logo

reklam

SÖMÜRGECİLİĞİN ZİHNİYETİ.


facebook
Hasan ALPARSLAN
hasanalparslan20@hotmail.com

Sömürgecilik genel bir kavram, Sömürgeciler kendi çıkarları için gerekirse dünyanın yanmasına hayıflanmayacak bir zihniyetle yetişiyorlar. Bu bir kasıt değil, bu bir süreç. Geçmişte sömürge haline getirdikleri ülkelerde milyonlarca insanın çeşitli sebeplerle ölmeleri onları insanî anlamda rahatsız etmemiş, çünkü arka planda zihnî meşrulaştırma araçlarını geliştirmişler.

 

Bunlardan birkaç tanesini hatırlayalım. Örneğin, Sanayi Devrimi’yle birlikte teknolojik, askerî ve diğer alanlarda sağladıkları üstünlükleri dinlerine hamlederek, “çünkü bizim dinimiz daha üstün”, ırklarına hamlederek, “çünkü bizim ırkımız daha üstün”, kültürlerine hamlederek, “çünkü biz yüksek kültürlüyüz. O yüzden bu olup bitene hakkımız var, çünkü doğada ancak güçlü olanların yaşayabileceği bir sistem geçerli” demişlerdir.

 

Biyolojik Darwinizm’in tarihe ve topluma uygulanışı böyle bir şeydir. Biyolojik âlemde ancak güçlü olanın yaşaması, beklenen ve anlaşılabilir bir şeyse, insanî düzlemde de güçlü insanların ve güçlü toplumların başkalarının üzerinde bir hayat sürmeleri doğaldır ve haklarıdır. Bakın, bu bütün makyaja rağmen, bütün insan hakları söylemlerine rağmen, bütün demokrasi söylemlerine rağmen günümüzde de bütün acımasızlığıyla geçerliliğini koruyan bir zihniyettir.

 

O yüzden 19. yüzyılda Darwinizm, Natüralizm, Pozitivizm ve Rasizm (Irkçılık) gibi ideolojik akımların ortaya çıkması tesadüf değil. Bütün bunlar 19. yüzyılın eserleridir. Aşağı yukarı bütün ansiklopedilere bakın, 19. yüzyıl bu zihnî arka planı geliştirirken aynı zamanda da bunların pratik bir uygulaması olan doğrudan doğruya başkalarına ait her türlü kaynakların zorla gasp edilmesini de meşru kılan bir zemini hazırlamıştır.

 

Bunu vurgulamakta fayda var, çünkü özellikle gençler kendi duygusal dünyalarında; bütün dünyayı 500 sene yönetmişiz, İngilizler falanca yeri 50 sene yönettiler, ama herkes İngilizce konuşuyor, biz filanca yerde 500 sene kalmışız, niye oraya Türkçe öğretmemişiz, niye onu öyle yapmamışız, niye bunu böyle yapmamışız..” diye hayıflanıyorlar. Bu noktada biraz düşünmek lazım. “Başkalarına hâkim olmak için mi yaşıyoruz?
Başkalarının kaynaklarını, değerlerini değiştirmek için mi yaşıyoruz? Başkalarının imkânlarını sömürmek için mi yaşıyoruz, onun için mi varız bu âlemde?” gibi sorularla yüzleşip de vicdanımızla baş başa kaldığımızda gençlerin hayıflandığı bu meselenin aksine hayıflanılacak bir şey değil aksine onur duyulacak bir erdem olduğunu görürüz.
Ülkemizde, Beynelmilel sömürünün taşeronluğunu yapan kimi zaman siyasi, kimi zaman ticari, kimi zaman da irade ve demokrasiye karabasan gibi çöken VAMPİR adamlar.
Hepsi de birbirinden de acıdır Vampirlerin bu sömürüleri.
Vampir adamlar, insanlarımızın temiz duygu ve düşüncelerine; ürettikleri asılsız ve astarsız, uyduruk, yalan söylemleriyle el atanlar, çıkar-menfaat ve ihtiras-hırslarını tatmin etmenin yollarını arar ve bulurlar.

 

Vampir adamların meziyeti, insanlarımızı aldatarak kendi emellerini ve isteklerini uygular, bu sömürücülerin kaynağı; bir yerde başkalarının hakkını gasp etmek, yalan ve dolanla kandırmak veya yönlendirmedir. Bunu yaparken ustalıkla göz boyama sanatını maharetle kullanmanın usul ve yöntemlerini iyi bilirler.

 

Vampir adamlar, kendi menfaatleri doğrultusunda diğer insanların desteğini alabilmek için söyledikleri birçok asılsız uydurmaların ustalığı ve maharetiyle sinsi planlarıyla eline geçirdiklerini de acımasızca kullanırlar.

 

Önemli olan toplumsal değerlerimizi hırpalayan, insan onuruna hiç yakışmayan bazı densiz sömürücü gölge adamlar var ki; işte onlarla bağdaşmanın AIDS hastalığı gibi tehlikeli ve zorlu olduğunu bilmekle onların karanlık oyunlarının önüne geçilmiş olur.

