Küresel Güçler, Türkiye’ye “Dolar ve Faiz” üzerinden savaş açtı!

Küresel Güçler, Türkiye’ye “Dolar ve Faiz” üzerinden savaş açtı!

Gezi Kalkışması ile başlayan ve zaman zaman artan, zaman zaman da azalarak etkisini sürdüren ve 24 Hazira
Ana Sayfa MANŞET, Sür Manşet, Yazarlar 2.05.2018 424 Görüntüleme

SÖYLEMELİ SÖYLENMEMELİ

Sızlanma, sızıltı, yakınma, hoşnutsuzluk belirten söz veya yazıların tümüne şikâyet diyoruz. Şikâyet, ilgili yetkililere duyurulup takip edilirse giderilebilir. Yoksa birey şikâyetini kendi kendine yapar veya dedikodusunu yaparsa bu söylenmek olur, şikayetin giderilmesine de katkısı olmaz.

       Millet olarak ne hikmetse çoğumuz şikâyeti sevmediğimiz gibi, yapanı da hoş karşılamayız. Bazen şikayet edeni kınayanlarımız bile olur. Şikâyetlerimizi ilgili yetkililere iletip giderilmesine çalışmak yerine, söylenmeyi tercih ederiz. Hele o gün için ucu bize dokunmuyorsa bizi hiç ilgilendirmez. Yarın bize de dokunur diye düşünenimiz pek azdır. Oysa şikâyet edip şikâyetin giderilmesine çalışmayanın şikâyet etmeye de, yakınmaya da hakkı olamaz. Mükemmele doğru yol almak, yanlışlarımızı düzeltmek, eksiliklerimizi gidermek kısaca uygarlaşmak şikâyetle mümkün olur. Her ilgili yetkili her yanlışı göremeyebilir. Biz şikâyet ederek ona yardımcı olmalıyız. Bu nedenledir ki sayın idarecilerimiz de her fırsatta haklı olarak gördüğünüz eksiklikleri, hataları ilgililere iletin, yani şikâyet edin derler. Edin ki hatalar düzeltilsin, yanlışlar azalsın, eksiklikler giderilsin.

       Şikâyet görevdir, uygarlıktır, iyiye ve güzele ulaşmaya çabadır, cesarettir, vatanseverliktir, vatandaşını severliktir, ileri görüşlülüktür, bilinçtir. Şikâyet; gerçekten görevini hakkıyla yapmak isteyen, özverili bir ilgilinin dikkatini bir anlamda o eksiğe veya yanlışa çekmektir. Yani şikâyet kısaca duyarlılıktır. Geride kalmışlığımızın sebeplerinden biri de şikâyet etmeyişimizdir. Başka milletleri kıskandıracak bir derya olan atasözlerimiz içerisine nasılsa karışmış, şikâyeti gereksiz gören, atasözü diye bize belki de kasıtlı yutturulan hatalı sözlerimiz de vardır. Mecaz olarak bana değmeyen yılan bin yaşasın, beni atlasın kimde patlarsa patlasın, devletin malı deniz, yemeyen domuz, etliye sütlüye karışma, gemisini kurtaran kaptan, kıl beşi, kurtar başı gibi sözler toplumda nemelazımcılığa, vurdumduymazlığa, pısırıklığa, bencilliğe, ilkesizliğe, kayıtsızlığa, duygusuzluğa, aymazlığa, tepkisizliğe, pasifliğe kapı aralayan ve bu tür olumsuz özellikleri yaygınlaştırmaya vesile olan sözlerdir. Ben atalarımızın böyle sözler söylediğine inanmıyorum.

       Bir eksikliğin giderilmesi veya bir hatanın düzeltilmesi için; önce onun bir eksik veya bir hata olduğunun bilinmesi ve kabul edilmesi gerekir. Onun içindir ki; birine göre hata olan, eksik kabul edilen, bir başkasına göre olmayabilir. Ama o işin uzmanlarının bunu daha iyi bilmeleri gerekir düşüncesiyle, ilgilinin dikkatini çekmeli, yani şikâyet etmelidir.

       Yapılan tenkitleri, uyarıları dikkate alıp, kendimizle yüzleşerek eksiklerimizi tamamlayıp, hatalarımızı düzeltmek yerine, kolaycılığı seçip, tedbirsizliğimizden başımıza gelenleri kadere yükleyip, kendimizi suçsuz olduğumuza inandırıp teselli bulmamızda ayrı bir yanlışımızdır. Böyle yapmak bir kurtuluş değil, kendi kendimizi ve bize inananları kandırmadır. Yaradan Furkan’ımızda: “ Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandıkları yüzündendir, Allah birçoklarını da affediyor “ (Şûra 30 meali) der. Allah’ın doğaya bahşettiği yasaları vardır. Tarih doğa yasalarına uymayanların Huda’dan yedikleri sillelerle doludur. Boşuna dememişler “ Sille-i Huda’nın sedası olmaz, bir de geldi mi devası olmaz “  ama kuru ile beraber yaş da yanmıştır. Onun için bu konuda daha titiz ve dikkatli davranmamız gerekir.

