logo

“Rumlar Enosis’ten vazgeçmedi”

tatar (3)

Maliye eski Bakanı, Kayıp Şahıslar Komitesi eski Başkanı Rüstem Tatar, Rumların hala daha barış terennüm etmediklerini vurguladı

*** “Yunan Bakan Averof diyordu ki; EOKA’nın temel hedefi İngiliz egemenliğine son vermek, İngiliz’i adadan çıkarmak. Türkler ikinci planda. Onları sonra hallederiz”

*** “Muratağa’da, Atlılar’da, Sandallar’da bir katliam oldu ve biz onları gömdük. Siz o mezarı açtığınızda, iddialarımızın doğru olmadığını savunmuş oluyorsunuz”

Haber: Yurdagül ATUN/KKTC/Mercekhaber Gazetesi

Maliye eski Bakanı ve Kayıp Şahıslar Komitesi eski başkanı Rüstem Tatar, müzakerelerden olumlu sonuç çıkmasının mümkün görünmediğini çünkü Rumların Kıbrıs’ı “Yunan adası” olarak tanımladıklarını ifade etti. Rumların, Akridas Planı’nda yazan hedeflerinden vazgeçmediklerini vurgulayan Tatar,  “Akritas Planı’nı iyi okumak lazım. ‘Ada bir Yunan adasıdır’ diyor, ‘Yunanistan’a aittir, koparılmıştır, biz bağlayacağız. Ama soramayacaksınız ne zaman diye; bu yol uzundur. Bu Enosis gemisi yürürken bazen durur, sonra devam eder. Bazen geriler de… Yol dikenli ama eninde sonunda başaracağız’ diyorlar. Bu emellerinden vazgeçmiş değillerdir” dedi.

Rumların Türkleri “kolay lokma” olarak gördüklerine dikkat çeken Tatar, o yüzden öncelikle İngiliz’leri adadan çıkarmak için çaba sarfettiklerini, daha sonra “Türklere hak verelim, sonra geri alırız” düşüncesiyle 1960 Anlaşmasına imza attıklarını söyledi.tatar (5)

Türkiye’nin garantisinden asla vazgeçilemeyeceğini ifade eden Rüstem Tatar, “Vuku bulan olaylar 1960 anlaşmasının gerekliliğini mi ispatladı, gereksizliğini mi? Asla eşit ortak olmaz Rum. Bunları yine yapacaklar. Bunu görmeyenin gözü kör olsun. Bugün bile barış terennüm etmiyorlar. Türkiye’nin tepkisi olmasaydı ne olacaktı?  Rumlarla yaşadım. 25 yılda binlerce sayfa doküman okudum, o yüzden endişeliyim” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin “işgalci” olarak nitelendirilmesinin büyük bir yalan ve yanıltmaca olduğunun altını çizen Tatar, 19 Temmuz 1974’te Başpiskopos Makarios’un Güvenlik Konseyine giderek “Ülkem Yunanistan’ın işgali altındadır, Kıbrıs’ta Rumların da Türklerin canları tehlikededir, yardım isteriz” dediğini anımsattı.

“Makarios’un 19’unda Güvenlik Konseyi’nde yaptığı bu beyan çok mühimdir. Türkiye’nin müdahalesi illegal değil. Son, Amerikan Büyükelçisi ayrılmadan önce Rumlara, ‘Adada işgal ve istila yoktur, tarihinize bakın’ demiştir” diyen Tatar, Türkiye’nin garantisinin olmazsa olmaz olduğuna vurgu yaptı.

Rüstem Tatar ayrıca, Rumların kayıplar konusunda sürekli yalan söylediklerini kaydetti. Türkiye’ye baskı unsuru oluşturmak için bu konuyu sürekli canlı tutma uğraşı içinde olduklarını ifade eden Tatar, Rum tarafının BM’nin kayıp sayılması için

kriterleri olduğu halde Rumların, ölmüş kişileri kayıp saymakta ısrarcı olduğunu belirtti.

