logo

Türkiye’nin Terörle İmtihanı ve Terörün Hedefi!


facebooktwittergoogle plus
Mehmet Zengin
Mehmetzengin16@hotmail.com

Türkiye geçtiğimiz günlerde Ankara’nın merkezinde yeni bir terör olayı ile karşı karşıya kaldı. 97 kişinin öldüğü 246 kişinin ise yaralandığı bombalı terör saldırısı ülkeyi yasa boğdu!

Cumhuriyet tarihinin bu en büyük terör faaliyeti ne ilk ne de son olacaktır! Türkiye’yi zor günler bekliyor! Bu tespiti üzülerek yapıyorum, ama Türkiye gerçekleri ışığında bu tespiti yapmak kaçınılmaz görünüyor.

“Terörün hedefi Yeni Türkiye”

Yazacaklarım aslında malumun ilanıdır. Türkiye; coğrafi ve siyasi konumu gereği birçok devletin ve uluslararası gücün siyasi hesaplarının dahil olduğu ve geçmişte Avrupa Birliğinde ki batılı bir Parlamenterin dediği gibi; “Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar değerli bir ülkedir”!

Recep Tayyip Erdoğan; 1923 yılından beri yüzünü Batı’ya dönmüş, kendi içine kapanmış, Dünya’ya yön verenlerin istek ve arzuları doğrultusunda yönetilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni 90 yıl sonra yörüngesinden çıkararak, “Yeni Türkiye” olarak adlandırdığı yeni yörüngesine oturtma çabası… Çevresinde, Ortadoğu’da ve Dünya’nın farklı bölgelerinde söyleyecek sözü olması, müdahil olması başta ABD ve İsrail olmak üzere birçok ulusal ve uluslararası çevreyi rahatsız etti.

Dünya’yı yöneten ve yönetmek isteyen güçler; Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Somali’de ve benzer birçok yerde çıkarlarına çomak sokan, yeni bir güç istememektedir. Yıllardır kendi çıkarları doğrultusunda ‘Müslüman’ ülkeleri sömüren, birbirine kırdıran ve kendi sosyo-ekonomik çıkarları doğrultusunda yönetme arzularına itiraz eden bir Türkiye’ye…  Mazlum insanları öldüren, kan ve gözyaşı üzerinde saltanat süren güçlere ‘One Minute’ çıkışı ile dur diye haykıran…  Yıllardır BM ve NATO’yu bu çıkarları doğrultusunda kullananlara, hem de BM toplantısında yüzlerine karşı “BM neye yarar. 5 tane daimi üyenin dudakları arasına kilitlenmiş olan bir dünya, adil bir dünya olamaz. Dünya 5’ten büyüktür” 5’ten büyük olan dünya artık görevini yapması lazım.” diye haykıran bir lidere tahammül etmek zordu!

Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da, Yemen’de, Mısır’da, Myanmar ‘da, Irak’ta, Filistin’de, Doğu Türkistan’da ve diğer İslam ülkelerindeki Müslümanların zulüm altında olması ve vahşice katledilmelerine göz yumulmasına isyan eden, Somali’deki insanların açlıktan ölmelerini dünya nimetlerinin adil paylaşılmamasından kaynaklandığını ifade eden ve artık çok olmaya başlayan Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin başı ezilmeliydi!

14 yıldır istikrarı yakalayan, ekonomisini büyüten ve hızlı bir şekilde büyümeye devam eden Erdoğan yönetimindeki Türkiye; ulaşımdan-sağlığa, tarımdan- milli savunma sanayisine kadar her alanda müthiş bir çalışma başlatan… Dışa bağımlılığımızı ortadan kaldıran hamleleri peş peşe devreye sokan… Uzun yıllar ihmal edilen son teknoloji yerli ürünlerimiz olan tankımızı, helikopterimizi, çıkarma gemilerimizi, füze sistemlerimizi, piyade tüfeğimizi, yerli otomobilimizi yapan… Türkiye’yi, on yıllardır uluslararası güçlerin ve baronların, yerli taşeronlar eliyle sömürmesine ve yönetmesine dur diyen bir liderin yönettiği Türkiye, eski yıllarda olduğu gibi tekrar istikrarsızlaştırılmalı. Erdoğan, ülke yönetiminden bir şekilde uzaklaştırılmalıydı!

