logo

“Son Darbe, E-Muhtıra”


facebooktwittergoogle plus
Mehmet Zengin
Mehmetzengin16@hotmail.com

Bugün 27 Nisan. 27 Nisan E-Muhtırasının 9. Yıldönümü.

27 Mayıs,12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat Post Modern Darbesi, siyasi tarihimiz için bir kara leke olarak tarih sayfalarında yerini aldı. 27 Nisan’da yaşanan ve ‘ e-muhtıra’ olarak bilinen darbe girişimi dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dik duruşu sayesinde başarıya ulaşamayan bu son askeri darbe girişimi  tarihin çöplüğüne atıldı!

O gün eğer Recep Tayyip Erdoğan’da geçmişteki siyasetçilerin yaptığı gibi şapkasını alıp gitseydi, bugün darbeler dönemi kapanmamış olacaktı.

Peki, 27 Nisan E-Muhtıra sürecinde neler yaşandı?

Her darbe öncesi olduğu gibi, bu süreçte de faili meçhul cinayetler işlendi. İnsanlar sokaklara çıkartıldı. Milli iradenin temsilcisi olan hükümete yönelik kara propaganda furyası başlatıldı. Bu operasyona bazı ‘sözde’ yargıçlar, sözde profesörler, malum siyasetçiler ve Merkez Medya olarak bilinen malum medya yöneticileri ve yazarları… Derken, darbelerin asli unsuru olan askerler devreye girdi!

Tıpkı 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat olduğu gibi milli iradeye haddini bildirmek üzere kendine vazife çıkarttı…

Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı İlhan Selçuk (8 Mayıs 2006 yılında) ve bir gün sonra, yani (9 Mayıs 2006’da)  aynı yazının bu kez de Hürriyet Gazetesi’nde Ertuğrul Özkök’ün köşesinde yayınlanması, darbenin ayak sesiydi adeta!

“Cumhurbaşkanı Sezer ile İlhan Selçuk’un baş başa görüşmesinde nelerin konuşulduğunu doğrusu çok merak ediyorum. AKP kanadına tavsiyem şu; İlhan Selçuk’un dünkü yazısını ve benim bugünkü yazımı kesip bir kenara koysunlar. O üstü kapalı sözlerin şifreleri 2007 Mayıs’ına yaklaştıkça tek tek açılacak.” Ertuğrul Özkök’ün tavsiyelerine uymuş ve her iki yazıdaki bu ifadeleri bir kenara not etmiştim.

İlhan Selçuk ve Ertuğrul Özkök’ün bildiğini başka bazı gazetecileri de biliyordu elbette!  Yine bir başka yazar köşesinden darbenin gelmekte olduğunu şöyle haber veriyordu; “Bir kez daha bir İslamcı iktidarda. Bir kez daha generaller, hükümetin modern Türkiye’nin temeli olan laikliği yıprattığını konuşuyor, homurdanıyorlar. Tahminime göre, 2007’de darbe olma olasılığı % 50” .

İlhan Selçuk ve Özkök darbeye zemin hazırlamak için bu kadar gayret gösterirken, dönemin hızlı darbe sevicilerinden olan Hürriyet Yazarı Bekir Coşkun onlardan geri kalır mı? Kalmaz elbet! Kalmadı da! O da darbe çığırtkanları kervanına katıldı.

6 Nisan 2007 tarihli makalesinde şu talihsiz ifadeleri kullanmıştı: “Türkiye’de bundan böyle darbe olmaması için şu üç şeyin mutlaka var olması gerekli;

Demokrasi, hukuk ve örgütlü toplum. Bu üçü var mı? yok. Darbe olması içinse şu üçünün olması gerekiyor;  Devrim yasalarına hakaret, rejime karşı hareket, Cumhuriyet’e ihanet. Bu üçü var mı? var.Kendini Atatürk devrimlerinin ebedi bekçisi sayan ve elinde silahlı güç olanların tüm bu olanlar karşısında sessiz ve seyirci kalmalarına ihtimal veriyor musunuz? Hayır. Önümüzdeki günler büyük olaylara gebe.”