Muratağa, Atlılar, Sandallar şehitliklerinin açılması kararını eleştiren Tatar, orada gömülü olan kişilerin kimliklerinin belli olduğunu vurgulayarak, “toplu mezarların şehitlik haline getirilmesi kabul edilir bir şey değildir. Toplu mezarın vereceği etkiyle şehitliğin vereceği etki farklıdır. Buradaki amacın sorgulanması lazımdır” ifadelerini kullandı. Soru: Sizi Kayıp Şahıslar Komitesi’nin kurucusu olarak tanıyoruz ama siyasi yaşamınız hayli eskilere dayanıyor. Genç kuşaklara kendinizi tanıtır mısınız?

Liseden mezun olduktan sonra, 1947 yılında burslu olarak İngiltere’deki Nolting-ham Üniversitesinde İktisat ve Maliye tahsili yaptım. Ardından yüksek lisans da gelince 6-7 sene İngiltere’de kaldım, 1955’te adaya geri döndüm. İlk olarak müstemleke idaresinin Defterdarlık Dairesi’nde görev aldım.  Muhasebe sistemini oluşturduğumuz bir projeydi. Hala daha orada tayin ettiğim kişiler var. Hatırlara o günleri, ilişkiler daha farklıydı. İngiliz döneminde bir disiplin vardı. Adil bir idareydi. Rum Türk arasında balansı bulurdu İngiliz. Daha sonra 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Sayıştay Başkanlığı görevine atandım. 1967’de, Geçici Türk Yönetimi oluşturulduğunda da, Maliye Bakanlığı’na getirildim.

“Makarios bana güvenirdi…”

Denktaş Bey’in görüşme heyetinde olduğum için birlikte giderdik görüşmelere… Makarios’un da bana çok itimadı vardı çünkü objektif olduğumu görürdü. Birçok konuda bana bakarak, “Sayın Tatar ne der bu konularda” diye sorardı. Konuyu teknik bakımdan bildiğim için itimat ederdi ama çok geçmedi, ben geldikten bir ay sonra EOKA’nın bombaları patlama başladı.

“Rumların gittiği kulübe ait olmadığımı anladım…”

Zaten yaşanacaklar çok açıktı. İngiltere’den geldikten sonra Rum-Türk Kamu Hizmetleri kulübü vardı. Biz de dahil olduk. Gittim bir gün. Baktım yukarda Makarios’la, Kralın fotoğrafı var. Konuşmalar hep Rumca… “Senin yerin değil orası” dedim. Rum kokar, Yunan kokar… Bunun üzerine Kıbrıs Türk Memurlar Birliği’ni kurduk, benim öncülüğümde… O dönem Kıbrıs’taki memur sayısı Rumların lehineydi. Biz bu sayıyı yüzde 20’ye çıkardık. Vali talimat çıkardı, yüzde 20 Türk memur olacak diye… Daha sonra yüzde 30’a çıktı.

Soru: Daha önce ne kadardı ki?

Bazı yerde yüzde 5, bazı yerde yüzde 6, bazı yerde hiç yoktu. Varlığımız hissedilmezdi. Makarios dedi ki, “tamam hakkınızdır ama eczacı getirirseniz, doktor tayin etmemizi beklemeyin!” Bizimle alay ederdi çünkü yoktu elemanımız… Makarios bu konuda çok eleştiri aldı, “Türklere de hak verilir mi” diye… Ama planın bir parçasıydı o…

“İlk hedefleri İngiliz’i adadan çıkarmaktı…”

