logo

SADECE BİR GÜN


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

timthumbSADECE BİR GÜN

Evet, gelin hep beraber sadece ve sadece bir gün içerisinde heybemize sırtlandığımız toplumsal haksızlıkları bir gözden geçirelim ha ne dersiniz?

Çocuklarımla olan bir yolculuğumuzu anlatırken eminim ki sizlerde kendi yolculuklarınıza çoktan çıkmış olacaksınız. O halde hadi cümleten hayırlı yolculuklar…

Evet, geçen yıl bir akşam muhabbetinde çocuklarıma;  “Bugün dışarıda neler neler yaptıklarımızı değil de, sadece bir gün ne kadar haksızlıklara uğradığımızı bir gözden geçirelim…” dedim.

1-

Mikrofonu küçük oğluma verdik; söz şimdi onda… Dinliyoruz…

“Anne bugün, fizik tedavisine girdiğimin 14’üncü günü; gittikçe ağrılarım yükseldi, sakalım yok ki…”

“Nasıl yani?”

“Fizikten çıkıp dolmuşa zar zor kendimi atıyorum  ama şu 14 gün içerisinde bir gün rahat rahat dolmuşta oturamadım…”

“Neden oğlum?”

“Neden olacak; ya dolmuş tıklım tıklımdır, ya ayakta duranlardan biri çok yaşlıdır, ben yer veriyorumdur, yada genç teyzeler kaldırıyor beni; “Evladım sen kalk ben oturayım” diyorlar!”

“İyide oğlum sen tedavi görüyorsun, kalkma! Olmadı hastaneden döndüğünü söyleyiver”

“Anne Allah aşkına hangi birisine söyleyeyim… Ayakta olan kaldırmasa da, etraftan muhalifler kaldırıyor işte; ‘Oğlum sen kalk, amca (yada teyze) otursun…’ Vallahi anne kilolu oldukları için dolmuş teyzeleri moduna giriyorlar… Aslına bakarsan bunların çoğu senden küçük…” Yemişlerde yemişler! Hani dışarıda bunlara teyze desen; ‘Teyze senin anandır’ derler ama işte dolmuşta teyze olmak işlerine geliyor tabi… Ha birde geçen gün facede; “Dolmuşlarda ayakta duramıyorum diyen dedeler nineler evlilik programlarında kolbastı oynuyırlar” diye bir yazılı resim yapmışlardı. Sesimi duymuşlar gibi!”

İşte bu çok iyidi! Neyse, sonuç?

Ne olacak, eve bir ton yükle geliyorum işte…” Bak sen oğluşuma!

2-

Şimdi sıra büyük oğlumda…

“Anne kızacaksın biliyorum ama bugün hiç yapmayacağım bir şeyi yaptım, sırf hakkımı aramak uğruna…”

“Ne yaptın oğlum? Korkutma beni, hadi anlat!”

“Öğretmenimi dövmeye kalktım”

“Neee!”

“Doğru duydun, öğretmenimi dövmeye kalktım!”

“Peki, ama neden?”

“Neden olacak, biz eşek gibi çalışalım… Hiç çalışmayan, hatta çalışmayı da eşeklik olarak değerlendiren birinin hak etmediği puanı alması kanıma dokundu işte.  Ben ise hak ederek almam gerektiği puanı alamadım… Sordum öğretmenime; ‘O çalışmıştır’ dedi…  Öfkelendim; “Mesele onun çalışıp çalışmamasında değil, mesele o arkadaş da değil… Mesele benim hak ettiğim puanı alamamış olmamdadır. Bu arkadaşımım bile, yüksek bir puan alması ise sizin ciddi anlamda yer değişikliği yapmış olmanızdır. Siz düpedüz hakkımı yemişsiniz” dedim ve hırsımı alamadım, üstüne yürüdüm… Sonra araya girdiler bende çıkıp bir dilekçe yazarak müdür odasına gittim. Araştırıldı ve hakkımın yenildiği anlaşıldı. Bedava puana konan arkadaşa ise bilerek ve isteyerek torpil geçtiği de ortaya çıktı…  Öğretmenin kendisi özür diledi ama!

Sonuç; eğer hakkımı aramasaydım; eşek gibi çalışarak eşek olunmazda, çalışmayı eşek gibi değerlendiren arkadaşın oturduğu yerden bedavaya konmasından dolayı harbiden eşek gibi hissedecektim kendimi . Ama ben ne yaptım? Hakkımı aradım ve aldım. Yani eşek gibi çalıştım ama aslan gibi çalıştığımın arkasında da oldum şimdi rahattım…

Bak sen canım oğluşuma!