Bir taraftan malum medya ve bu medyanın malum yazarları darbeye giden yolda üstüne düşen görevlerini yapmışken devreye Sabih Kanadoğlu çıktı. Kanadoğlu, darbeye ‘hukuki’ kılıf hazırlamakla görevlendirilmişti. O da kılıfı bu ülkenin başına çok da başarılı bir biçimde geçirdi! Hakkını yememek gerek! Ülkenin başına 367 diye bir garabet hediye etti.

Böylece aranan hukuki kılıf da bulunmuş oldu. Türk siyasi hayatımızın yüzkarası olan 367 garabetine başta dönemin Cumhurbaşkanı Sezer olmak üzere, askerler, muhalefet partisi CHP ve anayasa mahkemesi destek vererek darbeye zemin hazırlamış oldular.

Burada anlatmadığımı başka etkenler ve oluşturulan algının sonunda görev elinde silahı olan askere gelmişti. Son noktayı onlar koyacaktı. TSK,Türk siyaset tarihinde emsali olmayan bir yöntem kullanılarak ve tarihimize “ E- Muhtıra” olarak geçen bildiriyi internetten yayınladı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, “bizzat kaleme aldım” dediği E-Muhtıra; “Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin (burada kastedilen AK Parti Hükümetidir), bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir” ifadeleriyle başlıyor ve “Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ( AK Parti kastedilerek) ve öyle kalacaktır” diyerek bitiriyordu.

Halkın oylarıyla iktidara gelen hükümeti bir kez daha hedefine koyan ve alaşağı etmek isteyen silahlı ve silahsız unsurlar, dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın, tıpkı Demirel’in birçok kez yaptığı gibi şapkasını alıp gideceğini umut etmişlerdi. Ama bu kez fena yanılmışlardı. Zira, bu ülkenin geleceğini bir kez daha mutlu azınlığın ve milli iradeye saygısı olmayan darbecilerin kaderine terk etmeyeceğini haykıran bir lider vardı.

Erdoğan direnme kararı aldı. Türk siyasi tarihinde, silahlı güce karşı ilk defa yaşanan bir dik duruşa şahit olduk. Askerin E-Muhtırasına karşı Hükümet karşı muhtıra ile cevap verdi.

Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in ağzından, “Öncelikle söylemek isteriz ki, Başbakan’a bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez” ifadeleri dökülürken Türkiye’nin geleceğinin kurtulduğunun farkında değildik belki ama o gün mealen “ Ben egemenliği temsil eden amir, sen ise emrimde olan bir memurumsun” karşı bildirisi verilmeseydi bugün ‘Yeni Türkiye’, ‘ Süper Güç’ yolunda Türkiye ve her alanda kalkınmış bir Türkiye’yi göremeyecek, üçüncü dünya ülkesi olma yolunda emin adımlarla ilerleyecektik.

27 Nisan muhtırası, Erdoğan’ı siyaset dışı bırakma projesiydi. Başarıya ulaşamadı. Ancak Erdoğan, karşılaştığı tüm entrika ve operasyonları tek tek alt etmeyi başardı. ‘Başkan’ olma yolunda ilerleyen Erdoğan’ın bu başarısında E-Muhtıra’ya karşı dik duruşunun katkısı anımsanmayacak kadar büyük olmuştur.

E-Muhtıranın etkisiz hale getirilmesi Türkiye’de darbeler döneminin de kapanmasına neden oldu.

Saygılarımla

MEHMET ZENGİN

27/04/2016

Share
1094 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+7 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

“Son Darbe, E-Muhtıra”” için 1 yorum

  1. hasan : diyor ki:

    Her darbenin,operasyonun arkasında ve yanında hep o malum medya ve sözde gazetecilerin olması gözlerden kaçmıyor!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2