Yunan Bakan Averof diyordu ki; “EOKA’nın temel hedefi İngiliz egemenliğine son vermek, İngiliz’i adadan çıkarmak. Türkler ikinci planda. Onları sonra hallederiz.” Öncelikli amaçları İngiliz’i adadan çıkarmaktı. EOKA’yı kurup, saldırılar başlattılar, 30 bin asker getirdiler. İngiltere açıkgöz ya, Türkiye’yle Yunanistan anlaşsın, ben kabul ederim dedi. Belki anlaşamayacaklar diye düşündü. Rumlar da “Türklere hak verelim sussunlar, sonra geri alırız” dediler.  Nitekim onu yaptılar. Sonra 1963’te saldırdılar bize. Garanti anlaşması çok mühimdir. O anlaşmaya göre geldi 1974’te Türkiye… Türkiye’nin gelmesi için çok uygun bir konjonktür oluştu. Yoksa gelebilir miydi Türkiye? Rusya bile “buyur git” dedi. 19 Temmuz 1974’te Makarios gidiyor Güvenlik Konseyine bilgi veriyor. “Ülkem Yunanistan’ın işgali altındadır, Kıbrıs’ta Rumların da Türklerin canları tehlikededir, yardım isteriz…”  O yüzden dünya Türkiye’ye bir şey diyemedi.

“Türkiye’nin müdahalesi illegal değil”

Makarios’un 19’unda Güvenlik Konseyinde yaptığı bu beyan çok mühimdir. Türkiye’nin müdahalesi illegal değil. Son, Amerikan Büyükelçisi ayrılmadan ne ded: Adada işgal ve istila yoktur, tarihinize bakın diyor. Makarios senin liderin, gitti ve “tehlikedeyiz, bizi kurtarın” dedi. Rusya’nın politikasına uymazdı ama bir liste geçti ellerine. Bu listede 10 bin kişi vardı öldürülecek. Grivas nefret ediyordu EOKA’dan. Antikoministti. Denk geldi de, Türkiye adaya müdahale edebildi. Tabi Ecevit gibi bir başbakanın olması da avantajdı. Bir daha tüm şartlar böyle denk gelmez diye düşünüyorum.

“Garanti gereklimiymiş, gereksiz mi…”

Vuku bulan olaylar 1960 anlaşmasının gerekliliğini mi ispatladı, gereksizliğini mi? Endişemiz şudur, ortak olmaz Rum. Bunları yine yapacaklar. Bunu görmeyenin gözü kör olsun. Bugün bile barış terennüm etmiyorlar. Türkiye’nin tepkisi olmasaydı ne olacaktı?  Endişeliyim çünkü ben bunları gördüm, Rumlarla yaşadım. 25 yıl da binlerce sayfa doküman okudum.

****

“Papaz, ‘bana propagandadan başka silah bırakmadınız’ dedi”

Soru: Kayıp Şahıslar Komitesi’nde çalışmalarınız ne zaman başladı?

Çalışmalarım 1984 yılında başladı, 2005’e kadar sürdü. Rumlar, kayıplar konusunu 1977-1978’te Güvenlik Konseyi’ne götürdü. O zamandan karar çıktı; Araştırmak için bir komiye kurulsun… Üç dört sene de çalışması sürdü. Kolay değildi, lehlerine bir çalışma isterlerdi. 23 Nisan 1981’de kuruldu, iki üç sene nasıl çalışacağı üzerinde tartışmalar yapıldı. Denktaş Bey, “bu kayıplar konusunu istismar etmeyin, insani yönünü araştırın, propaganda malzemesi yapmayın” demişti Papaza. Papaz ise “bana propagandadan başka silah bırakmadınız” cevabını vermişti.  Oysa kayıp dediklerinin yüzde 85’i askerdi. Onlarda yalanın limiti yok. Kayıp Şahıslar Komitesinde 1985-2001 yılları arasında BM temsilcisi olarak çalışan emekli İsviçreli Büyükelçi Paul Wurt, Cenevre’de katıldığı bir yemekte Rum tarafının kayıplar

konusundaki tavrı üzerine“It’s a bigfraud” (Bu büyük bir sahtekarlık) demişti. Rum kesimi, kayıplarla ilgili olarak 1981 antlaşmasına ve Birleşmiş Milletler’in hükümlerine uymamıştır. Çünkü bir kişinin kayıp sayılması için kriterler mevcuttur.

