logo

reklam
07 Aralık 2015

Ülfet


facebooktwittergoogle plus
Elif NİSA
elif.alaca@hotmail.com

“Kur’ân, âyetleriyle insanların nazarını melûfatları olan(ülfet ettikleri) şeylere çeviriyor. Âyetler, necimler(yıldızlar) gibi ülfet perdesini deler, atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir.” (Mesnevî-i Nuriye)

Cahiliye toplumunda yaşayan insanlar, pek çok konuda vicdanlarıyla bulabilecekleri doğrular yerine toplumun telkinlerini kıstas kabul eder, yaşamlarını bu sapkın ‘değer yargıları’ üzerine kurarlar.

İnsan, vicdanını tam olarak kullanmadığı takdirde, gördüğü her görüntüye hemen alışabilen bir varlık. Doğduğu andan itibaren çevresinden aldığı telkinlerin etkisiyle hareket eder. Tek yaratıcının Allah olduğunu ve Allah’ın yaratışındaki üstün hikmetleri düşünüp kavramakla yükümlü olduğunu düşünmeyen insan, tüm yaşamını yüzeysel bir bakış açısıyla sürdürür. İçinde yaşadığı toplumun çoğunluğuna ayak uydurup onların batıl inançlarını benimsediğinde ise, etrafı ülfet perdeleriyle kapanır.

Ülfet, yani etraftaki her şeye alışkanlık gözüyle bakmaktan kaynaklanan durum, kimi insanların düşünmelerinin ve iman etmelerinin önündeki engellerden biridir. Ülfetten kurtulmuş, şuuru açık bir insan, olayları hikmetleriyle düşünebilecek bir akla sahip olur. Ve baktığı her yerde Allah’ın yarattıklarındaki detayları ve güzellikleri inceleyip, üzerinde tefekkür eder, Allah’ın izniyle imanı kazanır.

Rabbimiz, birçok Kur’an ayetinde insanları düşünmeye davet eder. İnsan, her şeyi yoktan var eden, sonsuz güç sahibi Yüce Yaratıcıyı takdir edebilme gücünü, Allah korkusunu ve Allah’a olan yakınlığını ancak tefekkür yoluyla artırabilir.

Üzerinde düşünmemiz için sayısız delil yaratan Allah, “…Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” (Nahl Suresi, 17), “…düşünen bir topluluk için deliller vardır” (Bakara Suresi, 164) ifadeleriyle bunun önemini bildirir. Çevremizde gördüğümüz her şey Allah’ın bir tecellisi ve yaratılış delilidir. Bu nedenle gökler, yer ve bunların arasında bulunan canlı ve cansız tüm varlıklar, insanın düşünmesi için birer vesiledir.

İnsanlar gün içinde birçok konu hakkında düşünürler. Ancak bu düşüncelerin büyük bir kısmı ahireti için fayda vermeyecek, “boş ve gereksiz”, insanı hiçbir sonuca götürmeyen, insana hiçbir şey kazandırmayan yararsız düşüncelerdir. Oysa önemli olan, insanın yaşamının her anında olayların sebeplerini, hikmetlerini araştırarak gerçek anlamda “derin bir şekilde” düşünmesidir.

“Derin bir şekilde” düşünen insan, daha güne başlarken kahvaltı masasında bile Allah’ın eşsiz nimetlerini tefekkür edebilir. Örneğin, protein, vitamin ve mineral deposu olan yumurtanın oluşumu mucizevi bir olaydır. Yumurtanın sarısı ve akı, tavuk vücudunda ayrı ayrı yerlerde imal edilir ve on altı saat kadar süren bir işlemle ambalajlanır. Parmaklarınızla iki ucundan ne kadar kuvvetle bastırsanız, kırılmayan yumurtanın sağlamlığının yanı sıra pürüzsüz ve kusursuz bir şekli de vardır. Normalde çok iyi bir kalıba ve tezgaha ihtiyaç duyan böyle bir eser, içinde hiçbir kalıp bulunmayan tavuk vesilesiyle insana sunulur. Modern teknoloji tavuğun besininden veya kanından yumurta yapabilecek bir fabrikayı kuramamıştır. Kırıp çöp sepetine attığımız bu mükemmel ambalaj, mimarisi ve estetiğiyle akılları hayrete düşüren bir sağlamlık, pratiklik ve geometri şaheseridir. Bir yumurtadaki Allah’ın yaratma sanatına duyulan hayranlık, Allah’ın izniyle insanın imanını artırır. Kişi, Allah’ın kudretini ve sanatını görür, O’nu bütün noksanlıklardan tenzih eder ve O’na yakınlaşmaya bir yol bulur.

