logo

reklam
12 Ocak 2016

SEVME SANATI

 

RECEPEşsiz vakitlere ayarlanmış insan

Nasıl bilir ömrüne sinmişse isyan

Davranıp anlamalı kadrin kıymetin

Eşrefi mahlûk olan sensin ey insan

İnsan olmanın en belirgin yönlerinden birisidir sevmek. Sevmenin de bir sanat olduğunu düşünürüm. Sevme sanatı; incelik, zariflik, zarafet, estetik, duyarlılık, hislilik, duygusallık, teslimiyet, itaat, uysallık,  kendinden vaz geçiş gibi kelimelerin taşıdığı unvanlar, unsurlarla yaşanır, kavranır ve belirginleşir. Sevmek yüreği yangına vermektir. Vakitsiz zamanlarda susmak, kaçmak, koşmak, ağlamak, kızmaktır. An gelir sükûtun içinde nefes alamaz duruma erersin de kimsecikler fark etmez. Lakin yüreğin aşkla genişler genişler de kocaman bir dünya sığar onu hiç kimse bilmez.

Sevmek delice işler yapmak, çılgınca naralar atmak, beklenmedik tepkiler vermektir. Sevmek, sessizce ağlamak kadar içten hıçkırıklarla ağlamak kadar yürektendir. Ağladıkça yüreğin erimesi, erimesine kapılar aralarda bunu kimsecikler fark etmez. Sevmek kendinden vazgeçmektir ki kolay, çıkılabilir bir makam değildir. Buna sebeptir ki sanatın en güzelidir sevmek.

Vazgeçişlerin anlamsızlığında kördüğüm olmak,  git derken kal demektir. Unut derken unutmamayı unutulmamayı hatırlatmaktır. Dönüp dolaşıp aynı menzilden, aynı çeşmeden, aynı iklimden, aynı mevsimden su içmek, kaybolup gidememektir. Kaybolup gidince başlar sevme sanatı.

Yediğin ekmekte, içtiğin suda, baktığın noktada kalakalmaktır. Dalıp dalıp gitmektir uzaklara. Nereye gittiğini, nasıl gittiğini bilememektir, söyleyememektir. Aniden sorulan bir soruda yalnızca delice, donmuşçasına bakıp kalmak, çaresizliğin pirifâni elbisesini giymek o elbise içinde yitip gitmektir. Kendinden soyutlanarak sevgilide bütünleşmektir.

Bir yolculukta sessizce, çılgınca akıp gitmek, sorulanı, söyleneni işitmemek, baktığını görmemektir. Yalnız, yapayalnız, bir başına kalmaktır. Aniden bastıran bir yağmurda sırılsıklam ıslanma isteğine boyun eğmek, çare aramamak, kaçıp gitmemek, çekip gidememektir. Yağmurlarda ıslanmayı sevmek, her açan çiçekte sevgilinin kokusunu içten içe duymak, hislenmek akıp gitmektir uzaklara. Islanmış bir kedide, bir serçede onun gibi büzüşüp kalmak, çaresizlik ambarında yitip gitmektir.

Sevmek, tepeden tırnağa kadar aşkla boyanmaktır. Aşkın bizatihi kendisi olmaktır. Sessizce, içten içe, akıp duran zamana eşlik etmek, asırlardan asırlara ünlenerek baki olanda yol almaktır. Öylesine içli, öylesine anlamlı ve öylesine derin ve soylu bir yolculuktur ki, asırlar sonrasında bile terütaze bir kavrayışla gözyaşlarını döktürebilen, kalpleri eritebilen, engelleri aştırabilen, duvarları yıktırabilen, dilleri kaybettirebilen bir haldir, bir durumdur.

Neşeyle kurulan sofrada buza kesmek, bir lokma ekmekle nefessiz kalmak, uçup giden leyleklerle kaçıp gitme isteğiyle boyun büküp çaresizce içten apansızsa ağlamaktır. Sık sık düşüp kalmak, sızıp yatmak, uykusuzluğun birikimleriyle yemekten, içmekten, neşeden, coşkudan bihaber olmak, herkesin ilgi odağı olmuşken onları usandırmak, tedaviye götürülme talebinde boyun bükmek, sessizce teslim olmaktır. Hayatın bütününde en çok aranılan, istenilen, çabalanan, uğraşılan bir alandır bu. Bütün eylemlerin özüdür, sözlerin en tesirlisi, bakışların en keskinidir. Ne yaparsanız yapın, yaptığınız, uğraştığınız, çırpındığınız bütün alanlarda en etkili silah sevgiyle bir bakış, bir dokunuş, bir tek cümledir. Toplumları, cemiyetleri, devletleri uygarlıkları, kültürleri en çok bir arada tutan iksirdir sevme sanatı. İnsan bir kez sevince tarzı da, tavrı da, düşüncesi de, bakışı da, davranışı da, üslubu da, eylemlerinin tamamını etkiler. Bu durumda bütün eylemlere sirayet eden ana metin, ana söz, ana tümce sevgiden ibarettir. Yaratılışın sırrı, insanın mayasıdır. Aşk imiş ne varsa, sevgiden, muhabbetten gayrısı yalanmış meğerse. Aşkla yaşanır, aşkla varılır ve aşkla kalınırmış kalınan yerde.