****

“1974 öncesini deşmek istemediler”

Ki, Rumlar 1963’teki kayıplarını sunmadılar. “Kıbrıs sorunu 1974’te, Türk istilasıyla başladı” dedikleri için eşelemek istemediler. 74’ten önce ada sütlimandı sanki! AB’nin İnsan Hakları Komiseri vardı, Landos, o ara sıra komite toplantılarına gelirdi. Dr. Hrisostopolos diye bir üye vardı. Makul düşünürdü. “Sizinkiler 74 öncesi kayıpları niye sunmuyorlar” diye sorunca “Biliyorsunuz bizimkilerin tezi Kıbrıs sorununun 1974’te başladığıdır. Ona halel gelmesin diye söylemiyoruz” dedi. Bunu orada herkesin duyacağı bir şekilde söyledi. Klerides’in hatıratını okuduysanız, yazar, “ölenlerin aileleri rahat etsin diye, evladınız gelecek dediler” diyor. Rumlar bununla ilgili protesto yaptı ama cevap bile vermediler. tatar (15)

“Rumlar gerçekleri örtmeye çalışıyor, biz katliam kanıtını ortadan kaldırmaya…”

Rumlar ne kadar gerçekleri örtmeye kalkarsa, biz de katliam kanıtlarını ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Nasıl olur da Muratağa, Atlılar, Sandallar’da topluca katledilenlerin mezarı açarlar. Cesetleri köylüler gömdü. Bilinmeyen kimse yok ki… Bir katliam oldu ve biz onları taşıdık. Siz o mezarı açtığınızda, iddialarımızın doğru olmadığını savunmuş oluyorsunuz. Rum varmış aralarında! Nasıl girdi Rum aralarına? Köydekileri öldürdüler, bu trajik bir olaydır. Bosna’da ne yaptılar? Çıkardılar mı bir bir? Tek tek gömdüler? Burada Türk bölgesi varsa o anıt kalabilir ama Rum bölgesi olursa yok edilecek. Güney’de 104 camiyi yıktılar. Hiç eser yok. Ben Poli’den gelirim. Bizim caminin minaresini yıktılar ve kilise haline getirdiler.

Ben kitap yazdım bununla ilgili. Kıbrıs Türk insan hakları komitesi adıyla bastım kitabı. Komite üyesi olduğum için bu konuda kitap yazmam yasaktı. Denktaş’tan sonra Talat geldi, Talat tam tersini yaptı, hiç ilgilenmedi. Denktaş’ın kokusunu bile sildiler.

***

“Rumların kayıplarının yüzde 85’i asker, bizim yüzde 100’ü sivil”

Soru: 1963-1974 yılları arasında kaç Rum, kaç Türk kayıp var?

Benim size vereceğim resmi istatistiklerde kaç Rum, kaç Türk olduğu yazıyor. Bizim 1974’te bir tane bile asker yok. Kayıplarımızın 500’ü sivil. Yüzde 100’ü… Bakın onlar bu kadar yalana tevessül ediyor, biz de doğruları anlatamıyoruz. Burada insan haklarına mugayir bir katliam ve soykırım oldu. O toplu mezar, diplomatları, yabancıları götürüp, katliamın boyutunu anlattığımız yerdir. Şimdi normal bir mezarlık olacak. Ölüm mukadderdir dünyada. Etkisi olur mu bunun? Ama bu farklı bir şey. Sen yabancı getirdiğinde bir katliam yeri

göstermen başkadır, mezarlık başkadır. Şehitlikte o duygusal atmosferi yaratamazsınız. Görmeliler bunları…