Erdoğan’ın ‘Batı’ya: ”Türkiye artık eskisi gibi emir alan, gündemi belirlenen, kendi içine kapanık ve çaresiz değildir. Türkiye; bölgesel ve küresel sorunlara karşı sözü olan, çözüm üreten ve aktif rol alarak dikkate alınması gereken bir güçtür.” Mesajını vermiştir. Batı’nın; bu mesajı çok iyi algıladığını; Bundan rahatsızlık duyan dahili bazı çevrelerle işbirliğine girerek, Onu itibarsızlaştırmak ve iktidarsızlaştırmak için birçok ‘operasyon’ girişimlerinde bulunmalarından anlıyoruz.

Paralel Yapı, HDP, Doğan Medya ile bazı muhalif çevrelerin işbirliği ve desteğiyle ‘Gezi Ayaklanması’, 17 Aralık ve 25 Aralık polis-yargı darbe girişimi, 6-8 Ekim 2014 Kobani Kalkışması ve benzeri olaylar hep bu amaca hizmet için uygulamaya konulmuştur.PKK, DHKP-C,İŞİD (DAEŞ) gibi terör örgütlerinin Türkiye’ye yönelik gerçekleştirdiği terör faaliyetleri de bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.

 “Terörün Diğer Bir Hedefi de PKK’yı Meşrulaştırmaktır”

Türkiye 35 yılı aşkın bir süredir PKK Terörü ile mücadele etmektedir. Son aylarda yaşanan süreci dışarıda tutacak olursa toplumun büyük bir bölümü ayrılıkçı terör örgütü PKK’ya karşı ortak bir dil geliştirmişti. PKK’nın siyasi uzantısı olan partiler hariç tüm partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar birlik içinde dönemin iktidarlarının ve TSK’nın yanında oldular. Terörde tek yumruk, birlik görüntüsü vermişlerdi.

Peki bugün ne oldu da muhalefet ve bir kısım medya terör örgütü ve onun siyasi uzantısı partiyi sempatik gösterme yarışına girdiler? Terör örgütünü, yaptığı kanlı saldırıları kınamak, lanetlemek şöyle dursun; ‘sırtımızı PYD,YPJ ve YPG’ye yasladık’ diyen HDP’li Milletvekillerini ve HDP  Eş Başkanı Demirtaş’ı ‘cici çocuk’ olarak gösterme gayreti içine girmelerinin nedeni nedir?  Televizyonlarında canlı yayınlara çıkarıp ‘dostça’ türküler söyletilmesiyle ne amaçlanmaktadır? Barajı geçmesi için her türlü desteği veren, bunu da ‘AK Parti’yi nasıl da salladık’ itirafı ile ortaya koydukları bu işbirliğinin sebebi ne ola ki?

Malum çevreler açısından terör algısının yüzde yüz değişmesi, PKK ve HDP’ye yönelik oluşturulmaya çalışılan sempatinin arkasındaki sebep tahmin ettiğiniz üzere Erdoğan düşmanlığının tezahürüdür. Batı’nın yönlendirmesi ve teşvikiyle PKK terör örgütü ve onun siyasi temsilcisi olan HDP’ye yönelik aklama operasyonu devreye sokulmuştur. Ankara’daki patlama; ister ‘DAEŞ’ tarafından gerçekleştirilmiş olsun, ister gerçekleştirildiği algısı oluşturulmak istensin… Sonuç itibariyle otuz binin üzerinden insanımızı katleden PKK’nın temize çıkarılması amaçlanmaktadır.

“Saldırıyı Kim Yaptı?”

