logo

TÜRKİYENİN SINIR GÜVENLİĞİ


Orhan ARSLAN
orhanarslanmatoglu@hotmail.com
TÜRKİYENİN SINIR GÜVENLİĞİ

Ülkemiz adına başlatılan, askeri harekatların tek amacı vardır. Sınır güvenliğini temin etmek, sızmaların önüne geçmektir. Bu amaçla baktığınız zaman; kilometrelerce uzunlukta olan, bu sınırı korumak ve kollamak da; kolay değildir. Her ne kadar, sınırı denetleyici; kuleler, karakollar, devriyeler, engeller olsa da; birileri o, sınırı geçmenin bir yolunu bulmaktadırlar. Böyle bir durum, üstelik savaşın her türlüsünün yaşandığı sınırda oluyorsa; Orayı denetlemek, kontrol etmek, hatta gerekirse; karşı taraftan gelen saldırılara cevap vermek; TSK’ nın görevidir.

Şu anda bize sıkıntı olan, O, sınırlar; zamanında birileri tarafından cetvelle çizilmiştir. Durum böyle olunca; bu sınırları belirleyenlerin; Ülkemize ait, art düşünceleri devam etmektedir. Sonuçta, cetvelle çizilen bu sınırlar; asırlarca bir arada yaşayan toplulukları; zorunlu bir ayrılıkla tanıştırmıştır. Kendi iradeleri dışında gelişen bu ayrılık, üzüntü verici olsa da; devam eden zaman içerisinde, ilişkiler ve görüşmeler, kesilmemiştir. Bu nedenle, sınır güvenliği, o sıralarda Ülkemiz için, bir ciddi tehlike oluşturmamıştır. Sonuçta, sınırın ayırdığı her iki taraf insanı da; kimi zaman akrabalar veya aynı boydan olanlardan oluşmaktadır. Zamanında Osmanlı toprakları olan bu yerler; bir takım güçler tarafından; zorunlu ve kasıtlı  bir ayrışıma itilmiştir.
 Belki de; sınır boylarının  verdiği bu  rahatlığı gören kimi güçler; Sınır boylarımızdaki, karşı tarafları rahatsız ederek, onları anlamsız bir savaşın içine sokmuşlardır. Bizleri de; bu ateşin içine itmek istemişlerdir. Şu anda görünen manzara ondan ibarettir.  Bunu yaparken de; orada kontrolleri kendi ellerinde olan; terör örgütlerini kullanarak, yapmaktadırlar. Orada bulunan zengin yer altı ve yer üstü nimetleri, doğal olarak, onların iştahını  da, kabartmaktadır. Bütün bu olup bitenler karşısında; tarafsızlığını korumaya çalışan ve bu yangının içerisinde olmamak adına çaba sarf eden, Ülkemizi; İçten ve dıştan karıştırarak, alevlenen ateşin içerisine sokmakta ısrarcı görünmektedirler. İçten pkk, dışarıdan tüm   orada savaşan güçler; Ülkemizi tahrik etmeye, taciz etmeye devam etmektedirler. Bu amaçla; saldırma eylemlerini gerçekleştirmeye, kararlı gibi gözükmektedirler. Bu tür deneyimler, yapmaktadırlar.
Bu karşı taraf içerisinde; Rusya, Suriye, İran, Pyd güçleri aktif görev alırken; ABD desteği de; dolaylı olarak devam etmektedir.
Sözde orada bulunan bazı güçler; daiş tehlikesini önlemek adına orada olduklarını, iddia etmektedirler. Sonuç öyle değildir. Bağımsız kuruluşların açıkladıkları sonuçlara göre; MUHALİF GURUPLARIN VE TÜRKMEN BOYLARI hedef alınmaktadır. Hedef içerisinde, sivil Halk’da bulunmaktadır.  Hedef alınan gurupların, sivil insanlarını; yıpratmak, yıldırmak adına  saldırılar ayırım yapmaksızın, devam etmektedir. Başka bir açıdan da; onları mülteci olarak;  Sıkıntıyı büyütmek açısından; Türkiye’ye  yönlendirmektedirler.
Bunun bir sonucu olarak; Mülteci akınını daha güçlü ve önüne geçilemez boyutlarda bir sorun şeklinde, kucağımıza atmaktadırlar. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Bir başka nedeni de; Osmanlı topraklarında beraber yaşadığımız bu insanları, bizim sahipleneceğimiz, konusunda; tecrübeleri ve deneyimleri, öngörüleri mevcuttur. BUNU BÖYLE YAPARAK; MÜLTECİLERLE DE; DOLAYLI OLARAK BİZİ YIPRATMAK İSTEMEKTEDİRLER. Biliyorlar ki; milyon rakamlarla ifade edilen mülteci meselesi; başlı başına, her alanda bir sıkıntı kaynağıdır.
