logo

28 Haziran 2016

SON OKÇULAR TEPESİ AİLEDİR


Orhan ARSLAN
orhanarslanmatoglu@hotmail.com
SON OKÇULAR TEPESİ AİLEDİR

İslam tarihini bilen arkadaşlar, okçular tepesinin değerini de; iyi bilirler.

Bundan YILLAR, YILLAR önce Ülkede uygulanan politikalarla, eşleri çalışmayan insanların geçim sıkıntısı çekeceğine dair bir imaj oluşturuldu ve o, imaj tuttu. Eşi çalışmayan insanlar; sıkıntılara düşer, geçinemez ve ekonomik huzursuzluklar yaşar, hale getirildi. O, günlerde, uygulanan bu yanlış politikanın, hayata geçmemesi için; insanımızı uyarıyorduk. Dinlemediler, dinleseler de; anlamak istemediler. Hatta, arkamızdan kızdılar, eleştirdiler…  Şu andaki, bazı sıkıntılı sonuçların olmaması için; uyarılarda bulunduk. Böyle bir sonuç olmaması için; seminerlerde, toplantılarda, sınıflarımızda bile; bu konuları anlatıyorduk. Özde, üst akıl denen şeyin Müslüman aile yapısını bozma hevesi vardı. Hedefleri; yetişen çocukları; anne ve babadan oldukça uzaklaştırmaktı.  Önceden,  Bu kadim devletin, temeli olan Aileyi; yıkmayı beceremediler. Ne yaptılarsa; çekirdek aileyi dağıtamadılar. O halde Karı, Koca çalışır bir aile sistemini hayat geçirmeye karar verdiler.  Böyle kurulacak bir Ailenin; zor şartları olacağını, sosyal olarak büyük yaralar açacağını bildikleri için; bu planlı projeyi hayata geçirdiler.  Zaman içerisinde; Böylece yaşlılar da evlerden uzaklaştırılmış oldu. Çalışan eşler, arasında sıkıntılar gittikçe büyüdü. Çocuklar; aile ortamından ve sevgisinden uzaklarda büyümek zorunda kaldılar… Halbuki, anne sevgisine en fazla ihtiyaç hissettikleri dönemdi. Sonuç tahmin ettiğimiz gibi, oldu.
        Akıllı düşünen ve onu hayata uygulanabilir bir şekilde servis eden; Batı kaynaklı düşünce kuruluşu,  kazanmış oldu. Biz kaybettik, kaybetmeye devam ediyoruz.     Bizim hayatımızı cazip hale getiren, bizi anlık sarhoş eden, maddi değerler, rahat yaşam koşulları, arabalar, evler, hiç bir zaman bizi mutlu etmedi, etmeyecek de…  Çünkü, Aile ortamımız ve yakın çevremizle ilişkilerimiz eridi, hatta yakın çevremizle olan ilişkimiz bitti. Eşler, birbirlerini dahi, göremez oldular.  Çocuklar; Anne ve Baba yüzüne hasret kaldılar. Yaşlılar, çektikleri sıkıntılar karşısında; derinden bir ahhh…, çektiler. O, çekilen ahhh..,  çok şey ifade eder, oldu.  Çok şeylere mal oldu. İnşallah, bu işe kafa yoranları birileri dinler.. Gereken tedbirler, çok geç olmadan alınır…
Seneler öncesinde; çocuk sahibi olan bayan; daha az izin kullanırdı. Süt izni, dar kapsamlıydı. Bugün,  yeni haklar verilmektedir. İmkanlar sağlanmaktadır. Ancak, getirilmek istenen yenilikler; Çocuk sahibi bayan için, yeterli değildir. Okçular tepesinin, en önemli elemanı; Annedir. Devlet, Anne özelliğini taşıyan bayana, ayrıcalıklar getirmelidir. Yarım gün  çalışmak gibi, Erken emekli olmak ve ona göre emekli ücreti ve tazminatı vermek gibi.  Kısacası, Anne; çocuklarına daha fazla zaman ayırmalıdır. En önemlisi; Çalışmayan bayana, eğer evinde yeteri kadar çocuk büyütüyor ise; özel teşvikler, yardımlar yapmak gibi, ayrıcalıklar hayata geçirilmelidir. Çalışmayan bayan tabirini kullandığım için; Eli öpülesi annelerden özür dilerim.  Bu kavram, Çalışma hayatının bir kavramıdır. Yani Devlet, anne olarak çocuklarını büyüten bayanların; asıl çalışanlar olduğu, gerçeğini kabul ederek; onlara her türlü yardımı ve desteği vermelidir. Anneliği, ev hanımlığı kavramı olarak görmek yerine; kutsal bir görevi üzerine almış; bir bayan olarak görmek gerekir.  Her bakımdan, yeni yetişmekte olan nesillerin; koruyucusu ve kollayıcısı, Ancak; Anneler olabilir. Yetişen çocuklara, yeri gelince; doğal olarak ilave bilgiler ve beceriler; ehil insanlar tarafından mutlaka verilecektir. Anne, bu eğitiminde içerisinde olmalıdır. Gerek denetleyerek, gerekse; yardımcı olarak. Bu kural kesindir ve değişmez. Anne, sevgi ve şefkatin; yeryüzündeki en büyük mimarıdır. Yetişmekte olan nesilleri; bundan mahrum etmeye kimsenin hakkı yoktur. Yaratılışa aykırıdır.
