logo

Savaştan Değil Barıştan Yana Olacak Bir Ortadoğu İnşa Edelim


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com
Öncelikli olarak savaştan değil de barıştan yana olacak bir Ortadoğu inşa etmemiz gerekir.
 
Kaç zamandır bütün dünyada Suriye Cumhurbaşkanı olan Beşşar Hafız el-Esed’in günlerdir kimyasal silahları kullandıkları yada kullanmadıkları hadiseleri konuşulmaktadır. Öyle ki o silahların kullanıldığı da artık aşikardır. Lakin daha da önemlisi Suriye’de kaç yıldan beridir devam eden yıkımların ve bu yıkımlara tüm dünyanın sessiz kalması da düşündürücüdür.
 
Tabi şöyle bir durum var. Bu ölümlere sessiz kalan kesimin insanların öldürülüyor olmasındansa, ki daha çok hangi silahların kullanıldığı, hangi silahlarla nasıl öldürüldüğüyle ilgileniyorlar. Bu ülkede hepimizin de gördüğü ve bildiği gibidir ki taş üzerinde taş kalmamışken, milyonlarca insan nüfusunun komşu ülkelerde sürekli olarak mülteci konumundayken, katliamlar, baş kesmeler, işkenceler hayatın adeta doğal olan bir parça halini almışken ve Birleşmiş Milletlerin (BM) verilerine göre 300 binden fazla insanın ölmüşken, neredeyse bir sefer olsun Suriye ülkesine bakmayan insanlardır bunlar.
 
Bunlar var ya insanlıktan nasiplerini zerre kadar almamışlar. Testerelerle insanların başlarını gövdelerinden ayırmayı, makinalı tüfeklerle insanları öldürmeyi, işkencelerle öldürmeyi, katletmeyi, kurşunlamayı son derece doğal olarak karşılayanlar, söz konusu kimyasal silahlar olduğunda, neymiş efendim “insanları zehirleyip öldürüyorlar” diye hayret ve şaşkınlıklarını gösteriyorlar. Oysa kiinsanoğlunda ki vicdan, nasıl öldürüldüğüne bakılmaksızın, her daim öldürülmeye, öldürmeye karşı olmayı ve de buna neden olan tüm savaşları durdurmaya kesinlikle çalışmayı gerektirir.
 
Unutmayın ki savaşarak, insanları öldürerek barışı inşa edemezsiniz. İnsanları öldürerek, savaşarak düzeni asla ama asla getiremezsiniz.
 
Bizler şunu asla unutmamalıyız ki, askeri bir müdahale sonucunda, özellikle kısıtlı olan bir müdahale, Suriye’deki süren savaşı durdurma konusunda asla bir çözüm yolu sağlamayacaktır. Öncelikli olarak yapılması gerekli olan, bir kurtarma operasyonun olmasıdır. Öyle ki savaşlar için ayrılan fonların tamamını da, kendi ülkelerinden kaçmak zorunda kalan mültecilerin korunması noktasında kullanılmaya yönlendirilmesidir.
 
En önemlisi de bu kadar füzelere, silahlara, bombalara, jetlere, uçaklara, savaş gemilerine harcanan milyarlarca doları, o mazlum Suriye halkının tahliye edilmesi ve de komşu ülkelere getirilmeleri için kullanılması daha iyi olmaz mı? O toprağın insanına ve hiçbir canlıya zarar gelmesini engellenmek için bu tahliyelerin olması mutlaka ama mutlaka yapılmalıdır. 
 
Şunu da unutmamamız gereken konulardan biridir ki Amerika Birleşik Devletlerinin bir askeri müdahalede bulunması, muhtemelen çok ama çok daha fazla acılara sebep olacaktır. Bazı durumları çok iyi görmemiz ve de çok iyi hesaplamamız gerekir. Suriye topraklarında kendi halkına gerçekten de acımasızca ezen büyük bir rejim hareketi vardır. Bu rejim hareketi neredeyse 3 yıla yakın bir süredir kendi kutsal topraklarını neredeyse her gece her sabah her akşam bombalıyor, parçalıyor, katliam yapıyor. Şimdi de düşünün ki Amerika Birleşik Devletlerinin Suriye’ye girip bomba yağdırdığını. Tabi bu yağdırılan bombalar hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Ezilen halkı, katledilen halkı, öldürülen halkı daha çok perişan bir duruma getirecektir. Ezilenlerin kurtulmasını sağlamayacaklar. Öyle ki bu durum o ülke üzerinde, o halk üzerinde daha büyük bir tahribata ve de yıkıma yol açar. Bombalamaların yapılması sonucunda sadece isimler değişir. Ama mazlum insanlar yine ölecekler.
 