Toplumdaki, “derin düşünmeye gerek yok, kocakarı imanı yeterli” amiyane tabiriyle kastedilen ise okumayan, araştırmayan, bilgilenmeyen, şuursuz, yalnızca ‘inandım’ diyerek kendini yeterli bulan insan modeline teşviktir. Allah kulundan yüzeysel değil, gerçek, derin ve sarsılmayan bir iman ister.

Önemsemeden geçmek ve düşünmemek, Allah’ın ayetlerinden yüz çevirmek anlamına gelir. Allah’ın ayetlerinden ve yaratılışın delillerinden yüz çevirenler inkârcılardır.

Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.                                (Enbiya Suresi, 32)

 Size kendi ayetlerini gösteriyor; artık Allah’ın ayetlerinden hangisini inkâr ediyorsunuz?                          (Mü’min Suresi,  81)

Ülfet perdeleri arkasında yaşayan insanlar, çevrelerindeki canlılarda ve evrendeki yaratılış mucizelerini, dünyadaki yaşama amaçlarını, kısacası kendilerine gerçek anlamda yarar sağlayacak konuları hiç düşünmemişler, bir gün öleceklerini ve Allah’ın huzurunda hesaba çekileceklerini akıllarına getirmemişlerdir. Cehennemi gördüklerinde gerçek anlamda düşünmeye başlamanın ise artık hiçbir yararı yoktur.

“O gün cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar, ancak (bu hatırlamadan) ona ne fayda?” (Fecr Suresi, 23)

Etiketler: » » » » » »
Share
486 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

Ülfet” için 1 yorum

  1. Düşünce İlim Ehlinde Olur

    Düşünüyorum, öyleyse varım, diye bir söz okumuştum bir zamanlar. Şimdiki zamanda ise ‘İnsan düşünmediği zaman aklını kullanamaz’ biçiminde söz okuyorum. Düşünce ufkuna girebilmek için sorayım: İnsan düşünmeden aklını kullanamaz sözü, tüm insanlarda akıl olduğunu mu anlatıyor? İnsanlar içinde akılsızlar olamaz mı? Acaba, düşünmek mi aklı harekete geçiriyor, yoksa, aklı olanların mı düşünmesi gerekiyor? Şunu da sormalıyım: Aklımızı kullanmamız için neyi düşünmemiz gerekiyor?

    Kur’an-ı Kerim’de çok ayetin insanları düşünmeye teşvik ettiği belirtiliyor; ”gerçek akıllı olanlar ancak düşünenlerdir” deniyor. Tefekkür ettirici kişi, bu cümledeki ‘gerçek akıl’ tamlamasıyla Yaratan’ın sahte ve essah olmak üzere iki tip akıl yarattığını mı vurguluyor acaba?

    Düşünce ufkumuzu oluşturacak bir ayet nakledilmiş: ”Sizi ondan yarattık. Ve ona iade edeceğiz. Ve sizi ondan bir kez daha çıkaracağız” (Ta-Ha: 55).

    Peki nasıl?..

    Ta-Ha 53’te, arzın yani o gün onların yaşadıkları bölgenin, ‘mehd’ olarak uygunluğu ve orada gökten indirilen ‘su’ ile çeşitli bitkilerin çift olarak çıkarıldığı belirtiliyor.

    Mealciler, bu ayette geçen ‘arz’ sözcüğünü ‘toprak’ bellediklerinden, Ta-Ha 55’teki ‘ondan’ sözcüğünü de ‘toprak’ olarak göstermişler. Halbuki ‘yer’ olarak gösterselerdi daha uygun olurdu. Çünkü, gökten indirildiği belirtilen ‘su’, sadece toprağa has değildir. Su gökte oluşmuştur ama, kaynak denizlerdedir.

    Yeryüzünün toprak bölümünde bitkilerin çift yaratıldığı bilgisi verilmişti ya ayette… Biliyoruz ki, denizlerde ve nehirlerde yaratılan balıklar da, havada uçan kuşlar da dişi ve erkek olarak çift.

    Varlığımızın yüzde altmışı su. Yapı taşlarımız olan hücreler karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve kükürt olarak 6 element.

    Halık-ı Kerim bizi yerden, yani yerin toprak kısmından yaratmış. Demek ki yapıtaşımızı oluşturan 6 elementin kaynağı yeryüzü. Ve bizi bir zaman sonra oraya iade edecek.

    Ayetteki iade edilme, bedenin sükut edip bozunup elementler guruplarına havale edilmeyi anlatmış olmalı.

