logo

reklam

TÜRK TİPİ BAŞKANLIK SİSTEMİ..


facebook
Hasan ALPARSLAN
hasanalparslan20@hotmail.com

Başkanlık sisteminde, ister zayıf olsun isterse güçlü, 2002 yılları önce yaşadığımız ve ülkemizi zaman zaman sosyo- ekonomik dar boğaza sürükleyen “koalisyon hükumetleri” diye bir şey de yoktur.. Her türlü koalisyon sakıncası ortadan kalkmıştır. Hiçbir taşra taciri “zayıf koalisyon hükumeti gelse de o çok başlılıktan ve kargaşadan çıkar sağlasam” hayalleri kuramaz. Parlamenter sistemde gördüğümüz ve yaşadığımız iki ve ikiden de fazla partilerin ortaklılığı ile bir ay kadar süren, hatta kimi zaman aylarca içinden çıkılamayan ve de anlaşmazlıkla kısa bir sürede bozulabilen hükumet kurma çalışması, başkanlık sisteminde bir günlük iştir, evet, bir günlük! Başkanlık sisteminde ille de “Amerikan modeli” uygulanacak diye bir kural da yoktur. Örneğin meclisin üstüne bir de senato kurmak gerekmez. Akıllı muhalif, Atatürk’ün “biz bize benzeriz” sözünü hatırlar ve “Türk tipi başkanlık sistemi” önerisiyle dalga geçmez… Türkiye, yakın tarihe bakıldığında sadece istikrarlı hükumetlerin olduğu dönemlerde iktisadi ve siyasi gelişme gösterebilmiştir. Siyasetin alanının genişletilmesi ve siyasi iradenin güçlendirilmesi ki bu da temsil gücü yüksek bir parlamento ve güçlü bir hükumet ile olur. Ülkeyi daha istikrarlı kılacağı tarihi tecrübe ile sabittir. Dolayısıyla Başkanlık rejimi gibi istikrarı artıracağı açık olan bir sistem Türkiye için yeni Anayasa yapımı sürecinde korkmak bir yana, üzerinde durulması gereken ciddi bir seçenektir. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri G 20’de bir araya geldiğini, bu yıl buna ülkemizin liderlik edeceğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Antalya’da dünyanın en ileri ülkeleri bir araya gelecek. G 20’nin içerisindeki ülkelerin en ileri olanlarının 10 tanesi başkanlık sistemi ile yöneltiliyor. Bunlar bu işi bilmiyor mu? Bunlar Başkanlık sistemi ile yönetiliyor da bize ne oluyor. Biz niye bu konuda hayır diyoruz. Bu adımı atmamız lazım. Tabii ben Başkanlık Sistemi deyince, birileri bundan rahatsız oluyor. Hemen başlıyorlar, tek adamlık demeye, diktatörlük demeye. Amerika ‘da diktatörlük mü var? Meksika’da diktatörlük mü var. Arjantin, Brezilya, Fransa’da diktatörlük mü var? Onlar diktatör olmuyor da, Türkiye’de niçin diktatörlük olsun? Ben inanıyorum ki, milletim bu konudaki kararını, acil bir şekilde, ideal bir şekilde bu seçimlerde vereceği milletvekilleri ile ortaya koyacaktır. Bu iş için 400 milletvekilline ihtiyaç var. 400 milletvekili ile parlamento bu değişikliği yapacak güce ulaşacaktır. Bu millet, Milli Şeflik özlemini çekenlerin heveslerini kursaklarında bırakmış bir millettir. Seçimle işbaşına gelmiş ve her icraatının hesabını millete verecek bir Başkan’dan tek adam da çıkmaz, diktatör de çıkmaz, bunu böyle bilin. Biz buradaki asıl derdi biliyoruz. Asıl dert, milletin karşısına çıkıp, önce ondan destek alabilmek, sonra da dönüp millete hesap vermek. Onların işlerine gelmeyen işte bu” dedi. Türkiye’nin, güçlü bir Başkan ve güçlü bir Meclis’le, hedeflerine daha kararlı şekilde yürüyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran’ın bu bakımdan tarihî bir fırsat olduğunu, bu fırsatın iyi değerlendireceğine inandığını belirtti. Başkanlık sistemi, parlamento sistem, yarı-başkanlık sistemi gibi hükümet sistemidir. Hükümet sistemleri klasik kuvvetler ayrılığı teorisinin ön gördüğü yasama, yürütme yargının Birbirileri ile olan ilişkilerini düzenler. Bu noktada bu sistemlerin hepsi aynı ölçüde demokratiktir. Bunlardan birini ele alıp, demokrasi dışı bir düzen olarak sunmak en basit ifade ile konuya hâkim olunmadığının göstergesidir. Başkanlık sisteminin diğer sistemlerden farkı kuvvetler arasındaki ayrımın daha sert olması ve fren-denge mekanizmalarıdır. Bu katı kuvvetler ayrılığı yasama ve yürütmenin her ikisinin de ayrı ayrı seçimlerle ve kesin sürelerle seçilmeleri ile ortaya çıkar. İktidarı paylaşan bu iki organ-ikisi de seçildiği için aynı oranda demokratik temsil keyfiyetine haizdir. Bu yüzden görev alanları da net bir şekilde birbirinden ayrılmıştır. Ne başkanın meclisi feshetme yetkisi vardır, ne de parlamentonun başkanı dolayısıyla hükümeti devirme gücü vardır. Bu da siyasi sisteme