logo

TÜRKİYE KORKUSUNU İYİ ANLAYIN..


facebook
Hasan ALPARSLAN
hasanalparslan20@hotmail.com

‘’TÜRKİYE BÜYÜK BİR ÇIĞIR AÇTI’’
Selçuklunun Anadolu ya yöneldiği, Alparslan gazinin Bizans’ı yerle yeksan ettiği günden beri; Hıristiyan âleminin’’ Haçlının’’ bir hülyası, bir hayali oldu. Bu hayal ile haçlı seferleri düzenlediler. Ardı arkası kesilmedi bu seferlerin. Kilisenin asıl işi Anadolu ya hâkim olmak ve İslam’ı yok etmekti. Selçuklu ile baş edip bitiremediler, beylikler dönemlerinde de ayni davayı sabırla sürdürdüler. O,küçük beylik dedikleri Türk devletlerine bile güç yetiremediler. Osmanlı da da ayni mücadeleyi içten ve dıştan sürdürdüler.
Yüz yıl önce bizi Anadolu’dan çıkarmaya çalıştılar. Olmadı, başaramadılar, gitmedik, direndik. Bunun üzerine 20. Yüzyıl boyunca bizi Anadolu’ya hapsettiler, coğrafyadan kopardılar. Bu Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’ye yönelik en büyük küresel proje idi. Başardıklarını sandılar. Bir daha ayağa kalkamayacağımızı düşündüler. 20. Yüzyıl’ın sonunda Anadolu yeniden ayağa kalktı. Bir yüz yılı direnerek atlattı. Yeniden etrafına baktı, coğrafyayı ve tarihi yeniden hatırladı. Yüzlerce yıl birlikte yaşadığımız insanların ruh dünyasının ne kadar tanıdık olduğunu fark etti. Onlarla geçmişte olduğu gibi gelecekte de aynı coğrafyada dayanışma içinde yaşayabileceğimizi gördü.
İşte o zaman sınırların ötesine bakabilmeyi öğrendik. Beraber yürüyebileceğimizi, beraber ayağa kalkabileceğimizi, beraber bu kaos tarihinden kurtulabileceğimizi anladık. Doğu Afrika’dan Pasifik bölgesine kadar sözlerimizin, bakışlarımızın, ülkelerimizi ve dünyayı algılama biçimlerimizin ne kadar benzeştiğini yeniden keşfettik.

 

Elimizi uzattık. Gönlümüzü açtık. Zihinlerimizi tazeledik. Somali açlıktan kıvranırken bütün imkanlarımızla seferber olduk. Pakistan depremle yıkılırken bütün kaynaklarımızla yardıma koştuk. Köyler kurduk, yetimhaneler açtık, Afrika’nın en ücra kasabalarına gidip insanların ihtiyaçlarını karşıladık. Hastaneler kurduk, kurslar açtık, okullar yaptık.
Biz sömürgeci değildik. Bu koşuşturmamız sömürge için değildi. Bu yüzden anlamakta zorlandılar. Ne yapmak istediğimizi kavrayamadılar. Ancak bir süre sonra bunun bir meydan okuma olduğunu, söz konusu ülkelerin yüzlerce yıllık kaderini değiştirecek hamleler olduğunu, kendi oyunlarını temelden sarsacak teşebbüsler olduğunu fark ettiler.
Gittiğimiz her ülkede karşımıza dikildiler. O ülkeleri de bizi de hedef yaptılar. Her yönden saldırılara başladılar. Türkiye’nin elini kesmeye, cesaretini kırmaya dönük senaryo üstüne senaryo uygulanmaya başladılar. ‘Türkiye korkusu’ salgın haline geldi.
Eskinin sömürgeci güçleri bu ülkelerin, coğrafyanın denetimden çıkacağı korkusuyla yeniden darbeler dönemini başlattı. Demokrasi çağrılarını susturdu. Özgürlük ve refah için sokaklara çıkanlara açık savaş başlattı. Diktatörleri piyasaya sürdü. Etnik çatışmaları yeniden devreye soktu. Yakın çevremizde mezhep savaşları çıkararak coğrafyanın yüz yılını daha toprağa gömmeye dönük büyük bir kampanya başlattı. Biz coğrafyayı ayağa kaldırmaya çalışırken onlar yerin dibine batırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden Türkiye’ye coğrafyadan çıkarmaya, elini-kolunu kırmaya, hırpalamaya, yeniden iddiasız hale getirmeye dönük içeride ve dışarıda büyük bir proje uygulanıyor.
Mısır’da bir diktatörü iktidara taşıyıp ülkenin özgürlük isteyen insanlarını mahkum ettiler, Türkiye ile bağlarını kopardılar. Libya’da yeni kukla Tuğgeneral Halife Hafter, ’48 saat içinde Türk vatandaşlarının ülkeyi terk etmesini’ istedi. Irak’ta Sünni aşiretlere dayanan, aslında Türkiye ile hiç hesabı olmayan örgütlere Türkiye vatandaşlarını rehin aldırttılar. İran sınırından Akdeniz’e uzanan kuşaktaki bütün devlet ve örgütleri Türkiye aleyhine harekete geçirdiler. Doğu Afrika’da, özellikle Somali’de Türkiye misyonlarına terör saldırıları organize ettiler.