 Bir de; Ülkemizde yaşayan bazı insanların, bu durumdan rahatsızlıklarını da eklerseniz; Sorun giderek, daha da büyümektedir. Bu anlamda gereksiz manevralarla; Ülkemize yardımcı olacaklarına dair; zaman, zaman açıklamalar yaparak, bizi oyalamaktadırlar. Yok tebrik ederek, yok biz de; para yardımı yapalım, diyerek; sözde, sorumluluklarını yerine getirdiklerini sanmaktadırlar.  Bana göre çözüm şekillerinden birisi de; Yönetenlerin de, gündeminde olan; Mültecilerin önünü açarak, Avrupa kapılarına dayanmalarını sağlamaktır. İşte o, zaman; belki sıkıntıyı biraz daha net hissedebilirler. Bence Ülkemizi yönetenler, bu hamleyi yapmalıdırlar.
Kırmızı çizgiler zorlandığı için; TSK pyd güçlerini vurmaktadır. Vurmaya devam etmelidir. Son gelişmelere bakınca; İran’ın ve Rusya’nın orada aktif şekilde görev almasından rahatsız olan, bazı ülkeler; Ülkemizle birlikte hareket ederek; Karadan vurma girişiminde bulunmak istemektedirler. BU DA; GÖRÜNEN O Kİ; SEÇENEKLERDEN BİR TANESİDİR. Bu amaçla görüşmeler yapılmaktadır.
Ülkemiz, şunu görmüştür. Geçmiş yıllarda bir mart tezkeresi ile; Irak’ın yaşadığı sıkıntılarda; ona zarar vermemek adına tarafsız olmayı tercih ederek, tezkereyi reddetmişlerdir. Bu bir hata olmuştur. Tarafsız kalmak, olayların içerisinde olmamak demek, değildir. Tarafsız kalmak; o, olay içerisinde olarak, olayları gözleyerek; her şeyin adaletli bir şekilde yapılmasına yardımcı olmak, demektir. Hatta, bazı zaman yapılacak haksızlıklara, engel olmak, demektir. Ancak, bu durum Irak’ da olmadığımız için; daha vahim sonuçların çıkmasına neden olmuştur. Biz, seyirci kalmak zorunda olduk. Bu tecrübeden hareket ederek;  Ülkemiz, yaptığı hamlelerle; Suriye’ de oynanan oyunlara seyirci   olmayacağını vurgulamaktadır. Sonuçta; komşumuzdur. Oranın rahatsızlığı, bizi hep etkileyecektir.
Bugün,  Geçmişteki, O teskerenin anlamsız şekilde karşısında olan, kimi köşe yazarları ve basın yöneticileri; hatalı olduklarını itiraf etmektedirler. Hatta, meclisteki vekillere yönelik; baskı ve tesir altına alma çabaları içerisine girdiklerini, ifade etmektedirler. Ben, bugün gibi hatırlıyorum. Bir dostun evinde; sohbet anında iken; teskerenin geçmediği haberini öğrenmiştik. Ben eyvah!!! demiştim. Hatta, o toplantıda olan bazı arkadaşlarla; bu konuda tartışmıştık.
Bugün Dünya gerçeğini göz önünde bulundurarak, kararlar almak zorundayız. Dünyadan bize ne? diyemeyiz. Rusya Devlet sözcüleri; Ülkemizin kara harekatına girişme eylemine;”Dünya savaşı sebebi olabilir” diye yorum yapıyorlar. Yani dikkat edin. Ey Türkiye! Sen eğer karadan vurmaya kalkarsan; biz seninle savaşırız, demiyorlar. Dünya savaşından bahsediyorlar. İşte Dünya gerçeklerine göre; siyaset yapmak, bunu gerektirir.
Umarım; korkulanlar,  gerçek olmaz. Unutmayalım, her şeyin bir bedeli vardır. Kilometrelerce uzaklardan birileri, buralarda aktif olarak, yer alıyorsa; mutlaka sebepler ve nedenler uluslararası boyutlardadır… Biz, hemen burnumuzun dibindeki olaylardan, bize ne? diyemeyiz…  Beklentimiz, gelecekte; Huzur ve sükunet hakim olur…

Share
343 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2