istikrar kazandırır ve yöneten bir demokrasinin ortaya çıkma ihtimalini artırır. Başkanlık sisteminde en önemli tehlike olarak gösterilen, yürütmenin hak ve hürriyetler için tehlike oluşturabilmesi ihtimali günümüz bakımından artık söz konusu değildir. Çünkü… Temel hak ve hürriyetler hem ülkesel bazda hem de evrensel düzeyde çok büyük bir genişleme ve korumaya kavuşmuştur. Ayrıca kişiler ve gruplar temel hak ve hürriyetleri konusunda son derece bilinçlenmiş durumdadırlar. Böyle bir ortamda güçlü bir yürütmenin hak ve hürriyetler bakımından tehlike oluşturacağını söylemenin hiçbir gerçek ve inandırıcı yanı bulunmamaktadır. Türkiye Başkanlık sistemine kesinlikle hazırdır. Zira Cumhurbaşkanının (Devlet Başkanı) halk tarafından seçilmesinin kabulü ile birlikte fiilen başkanlık sistemine geçişin en önemli adımı atılmış durumdadır. Ayrıca yeni bir Anayasa yapılması konusunda Kamuoyunda mevcut olan yoğun beklenti dikkate alınarak yeni bir Anayasa yazılımının söz konusu olduğu mevcut durum itibari ile Türkiye’nin Başkanlık sistemine hazır olduğu söylenebilir. Uzun bir süreden beri devam eden hükümet istikrarı da göz önüne alındığında, Türkiye’nin Başkanlık sistemine geçişi kolay ve rahat olacaktır. Geçmişte de Başkanlık sistemi modelinin Türkiye açısından uygulanabilirliği tartışılmıştır. Ancak o dönemde yeni bir Anayasa yapılması ihtimali söz konusu olmadığından, Anayasa’da yapılacak bir kısmi değişikliğin mevcut sistemi bozacağı ve yeni sistemi de tam korumayacağı yönündeki endişe sebebi ile bu model yeterince tartışılıp değerlendirilememiştir. Oysa günümüzde yeni bir Anayasa yapılması konusunda geniş bir toplumsal ve siyasal mutabakat mevcut olduğundan, yeni bir Anayasa’da Başkanlık modelinin kabulü önünde bir engel oluşturulmamalıdır. Yolsuzlukların, suistimallerin önünü engelleyen ciddi tedbirlerin alınması Başkanlık sisteminde mümkündür. Ülkemiz, Başkanlık sistemiyle idare edilmeye de hazırdır. Çünkü çağdaş demokrasiler, temel hak ve hürriyetleri sağlamayı hedefleyen, çoğulcu ve katılımcı düşünceye dayanan, özgürlük ve hoşgörü ortamında gelişen sistemlerdir. Bu bağlamda Ülkemizde Devlet idaresinin modernleştirilmesi Başkanlık sistemine en kısa süre içerisinde geçiş yapılmalıdır. Türkiye 1971’den 2002’ye kadar otuz yıllık bir süreçte büyük oranda koalisyon hükümetleri tarafından yönetilmiş ve koalisyon hükumetlerinin tabiatları gereği kırılgan olmaları hem siyasi rejime hem de iktisadi yapımızı etkilemiştir. Günümüzde geçerli olan parlamenter sistemin en önemli olumsuzluklardan birisi olan çift başlı yönetim ve çatışma sisteminin geçmişte yaşanılanın (kitap fırlatma olayı gibi v.b) şu sıralar söz konusu olmaması da bizi aldatmaması gerekir. Şöyle ki, bahse konu sıkıntının yaşanmamasının en önemli sebebi mevcut Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki uyumları veya uyumsuzluktan (sorun çıkarmaktan) kaçınma konusundaki güçlü iradeleri ve pratik uygulamalarıdır. Bunun hep böyle devam edeceğini söylemek fazla iyimserlik olur. İlerleyen dönemlerde, Cumhurbaşkanları ile Başbakan arasında yaşanması olası bir uyumsuzluk durumu geçmişte olduğu gibi ülkemize büyük ekonomik ve siyasi zararlar verebilir. Bu yüzden Türkiye için asıl tehlike olan Başkanlık sistemi değil… Bu sisteme geçilmemesidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki hükümet sistemlerini mukayeseli olarak değerlendirdiğimizde, hepsinin avantajlı ve dezavantajlı yönlerinin olduğu görülmektedir. Mutlak olarak bir hükümet sisteminin Başkanlık sistemine daha iyi olduğunu savunmak son derece zordur. Ayrıca hükümet sistemlerinin avantaj ve dezavantaj olarak nitelendirilen yönleri, gerçekten o hükümet Sisteminden mi kaynaklanmaktadır? Bu soruya olumlu cevap vermek de zordur. Başkanlık sisteminin avantajı olarak gösterilen “istikrarlı ve güçlü yönetim sağlama” özelliği salt hükümet sisteminden mi kaynaklanmaktadır? Başkan yani yürütmenin beş yıllık bir sürecin iş başına gelmesi ve göreve devam etmesi gerçekten hükümet istikrarını sağlamaktadır. Başkanlık sistemi Türkiye’de uygulanamayacak bir sistem değil, AK Parti’den önce birçok siyasetçi zaman zaman bu sistemi dile getirmiştir. Bugünkü Parlamenter model dünyada yaygın olan bir sistem, bu modelle şuan Türkiye’de bir sorun yok, on iki yıldır bu hükümetle güzel şeyler yapıldı, dış politikada güzel şeyler oluyor, ekonomide ciddi ataklar yapılıyor. Ama nereye kadar devam edecek? Bu güzel anların bozulması bir koalisyon hükümetine bakar. Altı ay içerisinde tüm dengeler yerle bir olabilir. Çünkü yapmak zor, yıkmak kolaydır. 