logo

reklam

Türkiye AB’den vazgeçmeli


facebook
Müslüm AKTÜRK
muslumakturk@hotmail.com

Türkiye, yarım asır önce ortak olmak için AB’nin kapısını çalmıştı. O zamanlar Avrupa ülkeleri gerçekten gıpta ile bakılan; başta demokrasi olmak üzere, ekonomi, siyasi ve diğer alanlarda dünyanın en gelişmiş ve yaşanacak yerleriydi.

Öyle ki, orada çöptü olmak bile bir ayrıcalıktı. Almanya’da çalışan akrabalarımızın Türkiye’ye tatile geldiklerinde anlattıkları bizi öyle etkilerdi ki, imkanımız olsa hemen o ülkeye gitmek isterdik. Gitme imkanımız olmadığı için de Türkiye’nin, şimdiki adıyla Avrupa Birliği’ne girmesini arzu ederdik. Özetlemek gerekirse, Avrupalı olmak hemen hemen herkesin hayalini süslerdi…

Bu kozu kullanan Avrupa ise her fırsatta Türkiye’ye tepeden baktı, küçümsedi, aşağıladı. Zaman zaman, bu kibirlenmeye dayanamayıp sesini azıcık yükselten oldu. Münferit haklı tepkilere, Avrupa’nın parmak sallaması gecikmediğinde ise Bakan’dan Başbakan’a hatta Cumhurbaşkanı’na kadar özür dileme telaşına girdi…

Ne yazık ki, Avrupa’nın bu şımarık, ahlaksız, görgüsüz tavırları günümüze kadar aynı tempoda sürdü. “Şunu yapacaksınız, bunu yapmayacaksınız” emirlerini maalesef bugünlere kadar devam ettirdiler. Sanki Türkiye’yi onlar yönetiyor. Sanki millet sandığa gidip hükümetleri “gösteriş olsun” diye seçmiş… Dile kolay, 49 yıldan beri Avrupa, Türkiye’yi “emir eri” gibi görmüş…

EFENDİMDEN TERBİYESİZE

AB Parlamentosu Başkanı Schulz efendi, geçtiğimiz günlerde aklınca bir tehdit savurarak, “İdam gelirse AB müzakereleri durur” dedi. Dedi demesine ama anında ağzının payını aldı. Önce Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu sonra Başbakanımız Binali Yıldırım gereken cevabı verdi…  

Eskiden olsaydı bizimkiler özür dileme yarışına girerdi. Schulz efendi de, belki böyle bir beklenti içine girmiştir… Schulz, Bakan ve Başbakan’dan sonra asıl şoku sanırım Sayın Cumhurbaşkanımızın tepkisiyle yaşamıştır. Erdoğan, Schulz’un söz konusu tehdidine en ağır tonda tepki göstermiş ve “Kimsin sen ya, kimsin? Orada bir parlamentonun başkanı, nesin sen? Şu terbiyesize bak ya, ‘Yaptırım uygularız’ diyor. Ya senin her yerin yaptırım olsa ne yazar” diyerek Türkiye’nin 49 yıllık serüveninde Avrupa’ya karşı en sert ifadeyi kullanmıştır.

REFERANDUMA GİDİLMELİ

Türkiye’nin AB’ye başvurduğu 1967 tarihinden bu yana köprünün altından çok sular geçti. Bugün Türkiye de artık eskisi gibi değil, Avrupa’da…

O boynu bükük, ekonomisi kötü, demokrasisi kırık, savunma kabiliyeti yetersiz Türkiye’nin yerine, BM’ye bile kafa tutarak “Dünya 5’ten büyüktür” diyebilen, Avrupa’yı vuran krizin ancak teğet geçebildiği güçlü ekonomisiyle ayakta durmayı başaran, demokrasisini geliştiren ve ürettiği savunma sanayi gereçlerini ihraç edebilen bir Türkiye var…

Avrupa’nın hali ise malum! İngiltere’nin ayrıldığı, birçok ülkenin de sallantıda olduğu bir birlik duruyor karşımızda… Yani; AB’nin geleceği meçhul…

Bu nedenle diyoruz ki, Türkiye AB’den vazgeçmeli. Hükümet, en azından bu konuyu referanduma götürmeli…

Referanduma gidildiği takdirdeki tahminimi söyleyerek tamamlayalım yazımızı. “AB’ye hayır” oyu Türkiye genelinde en az yüzde 70…

Share
719 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kuvveti kuvvetle sınırlayan/frenleyen yapı: Kuvvetler/Erkler Ayrılığı

    23 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Anayasa değişikliğine dair referandum öncesi sistem tartışması tekrar gündemin en önemli konusu haline geldi. Parlamenter sistem, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışmalarıyla beraber ister istemez “kuvvetler ayrılığı” kavramını da tartışılır oldu. Kuvvetler ayrılığı prensibi Türkiye gibi “Bürokratik Oligarşik Sistemin” hüküm sürdüğü ülkelerde, elbette her daim tartışılan kavramlardandır. Konuya dair 2002’de kaleme aldığım yazının beş yıl aradan sonra tekrar hatırlanmasında fayda görüyorum.. --------------------------------------...
  • ÖĞRETMEN

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Nurcan Hanımla Murat bey Güzelce giyinip Esirgeme Yurdu’nun yolunu tuttular. Yetimleri sevindirip onlarlarla vakit geçirmek sevindirmek istiyorlardı Vardıklarında Nurcan Hanım’ın içinde bir heyecan vardı. O heyecanla merdivenleri adım adım çıkarken, öyle bir çığlık koptu ki, duyanların gönlüne yangın oldu. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir görevliydi bu. Ne yapacağını bilemez bir hâlde, Müdür Bey’in odasına girdi. Bu sırada Murat Beyler de Müdür Bey’in kapısına yaklaşmışlardı. Görevli bayan konuşmakta bile zorlanıyordu. Kekeleyerek s...
  • İnsanlığın Ahlakı Olan (Doğruluk)

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    İnsanlığın Ahlakı Olan (Doğruluk)   İnsanlığın ahlakı olan doğruluk, yeryüzünün en güzel dinlerinden olan İslam dinimizin getirdiği olduğu ölçüler noktasında, insanların günahlarıyla beraber kirlenmiş olan gönüllerini tertemiz hale getirmekle beraber, dünya’nın içerisine dalmış olan ruhunu uhrevi olan hayata döndürür. Dünya’yı ahiret hayatına, ahiret’i de dünya hayatına tercih etmeden her ikisini de Cenabı Allah’ın razı olacağı yaşantıya çevirmektedir. Bu sebeple de bizlere sunulmuş olan bu ilkeleri benimsemeli ve hayat düsturu haline get...
  • Tesadüf Delice Bir Düşüncedir!

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI

      “Evrenin şu anki yapısının tümüyle bir tesadüf eseri olabileceği düşüncesi, tümüyle delice bir düşüncedir. Delilik kavramını argovari bir hakaret niyetiyle değil, tamamen psikolojideki teknik anlamıyla kullanıyorum. Gerçekte bu tür bir düşünce ile şizofrenik düşünce tarzı arasında büyük benzerlikler vardır.” (Karl Stern, Montreal Üniversitesi Psikiyatristi)   Kâinat, derin düşünmemize ve Allah’a yaklaşmamıza vesile olabilecek örneklerden yalnızca biri. Dünya ve uçsuz bucaksız kâinat üzerine düşünen insan, yaratılıştaki ihtişamı ...
UA-36507442-2