logo

27 Haziran 2015

TÜRKİYE'DE KADIN OLMAK (ANKARALI AYŞE HANIM ANLATIYOR)


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

timthumbTÜRKİYE’DE KADIN OLMAK

(ANKARALI AYŞE HANIM ANLATIYOR)


DİLEK EJDER

1-Güneydoğu. 2-Doğu. 3-Karadeniz. 4-Ege. 5-Marmara. 6-Akdeniz. 7-İç Anadolu
bölgelerinden kadına bakış açılarından sentezi anekdotlar…
Türkiye’de kadın olmak ve Türkiye’de kadın olmanın kaderine şöyle bir bakalım…
İç Anadolu bölgesinden Ankara’lı Ayşe Hanım anlatıyor;
Yaşım 30 un üstündeydi! Konu komşu “Bu kız evde kaldı!” diyorlardı. Zamanında armut’un sapı üzümün çöpü dediğim için evde kalmıştım. Etrafımdaki evliliklere bakılırsa evde kalmanın daha doğru olduğunu görüyordum… Ancak çevremizin baskısıyla evlenmem gerektiğinide anlayabiliyordum tabi… Mantığım bana; “Ne yapacaksın evlenip? Bak bi, sana “Evde kalmış!” diyenlerin yaşamalarına; sohbetlerinde hep gam, keder, hüsran, aldatılma, dayak, hor görülme, itilme, aşağılanma, hayat mücadelesi, imkânsızlıklar, ağır sorumluluklar ve hayata yaşama dair tüm imkânsızlıkların hepsi… Ama ne varsa hepsi..! Yetmezmiş gibi, külkedisi kimliklerinde var olma savaşı veriyorlar fakat etrafındaki genç kızları hayat tecrübelerine dayanarak bilinçlendireceklerine hayatın sırtlarına vurdukları tuz torbalarından akan kanları hiçe alıp “Evlen, evlen” diyorlardı.  Neydi ve nasıl bir düşünceye dayalıydı bizim toplumumuzun bakış açısı? Neden cehennem taraftayken ve cehennemin harından yakınıp feryat ederlerken, başkalarını da o cehennem kuyusuna düşürmek için baskı uyguluyorlardı? Hem bu baskıları sanki az önce cehennemden feryat eden kadınlar değil de, cennetin gül bahçelerin de hamaklarında keyif çatan kadınlarmış gibi yapıyorlardı. Bu ne değişken kişilik, bu ne yaman bir yüzsüzlüktü… Eeee toplumumuzda siz ne kadar doğru düşünürseniz düşünün, eğer doğru düşünenler azınlıklardaysa o halde siz yanlışlardasınız; çoğunlukta olan yanlışlar doğru demektir ne yazık ki. Bu baskılara dayanamadım, eh tavsiye etmişler beni birilerine; onlarda görücüye geldi. Adam beyfendi birine benziyordu fakat yaş olarak çok büyüktü benden! “Olmaz” dedim. Birazda kükredim! “Erkeğin büyüğü kadir kıymet bilir, nazıyla uğraşır kadınının… “Genç hatun aldım ona gözüm gibi bakayım hoş tutayım!” derlermiş dediler. Hem zengindir malı mülkü var gider rahat edersin!” dediler. Evlendim. Erkeğin büyüğü kendisini benim yaşımda gördü; hayat verdiveninden benim yaşıma indi… Beni de kendi yaşında görmeye başladı; yani; hayat merdiveninden kendi yaşına çıkarttı… Kendi yaşında gibi yıpranık göstermek için neler yapmadı ki. Kıskançlıklar ve arada uçurumlar kadar farklılıkla o uçurumun bir başındaydı, bense diğer başında! Sırf bana nisbet kendine çok iyi bakmaya başladı lakin benimde kendimle ilgilenmemi kıskanarak sürekli bu yönde engel olmaya başladı. Öyle böyle takla atan evliliğimizle birlikte birde işleri de ters gidince bizim zengin fakir oldu; hani derlerya “Kızı verdim mal’a, mal gitti lal kaldı başa bela!” Ha işte öyle bir durumla, bende gittim mal’a; malda gidince lal kaldı başıma bela! Kibarlığı, adamlığı, efendiliği, insanlığı olsaydı neyse nede, parası da elden gidince iyice