50-60 döneminde Rahmetli Menderes yapmış, ihtilal sonrasında gelenler ülkemizi perişan duruma düşürmüş, Sayın Demirel gelmiş bir şeyler yapmış, sonrasında kurulan koalisyon ile ülke büyük sıkıntılar yaşamış, on yılda on iki hükümet kurulmuş, bir hükümetin ömrü 8-9 ay… Ardından darbeler olmuş ülke yine perişan… 83’den itibaren Rahmetli Özal göreve gelmiş, 1990 yılına kadar ülkemizde güzel şeyler yapmış, sonrasında koalisyon dönemi ve istikrarsızlık, ekonomik bunalı ve ülkenin çöküşü, sonrasında da Ak Parti göreve gelmiş. Ve rahatlayan bir ülke ve Ak Parti iktidarına sürekli bir dalgalanma yaratma çabaları, Türkiye’nin bir türlü kalkınmasını istemeyenlerin kıskacı!… Dikkatimi çeken bir durum da, MHP Lider, Bahçeli diyor ki; ‘MHP olarak geçmiş dönemde Türkiye’nin gündemine sunulmuş olan başkanlık sistemi üzerinde görüşlerimizi çok net olarak ifade etmiştik’. Peki, MHP’nin geçmiş dönemlerinde MHP’nin ve Ülkücü Hareketin kurucusu Merhum Türkeş Başkanlık sistemi için ne demişti?”Türkiye’nin ilerlemesi, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmasının reçetesi, Türk Milleti’nin yapısına en uygun sistem; olmazsa olmazlardan biri Başkanlık sistemidir.” Rahmetli Alpaslan Türkeş, Demirel ve Özal ülkenin çıkmazda olduğu dönemlerde Başkanlık modelini gündeme getirmişler, Ak Parti ise en güçlü olduğu dönemde dahi Başkanlık sistemini savunuyor. Türkiye’de eskiden yaşanan acı tablolar görüldüğü için, ileriki yıllarda halkımız bu sıkıntıları yaşamasın diye çaba harcanıyor. Çok geç kalmadan bu modelin hayata geçirilmesi lazım. Türkiye önemli bir ülke, bu sadece bizim değil, birçok ülkenin kabul ettiği bir gerçektir. Türkiye’nin bölgesel gücü, tarihi birikimi, geçmişi, tecrübeleri var. Türkiye, dünya barışına da katkılar sağlayan bir ülke. Bu yüzden, Türkiye ne kadar güçlü olursa, hem içeriden, hem dışarıdan, kendisinden beklenen görevlerin gerçekleşmesi o kadar kolay olacaktır. Yapılacak iş gece-gündüz demeden çalışmaktır. Çünkü Türkiye çalışarak bir yere gelebilir. Bunu yaparken de Türkiye’ye faydası olmayacak, Türkiye’yi daha ileri bir noktaya getirmeyecek tartışmalardan, gerilimlerden olabildiğince uzak durmak, daha huzurlu, daha kalkınmış bir ülke, daha güçlü bir Türkiye için elbirliği ile çalışmaktır. . Gelin şöyle bir toparlayalım: Başkanlık sistemi ille de federal sistem değildir. Devlet federal olabilir de olmayabilir de. “Bölünürüz” diye korkmaya gerek yoktur. Kaldı ki federalizm bölünmek değildir. Başkanlık sisteminde bir başbakan yoktur, onun görevini de başkan yürütür. İki makam tek kişide toplanır. Başkanlık sisteminde bakanlar başkan tarafından atanırlar ve ona karşı sorumludurlar, meclisle hiçbir bağlantıları yoktur. Bu sistemde öyle gensoru, hükümet düşürme falan gibi kavramlar da yoktur. Hükümet mecliste “düşürülebilemez”, çünkü meclis hükümetin işine karışamaz. Tam tersine, başkan istediği zaman istediği bakanı görevden alır, yerine yenisini atar. Hükümet meclisin değil, başkanın hükümetidir. Bütün bakanlar bir çırpıda değiştirilse bile başkan kıpırdamaz. Onu “devirmek” diye bir kavram düşünülemez. Türkiye’de Başkanlık sistemi tartışmaları 10 Ağustos 2014’te halkın oyu ile ilk seçilen Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan tarafından, yeni anayasayı hazırlaması beklenen Haziran 2015 seçimleri sonucu oluşacak TBMM’ye yönelik temenniler şeklinde dile getirilirken, bir tartışma da alevlenmiş oldu. 1990’da 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından gündeme getirilen Başkanlık sistemi basından ve dönemin DYP’li Başbakan’ı Süleyman Demirel’den yaylım ateşiyle karşılık bulurken; Cumhurbaşkanı olan Demirel de Başkanlık ve Yarı Başkanlık sistemini talep etmişti. MHP lideri Alparslan Türkeş de, Başkanlık isteyen isimlerdendi. Üstelik Türkeş, Başkanlık sisteminin tarifini 1979 yılında yayımladığı “Temel Görüşler” adlı kitabında da sıralamıştı. Saygılarımla 20 Nisan 2015 Hasan ALPARSLAN Araştırmacı Gazeteci- Yazar.