    Ve sonra yeryüzünden bir kez daha çıkarılacağız. Yani, 6 element ile hücrelerin oluşturulması, yapıtaşı olan hücrelerle bedenlerin inşâ edilmesi olayıdır bu.

    Haşir Risalesi’nde belirtilen ‘inşâ’ olayının nasıl gerçekleşeceği düşünülmüş müydü acaba?

    Mütefekkir kişi, düşünme ufkumuzun açılabilmesi için, toprağa bakmamızı, inceleme yapmamızı tavsiye ediyor.

    Çok zaman önce, Darvin adlı kişi, bugünün tavsiyesini almadan bu işe girişmişti galiba!

    Ama biz -bir saatlik tefekkür bir senelik ibadetten hayırlıdır- sözü çerçevesinde uyalım tavsiyeye; az biraz yerin toprak kısmına, sonra Kur’an ayetine bakmaya çalışalım.

    Ta-Ha Suresi’nin 55’nci ayetindeki insanların yerden tekrar çıkarılma olayı, aynı surenin 53’ncü ayetinde, bitkilerin yaratılışıyla ilintileniyor. Her yaratılan bitkinin, öncekilerle ne kadar benzeştiği merakı düşünce ufkumuza girdiğinde, tefekkürü bir saat kadar sürdürebilir miyiz bilemem ama, zihnimizde oluşan fikir, bugüne kadar öğrenilenlere tenakus oluşturabilir.

    Varsın tenakus oluştursun!.. Bir senelik ibadetin hayrına erişebilmek için, değmez mi yani?!

    İbrahim Faik Bayav

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÇOCUĞU ORTADAN KESİN

    28 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    " ÇOCUĞU ORTADAN KESİN Hz. Davud zamanında genç bir kadın , çocuğunu alıp gezmeye çıkarmıştı . Dinlenmek amacıyla yeşillik bir yer bulup oraya oturdular. Bu sırada yanlarına başka bir kadın gelmişti . O kadının da yanında bir çocuğu vardı . Çocuklar hemen hemen aynı yaştalardı . Kadınlar tanıştılar . Sonradan gelen kadın diğer kadına nazaran yaşça büyüktü ve onun ablası konumundaydı . Aralarında konuşurlarken çocuklar da önlerinde oynuyorlardı . Bu sırada büyük kadının çocuğu çalılıkların arkasına girip gözden kaybolmuştu . Annesi bunun far...
  • Günaydın!!!

    28 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Misak ı Milli nin sınır taşı olan ve halkın % 70' i türkmen ve araplardan oluşan Kerkük şehrinde artık Kürdistan bayragı esiyor ve Maşallah istihbaratımız yeni anladı galiba... Kerkük Irak petrolünün % 40 ını üretiyor, Dünya'da petrol üretiminin önemli bir kaynağını Kerkük üretiyor. Misak ı Mili nin çizilmemesi için elinden geleni yapan İngiliz'in şımarık prensi Barzani bölgeyi yeni bir kavgaya doğru sürüklüyor. Bölgede zaten söz sahibi olan Kürdistan Irak Federe eyaletinin bu hareketi, bölgenin gerçek hakimi Arapları ve Türkleri hem birleşt...
  • TERÖR SİVİLLERİ VURMAKTADIR

    28 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    TERÖR     SİVİLLERİ   VURMAKTADIR Dünya üzerinde, terör olayları alabildiğine, devam etmektedir. Dünyayı yöneten güçler; sözde, kınamalar, yapsalar da; terörün devam etmesinden, mutlu gibi gözükmektedirler. Şu an Güney sınırımızdaki, tüm olaylar bunun en güzel delilidir. O coğrafyaya, kilometrelerce uzakta olan tüm güçler; sahne alabilmek için; bir birleri ile yarışmaktadırlar. Sonuçta; tüm Dünyaya silah satan ve o, satıştan yüklü bir miktarda para kazanan devletler; Dünyayı yönetmeye talip olan, devletlerdir. Üstelik, o bölgenin yer altı ze...
  • ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI

    28 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Papatya Yayınlarından Mustafa Turan’ın "Destanlaşan Çanakkale"  kitabında anlatılanlara göre, yıllar önce eğitim sistemimizi incelemek üzere Japonya’dan bir heyet Türkiye’ye gelir. İnceleme tamamlandıktan sonra MEB yetkilileri, Japon heyetinden hiç beklemedikleri bir tepki almıştır. Konuk heyetin, dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın huzurunda dile getirdikleri acı gerçek şöyledir: “Türk eğitim sisteminde milli ruh yok...” Sonra şöyle devam etmişler: “Biz, eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Önce çocukları uçak kadar hızlı gid...
UA-36507442-2