logo

Üreticiye kıyak, tüketiciye tuzak


facebooktwitter
Yurdagül BEYOĞLU ATUN
yurdagulbeyoglu@hotmail.com

Haberal Kıbrıslı Gazetesi’nin “Parmak patateste parmak oyunları” başlıklı haberi aslında çok önemli bir konuya “parmak” bastı. Kahraman üreticinin edilgen tüketiciye karşı olan zaferini…

Kazananı ve kaybedeni belirleyen ise yasalar. Bir tarafa pozitif ayrımcılık yaparken, öte tarafa “işine gelirse…” diyen yasalar.

Haberde, parmak patatesin ithal edilebilmesinin iki firmaya bağlı olduğu, Tarım Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı işbirliğiyle yapılan protokole göre yerli imalatçı Cypro Chips ile Kıbrıs Evi firmalarından fatura alınmadan Ticaret Dairesi’nden ithal izni vermeyeceği ifade ediliyor. Bakanlar Kurulu Tarım Bakanlığı’nın önergesiyle, bir ay önce parmak patatesin ithalini yasaklamış. Üreticiyi korumak adına bu yasaklamayı yaptığını iddia eden bakanlık yetkilileri, yine de parmak patates ithal etmek isteyen olursa, önce bu iki firmadan alınacak parmak patatesin faturasını Ticaret Dairesi’ne ibraz etmeleri şartına bağlamış. Eğer bu iki firmadan1 ton patates alırlarsa, dışarıdan da yüzde 50 fazlasıyla, bir buçuk ton parmak patatesi ithal edebilecekler!

Serbest ekonomi kurallarının hüküm sürdüğü bir ülkede tüketiciye “illaki bundan alacaksın” demek acayip olsa da tamam diyelim ama sorun bununla bitmiyor. Zira restoran sahipleri yerli patatesin lezzetli olmasına karşın, take-away servisi sırasında yumuşadığını dolayısıyla cips şekli kızartmaya uygun olmadığını söyleyerek, ithalatın serbest bırakılmasını istiyor.

“İthal edilmesin, bizim üreticimiz kazansın” diyen grup ise bu gerekçeye pek inanmıyor. Onlar, “restoran sahipleri daha ucuz olduğu için ithal patatesi tercih ediyor” düşüncesindeler. Ki, bu başlı başına tartışılması gereken bir konu.

Birincisi, restoran ve otellerin- kalite aynıysa bile- daha ekonomik olanı tercih etmeleri kınanacak bir durum değil, sonuçta ticari bir işletmeden bahsediyoruz burada. İkincisi KKTC’de dağ taş patatesken, ithal parmak patatesin nasıl daha ucuz olabileceği ya da olduğu konusu. İthal patates Türkiye’nin herhangi bir yerinden toplanıyor, onları dondurarak paketleyecek firmaya satılıyor, o firmadan tırlarla KKTC’ye geliyor, stopajı, şusu busu ödeniyor, KKTC’deki ithalatçı firma bunları marketlere dağıtıyor ve buna rağmen daha ucuz olabiliyorsa bunun sorumlusu tüketici değil, tarım bakanlığının yanlış politikaları. Henüz daha “çiftçi kimdir”in ayrımına varılmayan ve hayatını memuriyetten kazanan, arada da bahçesine ekip biçeni çiftçiden sayan bu ülkede, dayatmalarla bir yere varmak isteyenlere naçizane ikazımız şu; Yasaklamayla sorunu çözemeyeceğiniz gibi, bu güzergâh sizi hedefe götürmez.

***

Tarım Bakanlığı yetkilileri konu hakkında  “Yerli üretimin desteklenmesi açısından parmak patatesle ilgili bir karar alındı. Parmak patateste tamamen ithalata dayalı bir süreç olduğu gerekçesiyle ve yerli üreticinin desteklenmesi bakımından böyle bir çalışma gerçekleşmiştir. Ayda 160 tonluk bir ithalatın söz konusu olduğu ve bunu yerli üretime kaydırmak amacıyla bu karar üretildi. Ancak önceki gün izinleri daha önce alınan ve gümrükte bekleyen parmak patates ithalatına kontrollü olarak izin verdik” diyor.

Konu patates değil aslında, politikanın ucuzluğu… Kolaycı yasaklamalarla sorunu çözmüş gibi görünen hükümetler, bir tarafı memnun ederken, diğer tarafa haksızlık ettiğinin farkında değil.Yerli üretime destek adına altında çürük çarık ve “hayvanın önüne koysanız yemez” cinsten domatesleri üç misli fiyatına bize yedirdikleri dönemde bir yetkiliyi arayıp “bu

domates bu fiyata olur mu, tüketicinin ne günahı var” dediğimde “alamayan yemeyiversin bir süre, bir şey olmaz” cevabını almıştım. Oysa gerçek, yerli üretim domatesin kalitesiz oluşu değil, üreticinin iyi malları Güney Kıbrıs’a ve belli başlı otellere satıyor olmasıydı. Bugün yerli üreticiyi desteklemek adına “şuradan şu kadar ton alırsan ithal etmene izin veririm” diyen devlet, üreticiye, “ürün az, bunu iç piyasada tüketeceksin” demedi. Yani şimdi yerli üreticiye destek olalım diye biz o çürük çarık domatese bir servet ödemek zorunda mıydık, bumuydu bunun çözümü allahaşkına…

Share
420 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2