Share
1490 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • RAMAZAN AYI İFTAR İSRAFI

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    RAMAZAN    AYI     İFTAR    İSRAFI Ramazan ayı bahane,  israf  şahane... Ramazan ayı  israf ayı değildir... Ramazan ayı nefsi terbiye etme ayıdır... Yardımın, paylaşmanın, bölüşmenin  zirve yaptığı; ay olması gerekir... Pahalı ve görkemli iftar  sofraları, yerine; sade ve paylaşmanın esas olduğu  iftar sofraları tercih edilmelidir. Fakirin ve  yoksulun doyurulduğu, ortak ortamlarının paylaşıldığı, yüzünün güldüğü, sofralar; asıl amacın yerine getirildiği sofralardır. Öz budur... Son günlerde, Dünya toplumunun çekmiş olduğu açlık sıkıntıs...
  • Kemiğe yazılan yazı

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi...
  • Ağlayıp âh ederdi

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Ağlayıp âh ederdi Hazret-i Ebu Bekir dünyadan göçtüğünde, Cümle eshab ağlayıp, yaş döktüler o günde. Hep ağlama sesleri, kapladı ortalığı. Zira Resulullahın, O idi dert ortağı. O günlerde eshabtan, birkaç kişi geldiler. Muhterem zevcesini taziye eylediler. Ve ona dediler ki: (Hazret-i Ebu Bekri, Biz iyi tanıyoruz çoktu faziletleri. Lakin bunlardan ayrı, bizim bilmediğimiz, Varsa bazı halleri, bize söyler misiniz? Gündüz yaptığı işler, malumdur biz eshaba. Ve lakin geceleri ne yapardı acaba?) Onların bu şekilde sualine c...
  • Kürtler bağımsızlık ve tanınma istiyor, ya Biz?

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Bu referandumun yapılabilmesi için öncelikle bağımsız bir “Seçim Kurulu'nun oluşturulması olmazsa olmaz bir uluslararası kural. Bu yapılmazsa oylama “Diktatörlük” veya da “Dernek Seçimi” olarak addediliyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani geçmiş aylarda yaptığı açıklamada “Kürt halkı için referandum yolu ile gelecekleri hakkında vermenin zamanı gelmiştir ve ortam da uygundur” diyerek, Kürtlerin gelecekleri konusunda karar verme zamanının geldiğini uluslararası kamuoyuna işittirmişti. DEAŞ´ın karşı çıkmasına ve IKBY b...
UA-36507442-2