 

Bilinsin ki… Günün rüzgârıyla hak etmediği bir yere, bir makama getirilen Vampir adamlar küçük dağları yarattığını sanmakta, herkese ve hatta toplum da itibarı ve saygınlığı olan kişilere tepeden bakmakta ve kendisini bir şey sanmakta, çamur at izi kalır zihniyetiyle tertemiz insanlara leke sürmeyi de kâr bilmektedir.

 

Onlar… Hizmeti zül görmekte, insanlarımızın sırtına vampir gibi yapışarak asalak yaşantılarını devam ettirebilmenin usul ve şartlarını yaratmak için her tür türlü düzenbazlığın mimarlığını yapmaktadır.

 

Ne var ki… Kurnazlığıyla kendisini çok akıllı sanan bu türediler, zavallılar toplumla arasına bir duvar ördüğünün farkına varamadıklarından layık olmadıkları makam, mevki ve koltuğun tadını çıkardıklarını sanmaktadır.

 

Her zaman… Yaşantımızda türlü örneklerini gördüğümüz bu ikiyüzlüler ve hatta saygısız türedilere kendilerini bir matah sanan kişiliksiz adamlara o koltuk verildiği sürece buna benzer trajikomik olayların devam edeceği kaçınılmazdır.

 

Kendisini önemli kişi sanan ve öyle küçük oyunlara yeltenen bu cüceler, çok geçmeden koltuklarından alaşağı edildiklerinde sudan çıkmış balık gibi yalpalamakta ve hatta toplum içine döndüklerinde ise oyun oynadığı kişilere yaklaşarak sahte gülücükler dağıtabilmektedir.

 

Onun için… Kendini bilen, yerini hak ederek oturan, sevgi ve saygıyla dolu, liyakatli kişilerin artması ve sözünü ettiğimiz densiz sömürücülere Vampirlere ders vermeleri en büyük arzumuzdur.
Hasan ALPARSLAN Araştırmacı Gazeteci- Yazar 14 Ocak 2016

Share
830 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Anastasiadis: “Kıbrıslı Hellenizm”

    27 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Anastasiadis, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile 23 Mart günü yaptığı görüşmeden sonra bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın satır aralarında kullandığı kelimeler ibretlik. Bizim içimizde kendilerini “Türkçe konuşan Kıbrıslı” diye tanıtanlara hayal içinde olduklarının dersini veriyor Anastasiadis.  Görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Anastasiadis, Guterres ile Eide arasında farklı bir yaklaşım saptayıp saptamadığı sorusu üzerine yaptığı açıklama içinde yer alan bir paragraf aynı aşağıdaki gibi, kelimesi kelimesine: “Farklı ...
  • Kul Aşk’ı mı Allah Aşk’ı mı?

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

      İnsanlık kendisini kul Aşk’ıyla mı avutup durur yoksa Cenabı Allah’ın o eşsiz güzelliklerle dolu olan Aşk’ıyla mı mutlu etmek ister?   Aşk denilen duygu, insanoğlunun ayaklarını yerden kesermiş, yüreğinde ve de bütün yaşamında şiddetli heyecanların yaşanmasına vesile olan duyguları yaşatıyormuş. Böyle bir durumda insanoğlunun sabahın ilk ışıklarıyla kendi yatağından kalktığı anda aklına ilk gelen, aşık olduğu kişinin gelmesi oluyormuş. Gece yatağına girerken yatmadan önce sürekli olarak onu hayal eder, onu düşünür, girdiği her ortam...
  • Rufeyde radıyallahu anhâ.

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kırık gönüllerimize şifa olsun Rufeyde---------Otobüse biniyorum, iş çıkışı herkes yorgun. Kulaklıklar takılıyor, birbirine dolanmış olanlar aceleyle çözülüyor. Bekleriz... Gazeteler ezberlenmiş bir hareketle açılıp, gözlükler el yordamıyla düzeltiliyor. Tesbih tanelerinin akıp gittiği parmaklar ile akıllı telefonlarda kayıp giden parmakların yarıştığı sıralarda, bir amca spor sayfasına geçiyor bile. Yoğun trafik ve kalabalık... İster istemez o havasızlıktan kendinizi soyutlayıp bir yerlere nefes almaya çıkıyorsunuz. Tam o sırada bir şey çalını...
  • Rumların bitmeyen Bizans oyunları

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin hayal gücü gerçekten çok iyi çalışıyor. Belli ki Rumların gazına gelmiş gene.  Eide, müzakerelerin yeniden başlaması, Temmuz ayında bir anlaşma sağlanması ve Eylül ayında da referanduma gidilmesi için yol haritası hazırlıyormuş.  Ben bu müzakereler nasıl başlayacak çok merak ediyorum.  10 Şubat günü Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisinde “Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması amacıyla 1950 yılında gerçekleştirilen ve sadece Kıbrıslı Rumların katıldıkları referandumun (plebisit) yıldönü...
UA-36507442-2