logo

“Sıfırdan bir nesil yetiştirmek durumundayız”


facebooktwittergoogle plus
Mehmet Zengin
Mehmetzengin16@hotmail.com

Gençler, bir toplumun geleceğidir. Her toplum, geleceğini emanet edeceği nesilleri milli ve manevi değerlerine bağlı; imanlı, ihlaslı, donanımlı, bilgili, kültürlü, üretken, sorgulayan, gelişmeleri ve dünyayı kavrayabilen bireyler olarak yetiştirmeyi hedef edinmek zorundadır.

Vatanını ve milletini seven, sorgulayan, beynini kiraya vermeyen ve hiçbir şart altında kişisel menfaatini ülkesi ve milletinin menfaatinden önde görmeyen birey yetiştirilmesi eğitimin ana hedefi olmalıdır.

Yarınlarımızı kendilerine emanet edeceğimiz gençlerimizi ne kadar dinine, vatanına, geleneklerine bağlı ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirebilirsek istikbalden o derece emin olabileceğiz.

Geçmişte ülkemde ‘mutlu azınlık’ olarak tarif ettiğim ve on yıllardır idareyi elinde bulunduran kesim; sözüm ona ‘Batılılaşma’ adı altında Batı ile işbirliği içinde gençliğimizin manevî ihtiyaçlarını görmemezlikten geldi. “Dindar nesil” yetişmemesi için akla ziyan uygulamalara yeltendi.

Kültür emperyalizmi bu topluma dayatmak suretiyle sadece gençlerimizi değil, tüm toplumu hedef almak istemişlerdir. Bu sinsi yayılmacılıkta kullanılan araçlar daha çok kitle iletişim araçları olmuştur. Bununla hedeflenen, ülkelerin kültürlerinin zayıflatılması ve yeni bir kültürün dayatılmasıdır. Yeni kültürle kastedilen, kokuşmuş Batı kültürüdür.

Kabul etmek gerekir ki; yabancı müzik, dizi, sinema ve benzeri birçok aracı kullanarak  neslimizi İslam’dan,  milli ve manevi değerlerimizden uzaklaştırmayı büyük oranda başarmışlardır!

Son yıllarda milli şuura sahip olmayan, benliğinden ve özünden uzaklaşmış, milli meselelerde bile milli bir duruş ortaya koyamayan yığınlar; kültürel dejenerasyonun başarıya ulaştığının bir kanıtı değil midir?

Sözde Ermeni Soykırım meselesi gündeme getirildiğinde,  “Ermeni soykırımı yapıldı” diyerek ülkesini ve tarihini kirletme yarışına girenlerden…

Bayır Bucak Türkmenlerine, MİT Tır’larıyla silah gönderen ülkesine operasyon çeken ihanet çetesi ve destekçilerine…

Türkmenlere gönderilen MİT Konvoyunu durduran hainlerin servis ettiği görüntü ve bilgileri yayınlayanlardan…

Ülkesini Batı’ya Jurnalleyen gazeteci, siyasetçi ve sanatçılara…

Ülkeye ve Milletimize yönelik tertiplenen her operasyon ve terör eyleminde, tertipleyenleri değil de ülkesini sorumlu tutanlara…

Milli bir duruş sergilememiz gereken birçok olayda ülkesinin yanında değil de dış mihrakların ve yabancı ülkelerin yanında olduğunu açık açık yazan, söyleyen insanlardan…

Sosyal paylaşım sitelerinde Türkiye aleyhine paylaşımlarıyla ülkesini yerden yere vurmaktan hicap duymayan nesil bizim neslimiz olamaz!

Bu nesille ‘2023, Büyük Türkiye’ hedeflerine ulaşmamız mümkün değildir!

Dış mihrakların maşası haline gelmiş. Yaşadığı topraklara ve onun değerlerinden uzak, topraklarının kıymetini bilmeyen, yabancılaşmış, başka güçlerin çıkarlarının taşeronu, piyonu, olmuş bunca insanımız ne zaman türemiş?

Tam da bu soruyu kendime sorarken birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz Milli Mücadele dönemi gözümün önüne geldi.

O dönemde de ülkesine yabancı, Batı sevdalısı ve ülkesinden ziyade hayranlık duyduğu ülkelerin hizmetinde olan bir gazeteciyi hatırladım. Kendisi o dönem materyalist felsefenin ve batıcılık akımının önde gelen ismi, Avrupalılaşmaktan ateizme kadar toplumun değerlerine muhalif görüşleriyle ve ülkesine ihanet etmesiyle simge olmuş bir isimdi!

Bahse konu kişi; Azılı bir Abdülhamid düşmanı, İngiliz Muhibler Cemiyeti kurucusu, İctihad Mecmuası’nın sahibi. Millî Mücadele’ye katılmadığı gibi, İngilizlere ajanlık yaptığı ileri sürülen, “Târih-i İslâmiyet” adlı kitabı ile İslâm karşıtlığında zirve yapan; “Türk ırkının ıslahı için Avrupa’dan damızlık erkek getirilsin” diyebilecek kadar ileri giden, Çanakkale zaferinin ardında, işgal kuvvetlerini kastederek: “medeniyet kapımıza kadar geldi, biz geri teptik” diyecek kadar aidiyetini kaybetmiş olan dönemin ‘önemli’ gazetecilerinden biri olarak kabul edilen Abdullah Cevdet’ten başkası değildi.

Abdullah Cevdetlerin çoğaldığı ülkemizde geleceğimizden endişe etmeliyiz!

