logo

Savaşların Ortasında Kalan Çocuklar


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

Savaşların Ortasında Kalan Çocuklar

 

Savaşların, tüm acımasızlıkların ve de yitirilmişlerin arasında kalan bedenler…

 

Onlar ki savaşların ortasında kalan minik bedenler…

 

Kürt, Türk, Iraklı, Filistinli, Gazzeli, Arap, Afrikalı, siyah yahut beyaz bedenler…

 

Hangi milletten, dilden, dinden, ırktan yahut renkten oldukları hiç ama hiç önemli değil; o tertemiz çocukların tek bir dili, dini, ırkı ve de rengi var: O’da “Çocuk!”

 

Bunların hepsi aynı gökyüzünü, aynı yıldızları, aynı mavilikleri hep beraberce paylaşıyorlar, bir avucun içini dolduramayacak kadar olan toprağı paylaşmayanların o lanetli dünyasında…

 

Kardeşliğe, umuda, yaşama, barışa, güneşe ve de güzelliklere hasret…

 

Yaşanılması zor yangın yerine dönüştürülmüş ve her gün daha da çok yanmakta olan şu yeryüzünde çıkarılan savaşların en ağır, en kötü ve de en lanetli şekilde bedelini her zaman olduğu gibi yine o masum tertemiz bedenlere sahip çocuklar ödüyor. Minik bedenler savaşların en zayıf, en savunmasız ve de en masum halkalarıdır.

 

Ortaya çıkarılan her savaş çocuklara karşı yapılmış bir bombardımandır. Çocuklara karşı yapılan bir saldırı ve de bir katliamdır.

 

Minik bedenlere sahip çocukların düşlerinde hep güzel şeyler vardır; çocuk kalmak, oyun oynamak, bisiklet sürmek, okula gitmek, balon uçurtmak, oyuncaklarla oynamak. Lakin kimileride tek bir şeyi düşünmektedirler; hayatta kalmayı başarmak!

 

Çocuk!

 

Nerede, ne zaman, nasıl bir dünyanın içerisinde olacağını seçemiyor. Hayata gözlerini açan bütün minik bedenlere eşit haklara sahipken hiç ama hiçbir şekilde eşit bir yaşam hakkını bulamıyorlar. Milyonlarca çocuk hiçbir sadistçe öldürülüyor. Aç bırakılıyor, bulaşıcı hastalıklara maruz bırakılıp, savaşların içerisinde kurşunlara diziliyorlar. Sakat bırakılıp hayatları ellerinden alınıyor. İşkence görüyor, tecavüze uğruyor, kendi ailelerinden koparılıp sıradan bir şeymiş gibi ortaya bırakılıyorlar. O tertemiz bedenler ölmemek için öldürmeye sürüklenip, öldürmeye adapte edilmektedirler. O tertemiz ellere oyuncaklar değil, silahlar dolduruluyor. O minik bedenler kurşunlarla, bombalarla tanıştırılıyor. Misket yerine insanlığı bitirecek olan mermilerle oynamaya zorlanırlar. Balonun ve topun arkasında koşturmaları gerekirken, onlar mayın tarlalarında bombaların ve de mayınların arkasında bile bile ölüme koşuyorlar. Onlar çocuktur! Onların minik bedenleri vardır! Onlar masumlar! Onlar ki zalimlerden olmak istemeyen en masum insanlardır…

 

Onlar ki, savaşın içerisinde yalnız kalmış minik bedenlerdir!

 

Onlar evlerinin, okullarının, parklarının, salıncaklarının ve de en önemlisi hayatlarının yıkılmış olan çocuklardır…

 

Yaşamlarını zorlu bir şekilde sürdüren tertemiz günahsız çocukların ülkelerinde belki de ne bir silahı ne de kendilerini savunacak bir kimyasal silahları yoktur, fakat onların başlarına bela olmuş olan petrolleri vardır. Onlar ki, kalpleri ve bedenleri paramparça olmuş, gece yarısı uykularında öldürülen, cansız bedenleriyle ortada kalan masum çocuklardır…

 

Bugün, savaşların ortasında kalan o masum bedenler, yarınlarımızın canlı bombaları, yarının gruplarıdırlar. Canları yanmış, bedenlerinin her noktası zarar görmüş o minik bedenler yarın öç almak için savaşır, öldürür, sakat bırakır ve de belli belirsiz terörist gruplara katılır. Cinayetler işler, insanları öldürür, çocukları sakat bırakır.