 Saldırıyı PKK, DHKP-C,İŞİD (DAEŞ) adlı terör örgütlerinden biri yapmış olabileceği ifade ediliyor. DAEŞ Terör Örgütü şuan itibariyle bir adım önde gibi görünüyor. Hain saldırıyı kimin yaptığından çok ne amaçla yapıldığı daha önemlidir. Saldırının hedefi Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasıdır. İstikrarı bozulan ülkede AK Parti tek başına iktidara gelemeyecek. Son aylarda öldürülen güvenlik güçleri ve yapılan ayaklanma çağrıları nedeniyle kaybettiği prestij ve oyu, patlatılan bomba sayesinde oluşturulacak mazlum edebiyatı algısı sayesinde yeniden oya tahvil edilecek. ( 7 Haziran öncesi yine HDP Mitinginde patlatılan bomba ile oluşturulan algı sonucu seçimde %2’lik oy artışı elde edilmesi gibi). Halkın farklı etnik ve mezhepsel kesimlerinin birbirine düşman edilerek, aralarında var olan ayrılıkların derinleştirilmesi ve nihayetinde de çatışmaları amaçlanmaktadır. Amaçlarına ulaşmaları halinde ise bizi ‘Büyük Türkiye’, ’Yeni Türkiye’ hedefinden uzaklaştırmış olacaklar. Nihai hedef ise yeniden içine kapanmış, vizyonu olmayan, kendi sorunlarıyla boğuşan ve bağımsızlığını yitirmiş yeni bir Suriye yaratmaktır!

Erdoğan’ın dik duruşu, liderlik yetenekleri ve halkın sağduyulu yaklaşımıyla operasyonları etkisiz hale getirmeyi şimdilik başardık! Şimdilik sözcüğünü bilerek kullandım. Zira dünyayı yöneten baronlar ‘Yeni Türkiye’ olarak adlandırılan, bölgede ve dünyada güçlü bir Türkiye’yi asla istemeyecekler. Bunu önlemek için akla-hayale gelmeyecek her tür ‘operasyon’ ve girişimde bulunacaklardır. Osmanlı İmparatorluğu deneyimi yaşayan bu çevreler kendi ifadeleriyle ‘yeni bir İmparatorluğun’ kurulmasına müsaade etmek istemeyeceklerdir.

“Malum Medya Yine Hedef Saptırdı”

 Küresel aktörlerin, içerideki işbirlikçisi olan malum medya Ankara’daki patlama ile ilgili attığı manşetler, dikkat çekiciydi! Medya bu terör saldırısından sonra terörü lanetlemesi gerekirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti İktidarını hedef alması her şeyi ortaya koyuyor. Onların derdi terör değildir! Ölen vatandaşlarımız da değildir! Onların tek derdi, bu olayı Erdoğan ve AK Parti’yi itibarsızlaştırmak ve zarar vermek için kullanmaktan ibarettir!

 12 Kasım 2015’de atılan o manşetlerden bir bölüm şöyle: ’Yası biz tutarız, siz hesap verin’. ’Bomba patladı, polisler izledi’’ Diktatör Kasımda devrilecek.’ ‘Katil Erdoğan’… Böyle menfur bir olaydan sonra medyanın öncelikle terörü lanetlemesi gerekirken, Erdoğan’ı sorumlu tutmak için gayret sarf etmesi manidar değil midir?

 “Batı, Terör Konusunda İkiyüzlü ”

Ankara’da yaşanan intihar saldırısı ile ilgili birçok ülkeden ‘teröre lanet, Türkiye’ye destek’ mesajlarının gelmesi trajik-komik bir durumdu. Baş sağlığı dileyen ülkelerin birçoğunun ‘savaşçıları’ ve ajanları PKK terör örgütü bünyesinde Türk Askeri ile çatışmaktadır. Teröre açık destek verenler, terör girişimini telin etmeleri ve Türkiye’nin yanında olduklarını ifade etmeleri trajik-komik bir durumdu! Bu yaklaşım ancak ‘timsah gözyaşı’ tabiriyle açıklanabilirdi.

 “35 Bin İnsanımızı Katleden Terör Örgütünün Siyasi Uzantısı, Devleti Terörden Sorumlu Tutması Akla Ziyandır!”

Ankara’daki terör olayının hemen ardından silahlı terör örgütünün siyasi kanadı olan partinin genel başkanının katliamdan devleti sorumlu tutması, hatta daha da ileri giderek bombayı patlatmakla itham etmesi inanılır gibi değildi. Otuz beş yıldır siyasi temsilciliğini yaptıkları terör örgütü PKK’nın neden olduğu kır bin insanın ölümünden… Geçen yıl Kobani’yi bahane ederek yaptıkları çağrı sonucu bir kısmı linç edilerek, elli insanın katledilmesinden… Devlete ve Millete karşı ayaklanma çağrıları yapmaktan… Son üç ayda 140’ı aşkın güvenlik görevlimizin katledilmesinden sorumlu olan bu zevat utanmadan, sıkılmadan devleti terör yapmak, insanımızı katletmekle suçluyor. Pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu!