hırçınlaştı bu… Hırsını benden almaya başlayınca bitirmek istedim bu kör ebe oyununu! Bir yıllık evliydik, çocuğumda yoktu; hem çocuğum olsa da başkasının kahrını online casino çekecek kafa yapısın da değildim; çünkü ben Doğulu, Güneydoğulu, ya da Türkiye’mizin her tarafında olduğu gibi küçük yaşta evlenmemiştim ki, her şeye boyun eğebileydim. Küçük yaşta evlenen kızlar yabani ördek gibi olurlar; ilk kimin peşine takılmışlarsa onun arkasından sürüklenip giderler fakat ben yaşımı başımı almış oturaklı bir kızdım… Benim farkım küçük yaşta değil de, olgun yaşta evlendiğim için ayağını daha sağlam yere basmak ve yaş olduğunu anladığım tahtaya basmamaktı. Kocamın hal hareketleri iyice zıvanadan çıkınca bende “Orda dur!” Dedim ve boşanmayı teklif ettim, oda kabul etti; çünkü “Çok zengin bir kadın bulmuş!” dediler yoksa boşanmazdı.  Bizim zengin sığınacak limanını bulmuştu bile… Ya ben? Eh toplum evde kalmış kız istemezken, dul kadını ister mi hiç? Yine konu komşu çevre başladı; “Evlenmen gerek” diye. Zaten çocuğumda yoktu kendime biraz zaman tanıdırm..! Belli bir zaman geçtikten sonra yine tavsiye üzerine birileri görücüye geldi. Bu kez görücüye gelen benden yaş olarak çok küçüktü. Daha önce bana, “Erkeğin büyüğü kadir kıymet bilir” diyenler; şimdiyse; “Erkeğin küçüğü daha iyidir, iyi ya sen onu yönetirsin” diyorlardı. Allah sizi inandırsın eğer aklınızı çalıştıramıyorsanız sakın ola ki toplumumuzda size ses veren hiç kimsenin sözüyle hareket etmeyin… O yaşını başını almış oturaklı sandığımız insanlara baktığınız da, aslında onların kendilerine bile faydalarının olmadığını görürsünüz ve inanın sadece bir yalan terazinin ortasında durarak işlerine geldikleri tarafa zıplayıp duruyorlar işte. Hepsi bu! Ne olursa olsun kişiler kendi aklını ve mantığını kullanmalı. Bende, kendi aklımı kullanarak bu bey’i kabul etmedim. Açıkçası öyle armudun sapını, üzümün çöpünü göremedim onda… Yalnızca benden yaş olarak küçük olduğu için istemedim onu! İsteyecek olursam yarın olabilecekleri de çok iyi biliyordum; buda hem armudun sapı, hem de üzümün çöpü olacaktı yarınlarıma. Benden küçük bir erkekle evlenip hayatımı daha da cehenneme çevirebilirdim. O zamanla bana annesi gözüyle bakacaktı; yaşlı başlı erkekler bile kendilerinden çok küçük kadınlarla evlendiklerinde kendilerini çok küçük görüp cebe giriyorlarya… Kızlarıı yaşilarındaki zavalları eşlerini zamanla anaları gibi görmüyorlar mı bu köftehorlar? Anne şefkati beklemiyorlar mı eşlerinden yani bu körpelerden? Eh hal böyle olunca da hanımından küçük erkeğin kaprisleri kim bilir nasıl olur varın siz düşünün… Hiiiç çekilmez… Hele assolist havalarını varın siz tahmin edin bakalım. İnsanın kendi öz çocuğu bile kendisinden küçük kocanın yaptığı naz’ı yapmazmış. Ben çekemezdim! Sırf benden küçük olduğu için iyice kendisini küçültüp bebek muamelesi beklentilerine dayanamazdım… Hele birde bunun havasına da girdimi şartellerim tümden kopardı benden; çünkü beklentileriyle esasında o bu hisleri tattıracaktı bana ve zıvanadan çıkartacaktı beni. Zaman geçti kendime uygun birisiyle evlendim. Elektrik aldım kendisinden. Bir kaçak elektrikmiş tedaş direklerinden sızan