3-

Sıra bende… Bugün bankada oturuyorum. Biz millet olarak bazen en büyük kötülüğü kendimizce iyilik yaptığımızı sandığımız zamanlarda yapıyoruz ya; zira hayatı matematiksel yaşamıyoruz işte. Bakıyorum, herkesin elinde sıra numaraları. Bazılarının elinde ise, iki üç tane var. Gişeler ayrı ayrı rakamlardan ilerliyor. Bizim kurnazlar ellerindeki numaralardan hangisi öndeyse onunla işlerini görüyor, çıkarken ellerinde kalanları birilerinin eline tutuşturuveriyorlar… Kimi, az evvel yanında oturduğu kişiye veriyor, kimisi tam kapıdan çıkarken, yeni içeri girenlerin eline veriyor vs vs. Eh be adem bu kadarda olmaz ki! İyilik yaptığını sandın; başkasının hakkına girdin. O hak yük oldu, senin boğazına bend oldu bindide, senin senden haberin olmadı. ‘Ne büyük bir iyilik yaptım’ deyip çıktın bankadan. Hafif kanatlandın, tebessüm ettin; yardımsever göründün ya. Karşılığında ‘Allah razı olsun’u duydun ya…  Ama sen daha yeni geleni, sabahtan beri bekleyenin önüne geçirdin… Bu hakka geçiş değil mi? Şimdi bu sevap mı oldu, günah mı? Kimin günahı oldu? Tabi iyilik yaptığını sanan sen zihniyetin…  Hayatı matematiksel yaşayan bir toplum değiliz ki; eğer öyle olsaydık bugün bu kargaşa kapısında olmazdık ya. Marifet kapısı o yüzden vardır. Her kim ki marifet kapısındadır; bunun hesabını yapar, başkasına iyilik ederken, kime kötülük ediyoruma bakar. Öyle değil mi? Rabbim iyilik yapayım derken kötülük yapan kör zihniyetlerden değilde, gittiği yolu görebilen fenerlerden eylesin bizi. Amin!

İşte evimizden çıkarken heybelerimiz ne kadarda boş, ama dönerken sadece bir gün sırtımıza sırtlandığımız toplumsan haksızlıklardan ne kadarda dolu.

Evet, bugünkü yolculuğumuz buraya kadardı! Şimdi siz, sadece bir gün sırtlandıklarınıza bi bakın bakalım. O halde, hadi şimdi sizin için, tekrar hayırlı yolculuklar. Sevgilerimle Dilek EJDER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share
397 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kıbrıs nasıl bölündü

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Rum lider Anastasiadis Cuma günü yaptığı açıklamada, müzakere masasına dönmek için masaya iki koşul koydu ve Kıbrıs’ın ana bölünme nedeninin “Türk askeri, garantiler ve müdahale hakları” olduğunu belirtti. Herhalde Anastasiadis, kendinden başka herkesi aptal zannediyor ve bıkmadan usanmadan Kıbrıs konusunun 1974 yılında, Türk Askerinin adaya ayak basmasıyla başladığı yalanını, ciddi ciddi iddia ediyor ve yaymaya çalışıyor.  Gerçekte 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen Mutlu Barış Harekatı, 15-22 Ocak 1950 tarihleri arasında yapılan Plebi...
  • Bir Olmadan Diri Olamayız!

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Gün gün şahit olduğumuz olaylar Deccalî tuzakların büyüklüğünün ve fitnesinin boyutlarını gösteriyor. Ancak biz gaflet içinde, nefsâni tartışma ve çekişmelerle vakit öldürüyoruz. Oysa dünyanın her yanında akan her damla kandan, zulme uğrayan, yaralanan ya da hayatını yitiren her insandan sorumluyuz. Suçluyuz da biz; hakkı, hakikati, iyiliği, barışı hâkim kılmak için birleşmek ve "kurşunla kaynatılmış" gibi birlikte mücadele etmeyi sorumluluk olarak kabul etmediğimiz için! Birlik olmayı önemsemediğimiz için! Yüce Allah buyuruyor: “Size ne ...
  • AB’NİN DEPRASYON, EPİLEPSİ,ŞİFROZONİ YÜZÜ.

    23 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    AVRUPA BİRLİĞİ’NİN DEPRASYON, EPİLEPSİ,ŞİFROZONİ YÜZÜ. Bir tarafta önsözü ’ÇANAKKALE’ olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, diğer tarafta tarihin her sayfasında Türklerden ders almış emperyalist devletler topluluğu. Türk Milleti, Düvel-i Muazzama ya diz çöktürerek Lozan’ı gerçekleştiriyor. Devamında yurtta sulh cihanda sulh parolası ile ‘’Kimsenin bir karış toprağında gözüm yok’’ diyor. Avrupa Birliği içindeki emperyalist güçler ise Lozan’ın rövanşını almak için her fırsatta ülkemizi bölmek adına plan ve haritalar hazırlıyor, yayınlıyor ve yayınl...
  • Efendimiz (s.a.v)

    22 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     Bir gün Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz onları abası ile örttü, sonra şöyle buyurdu: “Yarabbi! Bunlar benim Âlim ve Ehli Beytimdir. Bunlara bereket ihsan eyle, bunları benim örttüğüm gibi sen kendilerini rahmetinle mağfiretinle setreyle. Hakikat ben bunları çok seviyorum, sende sev, sevenleri de sev, sevmeyenleri de sevme.” buyurdu. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in siyah aba ile örttükleri şunlardır: Hz. Ali (r.a), Hz. Fatımatüzzehra (r.anha), oğulları Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a). (İbn Sa’d, VI, 360, 362.)     Hz.Ali (r.a) Sıffin harbine g...
UA-36507442-2