Güçlü Türkiye hedefinden vazgeçilmediği takdirde, Batı’nın operasyonları sürecektir! Bu operasyonlar bazen bu olayda olduğu gibi terör eylemleri, bazen Gezi kalkışması, bazen de Kobani ayaklanması şeklinde gerçekleşecektir. Bu operasyonları geçmişte olduğu gibi, kimi zaman PKK’yı, kimi zaman DAEŞ’i ve kimi zaman da DHKPC gibi terör örgütlerini kullanacaktır. Büyük Türkiye’yi kurmamızı engellemek, diz çöktürmek için ellerinden geleni yapacaklarına şüphe yoktur. Bu girişimlere karşı milletçe birlik ve beraberliğimizi korumalı. Bundan sonra da olası terör faaliyetler ve benzeri operasyonlar karşısında tek vücut hareket etmeliyiz. Düşmanlara inat kardeşliğimizi pekiştirmeliyiz. Hedef saptırmak isteyenlere karşı uyanık olunmalı. Terör ve teröristle mücadelemizi sürdürürken, teröre destek vermeyen Kürt, Türk, Alevi, Suni tüm etnik gruplar birlikte ‘Büyük Türkiye’yi’, dahili ve harici düşmanlarımıza inat kurmalıyız.

Allah yar ve yardımcımız olsun…

MEHMET ZENGİN

14/10/2015

 

Share
1243 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+7 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

Türkiye’nin Terörle İmtihanı ve Terörün Hedefi!” için 3 Yorum

  1. Terör Hedef Bilmez

    Yazısına şu başlığı koymuş Yazar Arkadaş: Türkiye’nin Terörle İmtihanı ve Terörün Hedefi.

    Ben de diyeyim: Terörün hedefi olmaz. Terör yaptıranların hedefi olur.

    Hedef ne olabilir?

    Yönetimdekilerden, belirlenmiş bir konuda imtiyaz almak olabilir.

    Başbakan sanılan Ahmet Davutoğlu’ndan mantık kabul etmeyen açıklamalar duyulduğuna göre… basına, televizyonlara ve sosyal medyaya Ankara katliamı hakkında yayın yasağı konulduğuna göre, terör yaptıranların, belirledikleri imtiyazı yönetimden alacakları varsayılabilir.

    Yazar Arkadaşın olayları derinlemesine tahmin yapamadığı belli. Terörün, ‘Yeni Türkiye’ mahlasını çıkaran Tayyip Erdoğan’ı düşürmek, PKK’yı meşrulaştırmak olduğunu sanıyor, Yazar Arkadaş.

    Efendi gibi seçim yapılsa Tayyip Erdoğan ekolü yönetimden kendiliğinden düşecek halbuki.

    PKK’nın meşruşatırılması ise, Erdoğan’ın ”ben gönderdim” dediği Hakan Fidan’ın Oslo görüşmeleri sonrası Öcalan’a ‘Sayın’ sıfatı verilmesiyle gerçekleşti.

    Yazar Arkadaş’ın, Tayyip Erdoğan’ın, doksan yıllık Türkiye’yi yörüngesinden çıkarmak istediği tahmini ise yarı doğru. Çünkü, Lozan’la oluşturulan yörüngenin sekiz yıl sonra kaybolacağını yeni öğreniyoruz.

    Tayyip Erdoğan’ın amacı, Türkiye’yi Lozan’lı yörüngeden değil, 1947’deki Trumanlı yörüngeden çıkarmak.

    Ülkenin yangın yerine dönmeden de bunun olması imkansız.

    Yazar Mehmet Zengin’e anlatabildim mi acaba?

    İbrahim Faik Bayav
    (18.10.2015 12:55)
    Mesajınız…

  2. Ali : diyor ki:

    Bir taraftan yıllarca katliam yapacaksın, diğer yandan utanmadan Devleti ve Cumhurun başkanını terörün müsebbibi olarak lanse edeceksiniz! Böyle pişkinlik ne görüldü, ne duyuldu

  3. Fatma : diyor ki:

    Analizinize aynen katılıyorum…Elinize sağlık….

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2