Düşünde görse akıbetin hiç olur

Mahbup hallerin sarar isyansız olur

Muhabbet faslında saat hiç olur

Ah olur, vah olur, akıbet hayrolur

Emek verilmeyende bereket olmaz. Bereket görmek isterseniz emek vermelisiniz. Emek verdiğimizde alın teri vardır bundandır kutsal oluşu. Sevdiklerimiz için emek veririz, çünkü emek verdiğimiz kadar sever, seviliriz. Sevgide var olan güç, sonsuzluk bestesinden kaynaklı bir özgürlüktür. Sevgide zorlama olmaz, çünkü zorla güzellik olmaz.

Gökyüzünde gördüğün bir uçurtmada ipi koparıp gitme isteğiyle yanmışken bir sesle irkilivermek, söyleneni duymamaktır. Yalnızlığın elbisesiyle kuytularda, kalabalıklarda derinden hissedilir iç çekişlere yakalanmaktır aşk.

El hâsılı sevmek, gidip gidip çaresizlikle dönüp gelmek, yediğinden, içtiğinden, söylediğinden, anlattığından, okuduğundan, dinlediğinden hiç bir şey anlamamaktır. Lakin içten içe yanmak yandıkça sonsuz bir aşka tutunmaktır.

Bir surette yanıp kül olmak, bitip bitip yeniden yeniden var olmaktır. Alevlerin şarkısında, bir bardak çayda demlenmek, bir çift gözle uyanıvermek, birdenbire dağılıvermek, terleyivermektir. Çalan her telefonda, bir kapı sesinde onun sesini düşlemek, her gelen mesajda, her kapı zilinde yüreğinin atışının hızlanmasında ölmek ve dirilmektir. Bir postacının ansızın gelişinde tepeden tırnağa kızarmak, ellerinin içinden akıp giden zamanı unutuvermek, mazeretlerden çaresizliğin yıkık viranesinde bir bahar uykusuna yatıp bir daha uyanmamaktır. Her uyku saatinde bir ceylanın gözlerinde yıldızlar toplamaktır. Sevmek, ateş hattına düşmektir, elsiz, ayaksız,  çaresiz kalmaktır. Mecnuna dönüp, Leylanın bahçesinde elma gibi, nar gibi kızarıp tek tek sonbahar yaprağı gibi hüznün boyunbağında ölümü arzulamak, bir sesle dipsiz kuyularda asırlarca gözden uzak, kaybolmak, bulunmamak, çekip gitmek bir daha dönmemektir.

Birbirlerini sevenler yaratıcıyı da sever. Yaratıcının güç ve kudret sahibi olduğunu bilir ve idrak eder. Bencillik duygusuyla birbirini seven ve başkalarını sevmeyenlerde ne bereket vardır, ne tat, ne de tuz. Olsa olsa sevdiklerini zannettikleri bir durumdan öteye gitmez. Dolayısıyla sevmek, bütün insanlara doğru açılan sonsuz bir armağandır. Sonsuzluk armağanı olduğunu bilenler bilirler ki sevmenin adı aşk olsa da bir potada eriyip sonsuzluk kervanında yetmek, yitip bitmektir. Gelinen nokta burada, hiçlik unsurunun eşiğidir. Hiçlik kapısından içeriye adım atan sevgililer, artık hamlıktan, pişip yanarak, hiçlik makamına ermişlerdir.

İnsanoğlu yeryüzünde ne ekerse onu biçiyor. Sevgi eken sevgi elde ediyor. Kahır eken kahır kaldırıyor. Zulüm eden zulüm görüyor. Merhamet eken merhamet biçiyor. Zemzem ikram eden zemzem içiyor. Sözün özü; “merhamet eden merhamet görüyor.” Sevginin, en büyük makamın anahtarı olduğunu bilerek yaşamak, bilerek davranmak ve bilerek sonsuza yürümek, insanın kazanacağı en güçlü duası olmalıdır.

Share
509 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

SEVME SANATI” için 1 yorum

  1. Fatma : diyor ki:

    Kaleminize sağlık….Sevgi ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi…

UA-36507442-2