Aylardır ve de günlerdir neredeyse yüzlerce hatta binlerce mazlum ve masum insanların öldüğü Suriye’de ana hedefin Esad’ı cezalandırmak değil de, bu mazlum insanların katletmelerinin önüne geçmek ve de bu katliamların durdurulması gerekliliği olmalıdır. Cezalandırmaların yapılmasında bedeli yine masum insanların, masum sivillerin hayatlarını kaybetmeleri olacaksa, böyle olan bir yola hiç ama hiçbir vicdan sahini destek olmamalıdır diye düşünüyorum.
 
Cenabı Hakk daha önceleri kutsal kitaplardan hem İncil de hem de Tevrat’ta olduğu gibi, Kutsal Kitabımız Kuran’ı Kerimde de insanoğlunu öldürmeyi her zaman haram kılmıştır. İslam dinine göre de tek bir canlının öldürülmesi, bütün dünyanın öldürülmesi gibi olup; tek bir canlının kurtarılması da bütün dünyadaki canlıların kurtarılması demek olduğunu bildirmiştir. Bu yüzdendir ki bu ülkede tek bir canlının dahi zarar görmeyeceği, göremeyeceği bir yöntemle, bir çizgi ile zulmün durdurulması gerekir.
 
Suriye Ülkesin de aslında farklı iki temel konu meydana gelmiştir. Bunlardan ilki, baas rejimin yapılan cinayetlerinin acilen durdurulması. Bir diğeri de yapılan zulümlerin ardından o bölgede barışın ve de huzurun destekçesi olan modern bir Suriye ülkesinin inşa edilmesidir. Tabi bu ikisinin gerçekleştirilmesi ve de sağlanması sadece ve sadece İslam ülkelerinin bu konuya müdahil olmalarıyla gerçekleşir.
 
Burada Amerika Birleşik Devletleri her ne kadar öyle bir niyeti olmadıklarını vurgulamış olsa da, o bölgede birçok grup tarafından bir tür işgalci güç olarak algılanmakta olup, büyük tepkilerle karşılanacaklardır. Tabi bunun yanında yapacakları sınırlı müdahalelerde Beşşer Esed’in gücünü asla zayıflatmaya da yetmeyecektir. Öyle ki bunun tam tersi de gerçekleşebilir. Köşeye sıkışmış olan bir hayvanın daha çok daha fazla daha tepkili bir şekilde tırmalaması gibi, daha da daha çok her seferinde daha büyük bir saldırganlaşmaya sebep olacaktır. 
 
Günlerdir hatta aylardan beridir yüzlerce grubun silahlı mücadelelerin yapıldığı Suriye’de, Amerikan Birleşik Devletlerinin bu grupları uzaklaştırması ve belirli bir düzen sağlayabilmesi kesinlikle ama kesinlikle mümkün görülmemektedir.
 
Tabi burada dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta vardır. Ortadoğu ve dünyadaki tüm İslam Ülkeleri ortak bir noktada hareket etmeleriyle bütün bunları kolaylıkla sağlayabilirler. İslam Ülkeleri büyük bir İslam Barış gücünü ortak bir şekilde oluşturmaları gerekir. Bu ülkeler arasında Türkiye başta olmak üzere, Filistin, Fas, Tunus, Endonezya, Katar, Cezayir gibi çok sayıda ülkelerin olması gerekir. İslam Barış adı altında meydana getirilmesi gereken bu güç, Suriye Ülkesindeki savaşın bitmesine ve kötü olayların yatışmasını tamamen sağlayacaktır.
 
