logo

reklam

REFERANDUMDA EVET DİYECEĞİM


facebooktwitter
RECEP GARİP
recepgarip@gmail.com

Seksen öncesi yılları bilenler iyi bilir. Yaşanılmış hiçbir hadise aslında kolay kolay unutulmaz. Devletin vatandaşıyla olan kavgası son yüz elli yıldır devam ediyordu. Buna sebeptir ki batıya dönen yüz-batı rüzgârı doğunun çocuklarını pek de mutlu-mesrur etmedi. Bu rüzgâr doğunun çocuklarının yalnızca suratlarını eskitmedi, içlerini, ruhlarını, gönüllerini ve akıllarını da eskitti.

Çözülme köklerden uzaklaştırmayla mümkündü. Buna sebeptir ki yapılan yenilikler, devrimler-darbeler hep buna yönelik adımlardı. Dil değişiyor, tarihle aramıza sınırlar çekiliyor, kökten gövde tamamıyla ayrılıyor, inanç ve kültürel miras reddediliyor, tarihin yüklediği miras kötüleniyor, hafızaya batı dilleri zorla öğretilmek isteniyor, Türk dünyasıyla bağlarımız koparılıyor, İslam ümmetiyle olan ünsiyet ziyan ediliyor, batı müziği dayatılıyor, o günlerde TRT Radyosu kendi türkülerini, şarkılarını halka dinletemiyor vs…

Rahmetli babaannem Curanın kızı Fatma ninem -yeni ebem- köyde kuran alfabesini –elif cüzünü- jandarmalar geliyor diye ahırda bir yerlere gömerdik oğlum. Öyle günler yaşadık biz bu ülkede derdi ve bunları anlatırken ağlardı. Rahmetli Kara Ali Dedem –Fatma nenemin kocası- Çanakkale gazisiydi. Dedemin diğer kardeşi de Yemen savaşına gitmiş bir daha dönmemişti.

Anlatılması gereken o kadar çok öz değerlerimize taarruz edilmiştir ki komşuluklar, güven, yardım, tamamıyla bitirilmiş duygulardır. Bireyci bir toplum oluşturmaya yönelik her türlü tuzağın kurulduğu ve yalnızlık çemberiyle tüketime doğru zorlanılan bir toplum haline dönüştürülüyordu. Bu böylece sürdü. Ne kültürün sözcüleri, ne siyasi aktörler, ne de toplumun akıl hocaları müdahale edemedi-ettirilmedi. Kuyruklar oluştu, ekmek karneyle alındı, gaz, benzin vs. yoktu. Şeker, çay, tüp gibi günlük mutfak ihtiyaçları batıya yönünü dönen insanlara verilirken yerli-milli-vatansever-milliyetçi-muhafazakâr- yani Müslüman –namazlı abdestli olanlar- mazlum insanlara çile çektirildi. Ölmeyecek kadar verildi. Bunlar uzun uzadıya anlatılabilir yaşanmışlıklarımızdır.

Seksenli yılları, sokakların, caddelerin, şehirlerin, üniversitelerin, liselerin dili olsa da anlatsa, şahitlik etse, ağıtlar yaksa, kahırlı türküler dile gelse, romanlar, hikâyeler, tiyatrolar, şiirler mutlak gerçeği ah bir ifade edebilse ve mahkemeler ve mahkûmlar ve dahi mahpushane duvarları, zindanlar kayıtlarını tek tek döküverse önümüze. Ne bakacak yüz bulunur, ne söyleyecek söz. Lakin hayat bunları bize yaşattı, bizden evvelkilere de yaşattı. Umuyor ve murat ediyoruz ki bizden sonraki kuşaklar, nesiller bunları çekmesin ve büyük coğrafyada yarası sarılması gereken kardeşliklerimiz yeniden tesis edilsin. Yeniden büyük coğrafyanın mazlum halkı yeryüzünde huzur bulsun. Bu bizim ülkemizin güçlü olmasından geçiyor. Kıyam halinde duran, zalimlerden hesap soran Yeni Türkiye’nin gücünden geçiyor.

Şimdi asıl konumuz iki binli yıllara kadar diplerde gezen-ekonomik olarak çöken- bir ülkenin, ruhen, fikren, siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan nasıl tazelendiğini, yenilendiğini, öz güvene kavuştuğuna işaret etmektir. Kendi ülkesinin-yurdunun bağımsızlığı adına gözünü kırpmadan 15 Temmuz 2016 akşamına ramak kala işkâl edilmek istenilen yurdu, müdafaa ederken yalnızca şehadeti düşünerek meydanları dolduran bir milletin öyküsünden bahsediyorum. Bu millet ehlisünnet bir millettir. Bu millet peygamber aşığı bir millettir. Allah ve peygamber aşkı için, bayrak ve vatan aşkı için, din, iman ve namus aşkı için gözünü kırpmadan can veren bir milletimiz var elhamdülillah.

Bu millet yenilmez. Bu millet sindirilmez. Bu millet pes etmez. Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Ülküde bir, ülkede bir, vatanda bir, bayrakta bir, duyguda bir, ezanda bir, imanda bir, salada bir olan bu vatan-bu millet bölünmez.