Benim görüşüm şu. Rum Akridas Planı’ndan vazgeçmiş değildir. Bunu iyi okumak lazım. Ada bir Yunan adasıdır diyor, Yunanistan’a aittir, koparılmıştır, biz bağlayacağız. Ama soramayacaksınız ne zaman diye; bu yol uzundur. Bu Enosis gemisi yürürken bazen durur, sonra devam eder. Bazen geriler de… Londra Zürih Anlaşması oldu, yıkıldı, sonra tekrar başladı yürümeye… 1974’te hata yaptı, geri gitti. Bunlar onları geçici hata olarak görüyor. Yol dikenli ama eninde sonunda başaracağız diyorlar. Onları engelleyecek tek faktör legal olarak Türk ordusunun burada olması. İstila değil, tamamen yasal yollardan adadadır Türk ordusu. Dışişleri Bakanı Conil giderken Rumlara, “burada işgal ve istila yoktur, tarihinize bakın” dedi. Makarios’un Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamayı hatırlattı. Tahmin ederim Amerika bu konuda bizim haklılığımıza inanıyordur çünkü biz burada ne Amerikalı öldürdük, ne İngiliz. Bu topraklarda yaşayabilmek için kanımızı verdik.

***

“Türkiye giderse vay halimize…”

Şimdi ne diyor sözcü; “Garantiler tabu değildir!” Umarım Akıncı’nın kulağına söylemişlerdir “yetkin var ama dikkatli ol” diye.. Türkiye giderse vay halimize. Rumlar işlerine gelmeyince KKTC’yi tanımaz ama işlerine gelince tanırlar! Ne derler yüzde 60’la seçilmiş lider var, siz kabul etmezsiniz! O yüzden Akıncı’nın çok dikkatli olması gerek. Kapalı kapalı ardından söylese bile cesaretlenecekler. Bugün iki bölgelilik sulandırılmaya çalışılıyor. Rauf Denktaş, 12 Şubat 1977’de, iki bölgeliliği sordu Makarios’a, “iki bölgelilikten ne anlarsınız” diye… Makarios cevap bile vermedi. Oysa iki kesimliliğin anlamı çok açıktır ama kimbilir nasıl düşündü. Çünkü kafasındaki iki kesimlilik farklıydı. Akıncı barışcı olduğunu göstermek için evet derse yandık demektir. İnşallah Türkiye bizi bırakmaz.

“Şayet anlaşma olursa10 senede biz yerler…”

Aklıma 1988’de çıkan bir makale gelir. Çok enteresan bir makaledir. Kıbrıs meselesi konusunda yazılmış… Yazanın adı yok ama bana Klerides yazmış gibi geldi. “Biz Türklere yaptık, onlar bize çok daha fazlasını yaptılar. Şimdi Türklere bir şey yapamayız. Yapmaya kalksak Türk ordusunu Baf’ta bulabiliriz, gücümüz yetmez. Saldırdık başımıza neler geldi. O yüzden Türklerle en iyi anlaşmayı yapmaya çalışmalıyız. Türkleri sadece ekonomik olarak yenebiliriz. Bu konuda büyük güçler bize yardımcı olabilir” diyor. Rumların ekonomik olarak bizden güçlü olduklarını kabul etmek lazım. Şayet anlaşma olursa10 senede biz yerler. Tarihten gelen, farklı bir yapıları vardır. Plancı bir toplum, bizi kandırabilirler. Muratağa, Atlılar, Sandallar mezarlarının açılması konusunda da bizi kandırdılar, biz de Türk ordusunu kandırdık sanki. Bu konuda sessiz kaldık. Kayıp Şahıslar Komitesi’nin halkı yeterince bilgilendirdiğini düşünmüyorum bu konuda. Abdullah Gül’den teşekkür alan ve bu komiteye en çok hizmet veren biri olarak benim de görüşümün alınmasını isterdim.

Soru: Mülkiyet konusundaki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mülkiyeti 22 kategoriye ayırmışlar ama parasıyla arsa alıp ev yapanın pozisyonu yok o kategoride! Serbest piyasadan alınan ve üzerine inşaat yapılan mallar ne olacak? Serbest piyasadan satın alanlar ne olacak? Piyasadan alan piyasa koşullara göre parasını ödedi. Evde bir duygusallık belki oluyor ama arsada öyle bir şey de olmuyor. Evler de bugün ilk oturanın elinde değil. Peki bu durumda parasını ödeyerek evi satın alanın pozisyonu ne olacak? Bu konularla ilgili hiçbir açıklama yok.

Share
676 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

UA-36507442-2