logo

reklam

Suyun tadı kaçtı!


facebooktwitter
Yurdagül BEYOĞLU ATUN
yurdagulbeyoglu@hotmail.com

Türkiye’nin, Anamur Dragon Çayı üzerinde tesis edilen Alaköprü Barajı’ndan alarak Kuzey Kıbrıs’taki Geçitköy Barajı’na aktardığı ve 1.6 milyar Türk Lirasına mal olan su projesi sabırları da taşma noktasına getirdi.

2010 yılında imzaların atılmasına, 2013-2015 ekonomik protokolünde kimin yöneteceği açık açık belirtilmesine rağmen, çalışmaların sürdüğü dört yıl boyunca parmağını kıpırdatmayanlar, çalışmalar bitince “su bizim, biz yöneteceğiz” demeye başladı.

Yönetme de bahaneydi tabi. Zira isale hatları, atık su ve yağmur suyu tesisleri ve drenajlar gibi projenin hayata geçirilmesi adına gereken ilave yatırımlar için yaklaşık 600 milyon Türk Lirasına ihtiyaç vardı ve bu paranın 10’da biri bile bizde olmadığından bu tepişmeden bir şey çıkmayacağı ayan beyan ortadaydı. Türkiye’ye –nedenine anlam veremediğim ölçüde- nefret duyanlar, acemi bir gözbağcılıkla meseleyi iradeye getirmeye çalıştı ama “Sidiğimi içerim, suyunu içmem”, “Cenabet gezerim, suyunla yıkanmam” pankartı her şeyi pek güzel açıklıyor aslında.

Travma sonrası stresi hala atlatamayan bazı kişiler, bu ülkenin en hayati ihtiyacının, boğazlarına ilmek olacağını düşünecek kadar körleşmiş durumdalar.

Türkiye’nin, 1974 yılında gencecik evlatlarını bu ada için kurban vermesinin dahi vicdanlarında karşılık bulmadığı, insaniyet sınavından sıfır alan bu kişiler, kendilerinin elini güçlendirecek sudan rahatsız oldular.

Şaşırdık mı, Hayır! Zaten Rumlar da tepki gösteriyor suya. Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada “bunun, işgal bölgelerinin Türkiye bünyesine dahil edilmesini, işgalin güçlenmesini ve Kıbrıs üstündeki Türk nüfuz ve denetimini en üst noktaya getirmeyi hedefleyen yasadışı bir eylem olduğu” görüşü dile getirilmemişmiydi!

1974 sonrası gelen rehavet ve güvenlikle“dolcevita”nın şehvetine kapılanlar, milliyeti, zilliyet addederek dışlamakla kalmadı, milliyetini vurgulayan her harekete tepkiyle bakar oldu.Türkiye de, milliyetlerini hatırlatan yegane unsur olduğu için “sevilmedik gelinin selamı küfür gelirmiş” misali her hareketi battı.

***

Gelelim esas konumuza; Dağıtım dediler olmadı, BESKİ dediler olmadı, sidiğimizi içeriz dediler olmadı, şimdi de “deniz suyu arıtması daha ucuza gelir, gerek yok Türkiye’nin suyuna” demeye başladılar.

İyi de, arıtma, su elde etmede doğru/ucuz/çevreci/kolay bir sistem olsaydı, bugün dörtte üçünün suyla kaplı olduğu dünyamızdaki bilim adamları niye, önümüzdeki yüzyılın tehlikesinin susuzluk olduğunu, önümüzdeki 10 yıllar içinde su savaşlarının çıkacağını söylesin ki…

Zaten bilim adamlarına göre, denizden su arıtma çevreci bir uygulama değil zira arıtmadan sonraki kimyasal atıklar büyük sorun oluşturuyor. Çünkü bu ters osmos dedikleri olayda biri temiz, diğeri atık su için iki çıkış bulunuyor. Buraya giren 4 litre suyun 3’ü atılıyor, 1 litresi de temiz (yüzde 99 oranında temizlenmiş) su olarak çıkıyor. Fakat denize gönderilen su, denizdeki tuz oranını yükselttiği için belli oranda izin veriliyor bu işleme. (Tuz oranının yükselmesi, denizde yaşayan canlıları etkiliyor.) Güney Kıbrıs’taki denizden arıtma sistemi, AB standartını aştığı için uyarı geldiğini belirtelim. Özetle, bir süreliğine çözüm olabilecek işlem arıtma.

