logo

Sivil Toplum Örgütlerinde ayırımcılık yapmak


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

Tüm okuyucularımın mübarek Kurban bayramlarını kutlarım. Ayrı ayrı hepsine sağlık dolu, mutluluk dolu, huzur dolu nice bayramlar dilerim bu güzel günde…

Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı, KKTC’de faaliyet gösteren Sivil Toplum Örgütlerini sürmekte olan müzakerelerde nelerin olup bittiğini anlatmak ve Türk tarafının tezlerini dile getirmek için hafta başında bir AKM’de bir konferans düzenledi. Buna brifing veya da bilgi vermek için yapılmış kısa toplantı da diyebilirsiniz.FB_IMG_1443122308085

Zaten bir evvelki Cumhurbaşkanı Eroğlu bu yöntemi daha da genişleterek uygulamaya koymuştu. Eroğlu Sivil Toplum Örgütlerine ilaveten “Halk Konseyi”ni de oluşturmuş ve müzakerelerde nelerin tartışıldığını birebir halkı ile de ayırım yapmaksızın paylaşmayı gelenek haline getirmişti.

Sivil Toplum Örgütlerini davet etmek ve bilgi vermek fikri güzeldi ama Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı veya çalışma ekibi çok dramatik ve birçok Sivil Toplum Örgütü’nü kıran çok yanlış bir uygulama yaptılar. Bazı Sivil Toplum Örgütlerini ötekileştirdiler ve bu bilgilendirme toplantısına çağırmadılar. Yapılmaması gerek bir uygulama, düşülmemesi gerek bir hata oldu bu ayırımcılık.

Özellikle de 1974 sonrası bu adaya gelerek yerleşmiş, kız almış, kız vermiş, çoluk çocuğa, toruna karışmış, tırnaklarını toprağa geçirip alın terleri ile yaşamlarını sürdürmüş, evlerini, işyerlerini kurmuş, ekonomiye katkı koymuş ve birçoğu da mücahitliklerini KKTC’de yapmış kardeşlerimizin oluşturduğu, en azından benim adlarını ezbere bildiğim 35 tane Sivil Toplum Örgütünün hiç biri bu toplantıya Cumhurbaşkanlığı tarafından maalesef davet edilmedi.

Bu Sivil Toplum Örgütlerinin üyelerinin hepsi de KKTC vatandaşı. Zaten vatandaş değilseniz dernek, birlik, cemiyet veya da benzeri Sivil Toplum Örgütü kuramazsınız, üye olamazsınız, yönetim kurullarında görev alamazsınız ve herhangi bir faaliyete de katılamazsınız. Kurallar böyle konmuş vaktiyle dernekler yasası yapılırken.

Bu ülkenin ayrılmaz bir parçası olan bu kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın oluşturduğu Sivil Toplum Örgütleri niye davet edilmedi, birilerinin bunu açıklaması lazım, kabul edilebilir gerekçelerle.

Çağrı ilanının baş kısmında  “Birinci grup” yazsaydı ve ilan edilen çağrı listesinde de davet edilen Sivil Toplum Örgütlerinin adları da “A”dan başlayıp belli bir harfe kadar gitseydi, altında yazmasa veya herhangi bir açıklama olmasaydı dahi ikinci bir grubun uygun bir zamanda çağrılacağı anlaşılırdı ama yayınlanan çağrı listesi maalesef liste “A”dan başlayıp, “Z”de bitmekteydi. Yani “çağrılanların bu hepsi bu kadar, geri kalan Sivil Toplum Örgütleri bizim için önemli değil” mesajı verildi diğer çağrılmayan örgütlere.

Hiç kimsenin, Cumhurbaşkanı olsa da, Cumhurbaşkanının çalışma ekibi olsalar da, ayırımcılık yapmaya, özellikle de ırk ayırımcılığını çağrıştıran böyle bir davranışı uygulamaya koymaya hakları yok. Büyük bir olasılıkla ya “Kaymakamlıktan gelen listeyi kullandık ama bu liste eskiymiş” diyecekler ve topu başka birilerine atacaklar veya da “elimizdeki liste güncellenmemiş maalesef” diyerek sorumluluğu hayali ve belirsiz birilerine atmaya çalışacaklar.

İşin asıl önemli tarafı, konferansa veya da bilgilendirme toplantısına bu davet edilmeyen söz konusu bu 35 Sivil Toplum Örgütünün üyelerinin tümünün, yapılması planlanan Referandum’da, 2004 yılında yapılan Annan Planı Referandumu’nda olduğu gibi oy kullanma hakları olacak ve de illaki kullanacaklar.

Kim nasıl ikna edecek bu örgütleri, başkanlarını, yönetim kurulu üyelerini ve faal üyeliğini yapan kişileri gerçekten de çok merak ediyorum.

Ata ATUN

25 Eylül 2015

Share
851 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2