logo

Tarih, ihtiyatsızlar için merhametsizdir


facebooktwitter
Yurdagül BEYOĞLU ATUN
yurdagulbeyoglu@hotmail.com

Güney Kıbrıs Rum kesiminde aşırı sağcı olarak bilinen yüzlerce ELAM üyesi fanatik gurubun sınır kapılarında, Türk plakalı araçlara taş ve sopalarla zarar vermeleri üzerine bizim solcular avukatlığa soyunarak, KKTC’de Türkiyeli sağ sol grupların arasında yaşanan kavganın haberlerini paylaştı.

Hani “bizim burada da oluyor, ne olmuş” gibilerinden!!!

Kendi milletinin çektiklerini anlama noktasında basiret bulunduran bu kişiler hiçbir şekilde kıyaslanmayacak iki olayı yan yana getirerek, Rumlara karşı antipati oluşmasını önleyeceklerdi ama örnekleri alakasız olunca komik duruma düştüler.

Rumların bu ilki değil. Kaç arabayı darp ettiklerinin, kaç Kıbrıslı Türkün fiziki ve sözlü şiddete maruz kaldıklarını bilen ve Rum yetkililerin bu konuda hiçbir ileri işlem yapmadığını gören bu kişiler hamilik yapacaklar diye, gerçekleri açıklamaktan çekiniyorlar.

Oysa Rumların araçlara zarar vermesi, insanları yaralaması hadisesinin muadili, Kıbrıslı Türklerin Rumlara bu tarz bir yaklaşımda bulunup bulunmadıklarını ortaya çıkarmak olmalıydı.

Sorarım, Kuzey’e geçen kaç Rum’a böyle bir şey yapıldı? Kaç Rum’un aracı tahrip edildi, kendisi sözlü/ fiziki saldırıya uğradı?

Hoşunuza gitmeyecek ama; Hiç!

Nisyanla malul hafızamız 1963-1974 arasını sildiğinden kendimiz unuttuğumuz gibi, çocuklarımıza da anlatmadık.

Onlar öyle yapmadı ama… Hatta tam tersini yaptı… 1963-1974 yılları arasını sildi, Makarios’un 19 Temmuz’da BM’ye, “(Yunanlılar) burada Türkleri de, bizi de öldürecekler, yardım edin” dediğini, Türk askerinin adaya niye geldiğini anlatmadı. Türkiye’yi işgalci olarak nitelendirdi, öyle de belletti çocuklarına.

Çünkü tarih kitaplarına öyle yazdı, müfredata EOKA’cıların mezarlarını ziyareti koydu. Geçmişte değil, günümüzde de böyle. KKTC’nin kuruluş yıldönümünde öğrencilerin öğretmenleriyle birlikte yaptıkları eylemde, çocukların yüz ifadeleri çok şey anlatıyordu. Nitekim, Rumlar lobicilikteki başarılarını bu konuda da gösterdiler ve kendi yazdıkları tarihin sütten çıkma ak kaşıkları olarak çocuklarının Türkiye’ye ve Kıbrıs Türküne nefret duymasını sağladılar.

Biz unuttuk, unutturduk. Hatırlatmaya çalışanları ise ırkçılıkla suçladık, faşist ilan ettik, sistemden nemalanıyorlar iftirasını attık. Oysa Rumlar bu konudaki istikrarlı tavırlarını online casino sürdürmekte beis görmedikleri gibi, “en çözümcü” olduklarını iddia eden liderlerimize dahi aynı tepkiyi göstermekten çekinmediler.

Birkaçını hatırlatalım mı; “APOEL Futbol Kulübü’nün maçından sonra sokaklara dökülen fanatik Rum grupları, KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere saldırdı. Saldırıya uğrayan ve Rum polisine başvuran Kıbrıslı Türkler Rum polisinin ”bölgemiz değil” cevabıyla karşılaştı.

Sağcı Rum ELAM örgütü mensupları KKTC”nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat”ın Limasol”da katıldığı konferansa molotof ve gaz kullanarak saldırı düzenledi.

Lefkoşa”nın Rum tarafında ellerinde Yunan bayrakları ile eylem yapan Rum gençleri KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı”ya ağır şekilde küfrederek, hakarette bulundular.

Birçok araç taşlarla sopalarla zarara uğratıldı, birçok Kıbrıslı Türk canını zor kurtardı.”

Görüldüğü gibi, Rumların öfkesi dinmediği gibi, zamanla daha da bilenmiş. Dolayısıyla  Türk düşmanlığı üzerinden kariyere soyunmakla kalmayıp, kendisini Rum’u savunmaya adamış kişilere yukarıdaki referansları vermemiz, çözüm istemediğimiz anlamına gelmiyor. Çözüm olsun ama iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin garantisinde bir çözüm… Lakin “Türkler, Helen toprağında öleceksiniz” diyen bu kişilerle ortak bir devlet kurmak için gerekli rasyonel koşullara ve sempatiye an itibarıyla sahip miyiz, emin değilim.

Sorun ve ihtiyaçları bahane edip, yeni oluşumlara yelken açma hevesinin gözlerini kararttığı kişilere şu gerçeği vurgulamamız gerekiyor: “Tarih, ihtiyatsızlar için merhametsizdir…”

Share
4651 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2