       Doğanın bir yerçekimi yasası vardır. Buna göre: “  Boşlukta olan cisimler düşer. “ Gereken tedbirleri almadan yerin altını oyarsak yer bizim inançlı veya inançsız, iyi veya kötü insan olduğumuza  yani kim ve nasıl biri olduğumuza bakmaz, göçer gider. Çünkü doğa kanunları herkes için aynı işler. Ve hiçbir istisna kabul etmez.

       Hatalarımızdan, eksiklerimizden dolayı başımıza gelenleri kadere yüklersek hata yapmış olduğumuz gibi Yaradan’a da iftira etmiş oluruz. Böyle yapmakla kendimizi mesuliyetten kurtardığımızı, benliğimizi masum olduğuna inandırıp rahatladığımızı sanıyoruz. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Belki, eksikliklere bir şekilde birileri dikkat çekse veya yetkilileri haberdar etse acılarımız azalabilir veya musibetleri daha hafif atlatabiliriz.

       Şikâyetler, aksaklıkları yetkililere duyurma, bizleri bölmemeli, aramıza kırgınlık sokmamalı, bilakis bir yanlışın düzeltilmesine katkısından dolayı şikâyeti yapana müteşekkir olunmalıdır. Ama bunu yapmak ancak anlayışlı, olgun, erdemli ve uygar insanlara hastır. Bu saydığım meziyetlere sahip olmayanlar maalesef, şikâyeti bir hakaret olarak algılayıp, düşmanca ve yanlış bir tavır içine girebilirler. Kısaca birileri bize ve topluma zarar gelmesin diye yanlışımızı düzeltirmek istediği için ona düşman olmak ve bilerek ona zarar vermek neyle izah edilebilir? Hangi akla mantığa ve hangi vicdana sığar. Öte yandan hataların düzeltilmesine çalışmak aynı zamanda milli ve vicdani bir görevdir, vatan severliktir.

       Doğrunun kimden geleceği belli olmaz. Onun için her şikâyet ciddiye alınmalıdır. Biz de hatalı gördüğümüzü dillendirmeli ve yetkililere duyurmada da tembellik etmemeliyiz. Hiç kimse kötü doğmaz; her insan hakikatin ışığı kendinde mevcut olarak dünyaya gelir. Bazılarının ki; yakıt ikmali yapmadıklarından zamanla söner. Hiç kimse ışığı sönenlerin karanlığında yaşamaya mahkûm edilmemelidir. Yasa değiştirmekle zihniyet değişmez. Zihniyetin değişmesi bir öğretim ve eğitim sorunudur. Uzun zaman alır. Oysa yasa istenildiği zaman yetkililerce değiştirilebilir. Yasa değişimi; zihniyet değişiminin ilk adımıdır ve zırhıdır.

       Sonuç olarak: Daha güzel bir vatan, daha güzel ve insanca bir yaşam özlemindeysek, hatalarımızdan, eksiklerimizden uzaklaşmak arzusundaysak ve her geçen zamanla mükemmele biraz daha yaklaşmak istiyorsak ve bütün bunlarda samimi isek;  Gördüğümüz aksaklıkları, eksiklikleri ve tedbirsizlikleri ilgili yetkililere duyuracağız, derdimizi söyleyeceğiz ki; dermanını da bulabilelim. Şikâyetlerimizin giderilmesi, çözüme kavuşturulması için takipçisi olunmalı, bunun için çaba gösterilmelidir. Bu çaba içinde olanlara da elimizden gelen yardım yapılmalıdır. Bu hizmet vatanını, kendini, vatandaşını seven her uygar kişinin vicdan borcudur. Einstein “ Sorunları; o sorunları üreten kafalarla çözemezsiniz  “ der. Öyleyse vatandaşlar olarak bizler bizzat gördüğümüz eksiklikleri, yanlışları ilgili yetkililere duyurup, hem onların görevlerini yapmalarında yardımcı olacağız, hem de giderilmesi için takipçi olup kendimize ve milletimize hizmet sunacağız. Yoksa ilgili yetkililere şikâyet ederek dikkatlerini çekmek yerine, söylenmeyi seçersek, bu bizim kolaycılığımız ve bir anlamda da çekingenliğimiz ve duyarsızlığımızdır..

       Selam, duyarlı vatandaşlara! Selam, şikayeti sevgisizlik, düşmanlık olarak algılamayanlara, selam şikayeti ciddiye alıp, edene teşekkürle cevap verip, gidermeye çalışan ilgili yetkillere, selam, bu yolda emeğini esirgemeyenlere, destek verenlere…!

       Esen kalınız.

 

         Abdullah HAKTANKAÇMAZ

            ah6334@gmail.com

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

TEK TEK DAĞLARI MİLLİ PARKI

TEK TEK DAĞLARI MİLLİ PARKI

Haber Sitesi | Uzman Tescil