfıklar, akılsızlar, fikirsizler, kafasızlar, sefihler (beyinsizler), sağırlar, körler, dilsizler, kitap yüklü eşekler, dilini sarkıtan köpekler, Hamanlar, Karunlar, Hahamlar, Ruhbanlar” vb. sıfat ve nitelemeleri duyunca arkamıza bakınırız… Kesin bizden bahsetmiyordur! Bunları Kurtlar Vadisi’nde “Çakır” rolü üzerine yapışıp kalan dizi oyuncusu gibi (ki kurtulmak...
  • Yağ,sevgi yağışım, yağ!

    27 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Dəli    külək    əsir .  Yağmur    öz    həzin    nəğməsini    damla - damla ürəyimin    hər    döyüntüsünə   köçürür .  Narın    damlaların    altında düşüncələrim ,  sanki    cilalanır , ruhum   rahatlıq    tapır .  Rüzgarları , yağmurları , bir   də   dənizi   çox   sevirəm . Yağmurlu    yollarda    adlaya - adlaya   yenə   də    ürəyim   SƏNİNLƏ həmsöhbət    olub .  Yenə   qəlbimdəki    təmiz    sevginin    al   şəfəqlərinə boyanıb,  həsrətli    yollarda    azıb    qalan   gözlərim .  Yollar ,  bəlkə  də SƏNİ    gözləməkdən     yorul...
  • KATAR, ORTADOĞU’NUN SARI ÖKÜZÜ OLMADI

    26 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. “Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş diğerleri. “Nereye gideriz” diye düşünürlerken “Bir dakika” diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes...
  • TEKRAR DÖNME ŞANSIN YOK!

    26 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Sen… Ya karşılaştığın olaylar içinde, RASÛL’ün haber verdiği şekilde, kendi hakikatına yakışan bir biçimde, ilmin gereği olan davranışlar ortaya koyarak, hakikatına bir adım daha yaklaşacak; yakîninin meyvelerini derleyeceksin… Ya da… İlmi ve aklını bir yana koyup; şartlanmaların, ilkel değer yargıların, duyguların istikâmetinde davranışlar ortaya koyacak; sahiplik düşüncesi ve duygusuyla yaşamına yön verip, sonuçta pişmanlıkları oynayacaksın!. Boşa geçen, değerlendiremediğin zamanı, yapman gerekirken yapamadıklarını sonradan asla telâfi edem...
UA-36507442-2