Tabi burada kurulacak ve de meydana getirilecek olan İslam Barış gücündeki asker birlikleri, savaşmak için değil, sivil halkı korumak için Suriye’ye girecektir. Tanklar top atmak için değil, barışı sağlama almak ve de barışı sağlamak amacıyla ilerleyecektir. Öyle ki oradaki Müslüman Halk daha güzel bir şekilde nefes alıp, kendilerini güvende hissederler. Tabi o İslam ülkeleri arasında İran devletinin de olması gerekliliği de konuşulmalıdır. Neden mi? Çünkü İran devletinin buradaki mezhepsel olan çatışmaları rahatlıkla engelleyecektir. Ayrıca İslam devletleri haricinde de Rusya gibi bir ülkenin burada olması da rejim güçlerinin daha kolay teslim olmaları da söz konusu olacaktır. Öyle bir şey olmalıdır ki bütün İslam Ülkeleri her taraftan, her noktadan aynı anda giriş yaptıklarında Esad güçleri direncinin kırılması da son derece hızlı gerçekleşecektir. Burada asıl olan da intikam duygusuyla hareket edilmemesi olup, ayrıca yok etmek gibi hedeflerin olmamasıyla beraber, sadece akan ve de akacak olan kanların durdurulması hedeflenecektir. 
 
Barışın sağlanmasıyla beraber çatışmaların durdurulması ardından yeniden kurulacak olan düzende her mezhepten her dinden her düşünceden olan insanların eşit temsil edileceği doğru bir sistem olmalıdır.Bütün grupların, bugüne kadar ki zaman sürecinde yaşamış oldukları acıları, Yüce Yaradanın Kuran’ı Kerimde bildirdiği, “Affetmeniz sizler için daha hayırlıdır” hükmüne uyarak bağışlayıp; tam ve eksiksiz bir demokratik Suriye’nin inşa edilmesine ve de kurulmasına katkıda bulunması gereklidir. Hiçbir kimsenin, hiçbir mezhebin bir diğerine asla ama asla üstünlükleri olmadığı, bütün insanların en iyi şekilde korunup kollandığı, sadece Suriye halkı için değil de bütün Ortadoğu bölgesi için bir nimet olacaktır. Tabi bunların oluşması için de İslam ülkelerinin ortak hareket etmeleriyle gerçekleşir.
 
Şu konuda hepimiz hem fikiriz ki bir konuyu sulh ile çözmek varken silahlarla, tanklarla, toplarla, bombalarla çözmeye çalışmak bana göre sorunu bin kat daha da artırmakla beraber büyütür. 
 
Suriye ülkesindeki mazlum halk, hem Beşşar Esad yönetimi hem de o acımasız fanatiklerin yaptıkları uygulamaları sebebiyle yeterince fazlaca acı çektiler. Derle ya akıllı füzeler, akıllı bombalar bunlar hepsi hikayedir. Sizler her ne kadar radarı var, yok akıllı füzedir derseniz de, yinede her daim sivil kayıpların olması kaçınılmazdır. 
 
Yeryüzünde hoşgörülü, temiz ve de kansız çözülecek o kadar çözüm yöntemleri varken, böyle kanlı olan metodlar izlenilmesi nasıl makul karşılanabilir ki?
 
Ey İnsanoğlu ya bizler bu yapılan saldırılara, katliamlara göz yumacağız ya da Müslüman olan ülkelerin hepsi birleşerek, bir olarak Suriye’ye girmeleri gerekir. Bütün İslam Ülkelerinin böylesi güzel bir şey yapması durumunda bu olayların tamamen çözüleceği nettir. 
 
Bizler öncelikle insanlar olarak hep beraber savaştan yana değilde, barış ve kardeşlikten yana olalım.Cenabı Hakkın gösterdiği en güzel ve de en kolay olan yola uyalım ve yürüyelim. Yüce Yaradanımızın istediği yola ve ahlaka uyulduğu zaman, içinden çıkılmaz gibi görünmekte olan sorunların dahi acaip bir şekilde, hızlıca ve güzelce bir çözüme kavuştuğunu hep beraber göreceğiz. 
 
Güzel günler göreceğimiz umuduyla…
 
 
” Mehmet KIZILKAYA “
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

Share
527 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2