yüreğime. Sonra başladı hayat filmimiz. Nerden bileceksiniz filmin sonunu? Filmin başında elektrik, devamında sevgi ve saygı varsa siz sonu bilemezsiniz; insanoğlu karpuz değil ki seçip alabilesiniz… Karpuz bile kesmece olmayınca kelek çıkıyor! Bazı insanların sinsiliğini ortaya çıkarmak için ne düşüncelerini çekecek röntgen var, nede yüreklerinde besledikleri yılanları görebilecek bir sihirli ayna. Kimseler “Ben insan sarrafıyım!” demesin… O eskidendi; insanlar iyi ise iyi, kötüyse kötü görünüyorlardı. Oysa şimdi herkes öylesine oyuncu olmuş ki; içlerindeki yönetmen hangi moda girmeleri gerektiğini söylerse onlarda hemen bakış ve duruşuyla o moda geçiyorlar. Kim demiş “Gözler yalan söylemez!” diye oda eskidendi… insanlar artık gözlerine kadar yalanlarla dolu olmuş, gözlerde, yalan konuşmanın ustası olmuş… Bu durumda insanı ne gözünden nede yüz ifadesinden an-la-ya- maz-sını-nıııız. Hayatım eşimi anlamaya çalışmakla geçti, tanıdıkça onu “Neden dün tanıyamamışım?” diye hem kendimi eksi puanda gördüm, hem de her gün şaşkınlık içinde bir sonraki günün şaşkınlığını kaldırabilecek miyim diye de; “Ya sabırları” çektim. Hayatta en tehlikeli insan yalancı ve de net olmayan insandır; eğer netse kişi, onu çözmek onun birazda karakterine göre uyum sağlamak kolayda, ya çözülmez kör düğümse ve bulanıksa kişiliği, siz nasıl ve hangi yolda onun karakterine uyum sağlayabilirsiniz ki? Yıllar yılı sanki kocam değil de yabancı birinin yatağını paylaştım! Yabancı birinin karşısında sofraya oturdum! Yabancı birinin kıyafetlerini yıkadım, ütüledim ve her askıya asışımda kıyafetlerini, içime bir ürperti girdi ve de belirsizliklerimi de kendimi astım askılara. Boşanmayı gerektirecek ne vardı ki bu adamın dayağı, kavgası, gürültüsü, patırtısı, yoktu; zaten olamazdı bir yabancın insana ne gürültüsü, patırtısı, tartışması, olabilir ki? Boşanmak için neyi gerekçe gösterecektim? Çok yalancı oluşunu mu? Aramızda uçurumlar kadar iletişim kopukluğu olduğunu mu? Yoksa kocamın aslında bir yabancı oluşunu mu? Çok net bir şekilde görünür gerçekleri red eden büyüklerimiz bu görünmez çilelerimi mi görüp hak vereceklerdi bana. Boşanmadım ama yaşamadım da. Her yükümü kendim taşıdım sırtımda, kendi kendimle konuştum, paylaştım, başımı kendi omuzlarıma yaslayarak; yüreğim anlattı kendi sesinden çilelerimi ve yine sadece yüreğim duydu sesimi. Yüreğime doldurdum tüm dolu çile bardanlarımı! Başka ne yapabilirdim ki? İçime sığdırdım tüm gam ve kederlerimi; öylesine taşmış ki doldurduğum bardaklarım, çanaklarım, tabaklarım ve o koskoca yüreğime farkında olmadan birde bastıra bastıra doldurmuşum tüm doluluklarımı. Sonuç; dünyanın yükünü yüreğime doldurduklarım ve doluluklarımdan nefes alamayınca birde baktım ki buradayım işte. Burası neres,mi?
Burası Türkiye De Kadın Olmanın Ortak Kaderinden Bitap Düşmüşlerin Hastahanesi… 
ANKARA (Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri )
Haftaya ,İtanbul’lu Süreyya Hanım eski İstanbul Türkçesiyle anlatacak; şimdilik hoça kalın, dostça kalın ama asla ve asala sevgisiz ve ejderdil kalemsiz kalmayın. Sevgilerimle Dilek EJDER

Share
654 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2