Endişe etmeliyiz ve hangi etnik köken ve inanç aidiyetine sahip olursa olsun, yaşadığı topraklara ve onun değerlerine sahip, topraklarının kıymetini bilen, kendi halkına ve değerlerine yabancılaşmamış, onun geleceği için fedakârlık yapabilen ve bireysel çıkarlarını ülke ve millet çıkarlarının önüne koymadan ülke ve millet çıkarlarıyla buluşabilme bilincini, becerisini ve duyarlılığını gösterebilen, entrika ve oyunlara gelmeyen, başka güçlerin çıkarlarının taşeronu, piyonu, oyuncağı olmayan…

Ülkesini her türlü vesayetten uzak tutan, oynanan oyunların farkına varan; hiçbir güç karşısında eğilmeden, başı dik onurlu durabilen…

Tüm mazlumların yanında olan, küresel dünyanın ikiyüzlülüğüne, çifte standardına hayır diye haykırabilen inançlı, yerli ve milli nesillere ihtiyacımız var!

Böyle bir nesli, Kuran ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) öngördüğü İslam’ı; başta devlet okullarımızda olmak üzere, Diyanet teşkilatımızla, devlet gözetimi ve denetiminde olan ‘hakiki cemaatlerle’ yetiştirebiliriz.

Geçmişte, gençlerimizin İslam’ı doğru bir biçimde öğrenebilmesinin önüne geçildiği için merdiven altı olarak adlandırılan ‘dini müesseseler’, ‘tarikat ve cemaatler’ türedi. Bunu gözden kaçırmamalıyız!

Burada şunu hemen ifade etmek istiyorum. Olumsuz olarak nitelendirdiğim birçok tarikat ve cemaatin yanında işini doğru yapan ve İslam’ın doğru anlaşılması ve öğrenilmesinde yararlı olanlarında var olduğunu ifade etmeliyim. Ancak benim burada ifade etmeye çalıştığım ‘cemaatler’, ‘Hizmet hareketi ‘olarak ortaya çıkan ama zamanla FETÖ terör örgütüne dönüşen cinayet şebekesi gibi oluşumlardır.

40 yıl önce ‘altın nesil’ yetiştirmek ‘gayesiyle’ kurulan (kurdurulan) ‘Hizmet Hareketi’ bugün milletine düşman olması üzerinde çokça düşünülmesi gerekmektedir.

‘Altın nesil’ yetiştirmiş olmakla övündükleri insanlar; bugün milletine kurşun sıkacak, üzerlerinden tanklarla geçecek kadar vicdandan uzaklaşmış olmaları manidardır.

Karıncayı incitmez denilen güruh, ülkenin Cumhurbaşkanını katledecek, Büyük Millet Meclisi’ni bombalayacak kadar gözü dönmüş vahşiler haline nasıl geldiğini sorgulamamız gerek.

Fethullah Gülen bir Siyonizm projesidir. İslâm’ın tahrif edilmesi düşünülmekteydi. ‘Yeni İslâm’ projesini ve dinler arası diyalog safsatasını hayata geçirmek için de en kullanışlı araç; içinde ‘din, ahlak, maneviyat, himmet, hizmet’ gibi inançlı insanları etkileyebilecek argümanlara ihtiyaç duyulmaktaydı.

40 yılı aşkın süre, ağlayarak ve salya-sümük içinde gerçekleştirdiği vaazlarıyla; sorgulamama ve körü körüne itaat kültürünün de bir sonucu olarak yüzbinlerce gencimizi etkisi altına aldı. Öyle ki, Hristiyan ve Yahudileri Cennete gönderen tahrifatlarının tezini dahi kabul ettirebildi.

Yıllarca toplumu ‘ İslam’i Cemaat’ olarak kandıran, anne-babayı evladına, evladını anne-babaya düşman ederek birçok aileyi parçalayan ve 15 Temmuz’da ‘altın nesli ’  ‘katil nesil’ haline dönüştüren, yüz binlerce gencin geleceğini karartan ihanet şebekesinin ülkeye yaşattığı bu travmanın sorumluları; gençlerimizin dinini serbestçe öğrenmelerine engel olanlar.  Diğer bir değişle; bu ülkede milli ve manevi değerlere sahip, sorgulayıcı ve eleştirel bakabilen gençlik yetişmesin diye kültür emperyalizme çanak tutanların ta kendileridir.

“Ne aradığını bilmeyen ne bulduğunu anlayamaz.” Onun için de hedefimiz belli olmalı. Sıfırdan yetiştirmek durumunda olduğumuz yeni neslimizi bu hedef doğrultuda yetiştirmeliyiz.

Hedef olarak gençlerimizin önüne 2023’ü, Büyük Türkiye’yi, Süper Güç Türkiye’yi koymalıyız!

Sıfırdan yetiştirmek durumunda olduğumuz yeni neslimiz öyle bir nesil olmalı ki; sadece kendi toplumu için değil, tüm dünya toplumları için umut olmalı!

Umutlu yarınlara…

Selam ve dua ile

MEHME ZENGİN

04/10/2016

Share
3243 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

“Sıfırdan bir nesil yetiştirmek durumundayız”” için 2 Yorum

  1. hasan : diyor ki:

    Çok önemli bir konuya dikkat çektiniz. Hep birlikte gelecek nesilerimizi kültürel emperyalizmin etkisinden kurtarmalıyız.Aksi takdirde geleceğimiz yazınızda belirttiğiniz gibi karanlıktır. Vatanına,milletine,dinine,örf ve adetlerine bu kadar yabancılaşmış; nesillerin önünü alamazsak günün birinde ülkesini üç kuruşa satacak milyonlarla yüz yüze kalacağız….

  2. Cihan : diyor ki:

    Düşüncelerinize aynen katılıyorum. Ülkesinden kopuk nesiller yetiştiren bu sisteme derhal neşter vurulmalı. Vurulmalı ki yarınlara güvenle bakabilelim

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2