 

Savaşların ortasında yaşamlarını sürdüren çocuklar, büyümeye çalışan, sakat kalan ve de hayata tutunmaya çalışan çocukların içlerindeki nefreti hanginiz eritebilirsiniz? Hanginiz onların içinde çoğalan nefreti dindirebilir ki?

 

Gözlerinin önünde işkencelerle, tek kurşunla ve de üzerilerine yağdırılan tonlarca ağırlıkta olan bombalarla öldürülen anne ve babalarını kaybeden o çocuklara savaşı nasıl açıklarsınız ki?

 

Sizler hangi vicdanla, hangi yüzle, hangi namussuzlukla o çocukların karşısına çıkacaksınız ki?

 

Bizler savaşları televizyonlardan izlerken, gazetelerden okurken, sosyal medyadan takip ederken, “Silah tüccarları” kendi kurdukları fabrikalardan her geçen gün bir önceki günden daha çok silah satışı yaparak daha çok savaş olmasına sebebiyet göstererek, savaşların ortasında kalan masum bedenler daha çok ölsün diye mücadele ediyorlar. O savaşların ortasında kalan o masum çocuklara baktığımızda, gözlerinin içerisindeki acıyı, minicik bedenlerindeki korkuyu hissedebiliyoruz. Eminim ki hepimiz de aynı şekilde bunu hissediyoruz ki vicdan sahibi olanlar yalnız bunu hissedebiliyor.

 

Neden savaşın içerisinde kalanlar her daim çocuklardır?

 

Neden sürekli olarak zarar gören, sakatlanan ve de ölen hep çocuklardır?

 

Neden?

 

Savaşların iyi yanı yoktur. Savaşlar çocukların çocukluğunu onlardan alıp çok uzaklara götürüyor. Geleceğe dair var olan tüm umut ışıklarını söndürüp onları karanlığın içine hapsediyorlar. Gelecekleri, oyuncakları, yaşamları, hayatları, hayalleri ve de var olan tüm yaşamları ellerinden alınıp onları yalnız bırakıyorlar. Savaşlar, çocukları aydınlatan güneşi bile karanlığa boğuyor. Savaşların ortasında kalan çocukların yüreklerine dolması gereken sevgi tohumlarının tamamı yanıp kül olmaktadır.

 

Yazıktır, günahtır, ayıptır!

 

Hiç bir şey çocukların öldürülmesi için asla ama asla gerekçe olamaz.

 

Minicik bedenlere sahip olan o tertemiz çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi, sonsuza kadar her daim reddedeceğim.

 

Çocuklara ölüm değil; yaşamak, oynamak ve de gülmek yakışır. Çocukların güldüğü, eğlendiği ve de yaşamları sürdürebilecekleri savaşsız bir dünya diliyorum.

 

Yeryüzünün hiçbir noktasında çocukların ölmediği, işkencelere maruz kalmadığı, çocukların her daim mutlu, güldüğü, eğlendiği, sevinçli olduğu ve de güzellikler içerisinde yaşamlarını sürdürecekleri tertemiz savaşsız bir dünya diliyorum.

 

Savaşın ortasında kalıp yaşam için bir ışık arayan bütün çocukların varoluşu diğer tüm çocukları aydınlatması dileğiyle…

 

Barış dolu günler sizlerle olsun.

 

Hoşça Kalın!

 

İnstagram: https://www.instagram.com/mehmetkizilkaya_/

 

Facebook:  https://www.facebook.com/YazarMehmetKizilkaya/

 

 

“Mehmet KIZILKAYA”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share
459 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2