 

 

Bizler petrol için gitmedik. O ülkelerle ilgili hesaplarımız olsun diye gitmedik. Bizler yüz yıllık bir çöküşten sonra yeniden dirilişin verdiği bir hevesle gittik, sevincimizi paylaşalım, onlara da aynı sevinci yaşatalım, onlara coğrafyanın kurtuluşunun hep birlikte mümkün olduğunu söyleyelim diye gittik.Eski sömürgecileri de korkutan bu oldu. Petrolse anlayabilirdik. Sömürge ise anlayabilirdik. Ama onlara isyanı, ayağa kalkmayı, özgür olmayı, millet olmayı telkin ettiğimiz için birilerinin oyununu, yüzyıllara dayanan düzenini fena halde bozduk.

 

 

Bize yönelik öfke bu yüzden, bize yönelik kumpaslar, tuzaklar, terör saldırıları bu yüzden. Elimizi kolumuzu bağlamak, bizi hareketsiz hale getirmek istiyorlar. Direncimizi kırmak, yeniden içerideki sorunlara boğmak, halsiz mecalsiz bırakmak istiyorlar.’Türkiye Korkusu’nu iyi anlayın. Anlayın ki, ne büyük oyun döndüğünü fark edin. İçimizdeki basiretsizlere bakıp da yeni oyunu kuranların istediği gibi zihinlerinizi bulandırmayın. Avrupa başkentlerinin duyduğu korkunun yankısı Mısır’dan geliyor. Libya’dan geliyor. Bugünlerde Irak’tan geliyor.

 

 

Unutmayın: Bu coğrafyada her şey petrole endekslidir. Petrol kadar özgürlük, petrol kadar refah, petrol kadar adalet vardır. Petrol devletleri kurulur. Var olanlar petrol için yaşatılır. İşe yaramıyorsa, emir dinlemiyorsa devrilir. İç savaşlarla yüzleştirilir, liderleri rezil biçimde ortadan kaldırılır. Kimi asılır, kimi kuyulardan çıkartılıp linç edilir.
Örgütler kurulur. Etnik kimlik de mezhep kimliği de hatta dini kimliği de bir şekilde petrolle bağlantılıdır. Bir varil petrol için ülkeler yakılır, parçalanır, yüz binlerin kanı akıtılır. Petrol pazarlıklarına göre devletler pozisyon alır. Petrol pazarlıklarına göre örgütler güç kazandırılıp tasfiye edilir.
Bu coğrafya sömürgenin şekil değiştirip devam ettiği tek bölgedir. Demokrasi de, darbeler de, zorbalıklar da bu enerji kavgalarına göre şekil alır.
Bu coğrafyada yaşayanların bir varil petrol kadar insani değeri yoktur, yaşam hakkı yoktur. Onlar eşyadır, malzemedir, yığınlardır. Çok kolay manipüle edilir, istenen hedefe yönlendirilir.
Anadolu’yu işgal edenlerle, bu toprakları bize dar edenler ve bugün coğrafyadan kovmak isteyenler aynıdır. Onlar petrolle plan kurarlar biz özgürlük, onur derdindeyiz. İşte şimdi bu onuru yeniden kırmaya çalışıyorlar. Ülkeleri yeniden rehin alıyorlar. Her türden örgüt kurup ülkelerin kaderine hükmediyorlar. Bizleri susturup eskisi gibi rahatça at oynatmak istiyorlar.
Avrupa başkentleri büyük bir oyun kuruyor Türkiye’ye karşı. Türkiye korkusu içlerine öyle işlemiş ki, tehlikeli, yarın kendilerine de büyük zararlar verecek adımlar atıyorlar. Biz varsak onlar olmayacak, coğrafya özgürleşirse onlar kendi ülkelerine hapsolacaklar, bunu çok iyi biliyorlar.
Türkiye, büyük bir çığır açtı. Tarihi dönüştürecek bir söylemi bütün bölgeye yaydı. Bu yüzden çatışma devam edecek. Türkiye’ye karşı oyun üstüne oyun kurulacak.
Ama unutmasınlar; bir daha geri çekilmeyeceğiz. Bir daha kaybetmeyeceğiz. Bir daha Anadolu’da hapis hayatı yaşamayacağız. Coğrafyayı ayağa kaldırmak için Anadolu’yu görülmemiş biçimde güçlendireceğiz. Bunu bir seferberlik ruhuyla yapacağız.
Unutmasınlar; bizler bir daha asla 20. Yüzyıl’a dönmeyeceğiz.
Hasan ALPARSLAN Araştırmacı Gazeteci-Yazar 6 Ekim 2015

Share
931 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2