Tabiatta her şey denge içindeyken, ters osmos cihazından çıkan tuzun doğanın dengesini bozmayacağını söylemek zor. Ki, tuzdan başka, cihazını besleyen suyu filtreleyen kum filtresinin içinde bakterilerin üremesi ve bakterilerin cihazın mambranları içine geçerek burada biofilm tabir edilen geçirimsiz bir katman oluşturarak suyun kalitesinin bozulması gibi zararları da var bu aletin.

Durum böyleyken, hazır evimize getirilmiş bir nimete şükretmek yerine, onu itibarsızlaştırmaya çalışmanın “nankörlük” olduğunu söylemek hafif bir serzeniş olsa gerek!

Share
643 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+3 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • NEREDE DEVLET – BURADA DEVLET

    21 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Gururlanmamak mümkün mü? Pazartesi gecesi (16.01.2017) saat 23:40 Reina katliamı sanığını Türk polisi, tek kurşun atmadan kimsenin burnunu kanatmadan, 20 dakikalık bir operasyonla dünyanın en iyi yetiştirilmiş 4 dil bilen DEAŞ’lı terörist (adına kurban ola) Abdülkadir Maşharipov’u hücre evinde, hemde suç ortaklarıyla canlı olarak yakalamıştır. Olaya, bir katil yakalama diye bakarsak gerçekten basit bir vakadır. Ama burda bir katil değil, dünya’yı rahatsız eden ve binlerce insanı katleden, yurdundan, yuvasından eden, dünya’yı yeniden dizayn etm...
  • Allahım..! İşlerin Hepsi Güzel.

    20 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Adamın biri bir gün bahçesinde otururken Hayvan dışkısından top yapan bir böceği görmüş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş: - Ey Allahım! Her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın? Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış. Derdine kimseler çare bulamamış. En sonunda bilge bir doktor ''Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiye...
  • “ VƏTƏNÇİN ÖLƏNƏ ÖLÜ DEYİLMƏZ! ”

    20 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

          Yenicə ATA olmuşdu. Valideyn olmağın sevincini yaşayırdı. SƏNGƏRDƏKİ dostları ilə bölüşdü, çin olmuş arzusunun səadətini. Həyata ilk qədəmlərini atan oğlunu görmək, onu qucağına almaq, cənnət ətirli qoxusunu duymaq üçün günləri sayırdı. Qəlbi ümidlər, arzular, xəyallar ümmanına çevrilmişdi... Amma düşmən gülləsi aman vermədi, oğlunun şirin qığıltısını eşitməyə. Onun beşiyi başında səngərdən, hərbdən, qanlı döyüşlərdən, qolları üstündə gözlərini yuman şəhid igidlərdən bəhs edən hekayətlərini birər-birər nəql etməyə. Ömrü qə...
  • Azadlıq Şəhidləri

    20 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Allah yolunda öldürülənlərə(şəhid olanlara)”ölü deməyin”.Əksinə,onlar (Allah dərgahında) diridirlər,lakin siz bunu dərk etmirsiniz. “Bəqərə” sürəsi 154                        Azərbaycan tarixinin qızıl səhvələrinə bir ölməzlik dastanı yazdılar. Məğrur baxışları soyuq daşlara həkk olundu. Sabahı düşünmədən Azadlıq toxumunu torpağa səpdilər. Nə tank,nə güllə,nədəki ölüm yollarında döndərə bilmədi.Ürəklərdə əbədi məskən saldılar.Elə bir məskənki,məzarları belə olmasa bir millətin bir ulusun qəlbində yaşayacaqlar. İllər,əsirlər bel...
UA-36507442-2