Eğer Anne ve Baba bugünkü şartlar ile, hayatlarını devam ettirirlerse; aşağıda sıralayacağım, yanlışlara nasıl dur diyeceğiz? Eğer Anne ve BABA yeteri kadar çocuklarına zaman ayıramıyorlar ise; durum aynen sıraladığım gibidir.
Etrafı bu kadar yanlış şeylerle kuşatılmış olan çocuk, yahut genç, hangi savunma mekanizması ile kendini koruyacaktır? Okuldan kaçmak ve oyun salonlarına gitmenin o çocuklar açısından; ne kadar cazip bir olay olduğunu ne zaman fark edeceğiz? Bu tür tehlikelerin önünü almak adına; Devleti yönetenlerin yapacağı bir şey yok mudur? Bir    insanı öldüren katillere müebbet hapisler verilirken; Binlerce insanının ruhunu katleden yanlış ve hatalı yönlendirme yapan  yayınların, önünü kim kesecek? Kim bunlara dur diyecek? Bu yayınları yapan, reklam eden, uyuşturucuyu satan insanlara daha ağır cezalar,  ne zaman gelecek? Bir insandan daha fazla insana, zarar verdiklerine göre; ne zaman binlerce insanı zehirleyen adam olarak; yargılanacak? Buna alt yapı hazırlayan tüm yayınlar nasıl kontrol edilecek? Bu tür yayın ve filmlerde uyuşturucunun, madde bağımlılığının, insanın canına kıymanın reklamları yapılırken; Devleti yönetenler olarak, bunlara seyirci mi kalınacak? Bu yangının her tarafı sarmadan; bir an önce tedbiri alınmalıdır. Ahlaksızlık ve   tüm suç kavramları; farkında olmadan veya olarak; gençlere altın tepsilerde sunulmaktadır. Bütün bu olumsuzluklardan; Aile ortamından uzaklaşmış ve ebebeyn tarafından yeteri   kadar denetlenemeyen gençler; kendilerini nasıl koruyacaklardır? İşte bir kez daha, Anne ve Babanın, yahut Aile büyüklerinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bizler ise; çocuklarımızı  kreşlere, yaşlılarımızı huzur evlerine bırakarak; Bu yangının büyümesine; farkında olmadan yardımcı oluyoruz.
  İşte bütün bunlar olurken; mevcut eğitim ve öğretimin, müfredatının yetersiz olduğu da eklenirse; sokaklarda gördüğümüz olumsuz hadiseler, daha da artacak demektir. Daha duyarsız, daha ruhsuz, sadece kendini ve kendi hayatını düşünen gençlerle, daha çok karşılaşacağız, demektir. Bencilliğin bu kadar öne çıkarıldığı bir sistemde; Milli ve Manevi değerleri, toplumu meydana getiren değer yargılarını, bu gençlere nasıl kazandıracağız? Bu değerleri onlara nasıl sevdireceğiz? Bu değerlere saygı duymaları gerektiğini, nasıl öğreteceğiz?
Bu nedenle; Aile ortamı son okçular tepesidir. Eğer, başarılı olamaz isek; mağlup olma, sarsılma ihtimalimiz, yüksektir. O halde; Okçular tepesine var gücümüzle, sahip çıkalım. Ailenin önemini, sağlam bir kale olarak kalmasını sağlamanın, yollarını bulalım. Anne ve Babanın Aile içerisindeki, görev ve sorumluluğuna; yardımcı olalım. Çocuklar için; en önemli sığınma yerinin; Aile ortamı olduğu gerçeğini ısrarla belirtelim. Buna yönelik yayınlar, çalışmalar  yapalım. Gençlere; Ailesini sevmenin, sevdirmenin; yollarını bulalım. Aileden uzaklaşan bir gencin, karşılaşabileceği sıkıntılardan sıkça; bahsedelim. Sağlam, sağlıklı  aileye giden bütün yolların önünü açalım. Bu durum son şansımız olmasın…

Share
1197 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2