Nasıl Çanakkale’yi kimse hafızalardan, gönüllerden, idraklerden silememişse, 28 Şubatı, 12 Eylülü, e bildirileri, kalkışmaları, darbe teşebbüslerini, Sincan taarruzunu kimse bu milletin hafızasından silemez. Silinmediği için 15 Temmuz 2016 akşamında bütün Türk Milleti meydanlardaydı. Gözünü kırpmadan, göğsünü kurşunlara siper etti, tankların önüne gövdeleriyle set çekti elhamdülillah.

Örnek olsun kabilinden ifade edeyim;

El ele tutuşup başörtüye özgürlük isteyen halkın dinine, vicdanına müdahale etmek için bir Fadime Şahin bulundu. Süslenip giydirildi. Başörtü takıldı. Kılık kıyafeti yerinde, eli yüzü düzgün başı sarıklı, cübbeli bir adam bulup koynuna koydular ve canlı yayında basıp, millete işte sizin başörtülüleriniz böyle diyerek tehdit ettiler.

Bu millet zilletliği asla kabul etmez, etmedi de.

Artık bir oyuncak bulunmuştu. Her akşam ana haberlerde her kanal Fadime Şahin’in gözyaşlarına tanık oluyor, ahlayıp vahlatılıyor, Anadolu’nun mazlum yüreği inim inim inletiliyordu. Sonra birden bire bir sahtekâr daha buldular. Uyuşturucuyla başı belada olan, esrar, eroin satıcısı Ali Kalkancı gündeme taşındı. Böyle bir adama yeni kostüm gerekliydi. Ona da bir cübbe giydirip, sakal bıraktırılıp cin işleri-cindarlık mesleği yeni bir albeniyle sunuluyor dinin temellerine saldırılıyordu. Uyuşturucu müptelası olan Kalkancı zikreder halde kafasını sallıyor, çevresinde birkaç kendini bilmez bağlılarıyla televizyonun haberlerini süslüyorlarken birden bire Cinci Hoca bir başka kadını tuzağa çekerken yakalanıyor-basılıyor gazeteler-televizyonlar boy boy anlatıyordu. Sonrası var daha, Aczimendiler adıyla maruf olan eli değnekli uzun boylu adamlar caddelerde cübbeleriyle, sakallarıyla, sarıklarıyla yürüyorlar ve tehdit ediyorlar. Bunlar hep mazlum Anadolu halkının saf imanına saldırıp, kendilerini haklı çıkarmak için kurdukları tuzaklardan bir kaçıydı.

Bunları yaparken irtica geliyor yaygaraları, afakı sarıyordu ve bir başka kanaldan yani Başkent Ankara’da bankaların içi boşaltılıyor, yurt dışına transferler gerçekleştiriliyor ve dönemin hükümeti hiçbir müdahalede bulunamıyordu. Halk inim inim inletiliyordu. Ekonomi yerlerde sürünüyordu. Maksat bir yandan halkın inanç ve imanını sıkıntıya sokarak iyice sindirmek ve başkaldırabilecek unsurları bitirmek ve irtica hortladı imajı veriliyor, diğer yandan 26 tane Bankanın iflası sağlanıyor, içi boşaltılıyor, İsviçre’ye taşınıyor, ekonomi çöküyor ve hükümet devriliyordu. O dönemlerde faiz %70’leri buluyor ülkeyi helak ediyor, enflasyonun önü alınmaz bir şekilde milleti yangına taşıyordu. Türk Milletine bunları reva gördüler. Batıcıların oyunları dur durak bilmiyordu. Yıllarca bu milleti böyle ezdiler, ziyan ettiler.

Günler-geceler böylece geçip gitse de toplumda ciddi yaralanmalar zuhur ediyor, içten içe toplum çöküyor, umutlarını tek tek kaybediyordu. Hastalıklı bir bedende ne düşünce, ne sanat, ne kültür ne de şehri imar eden bir düşünce oluşturulamaz. Toplumun hafızasına yeniden dönmesi, tazecik milli kalkınışın şahlanması icap ediyordu elbette. Durup dururken toplumun inancıyla alay etmek yerine, irtica geliyor demek yerine, insana, inanca, tarihe, bireye, topluma saygı duymak gerekliydi.

O yıllardan bu yıllara yani 2017 Martına gelindiğinde irtica gündemini kaybetti. Gerici-ilerici tanımlamaları yok, sol-sağ ayrımı olmasa da partilerin taşıdığı kimlik belirginliğini koruyor. Yine hala solcular CHP de yapılanırken, Milli hasletlere sahip olanlarla aslında muhafazakâr diye de ifade edilen cenah ya da milliyetçi mukaddesatçı kesim genel itibariyle AK PARTİ-MHP ekseniyle ifade edilmiş oluyor.

2002 yılından itibaren iktidar olan AK PARTİ oylarını yaptığı hizmetlerle, toplumla kurduğu ortak dil ile gösterdiği hedeflerle, toplumun ihtiyacı olan ekonomik genişlemenin yaşanmasıyla ve dünya devletleri üzerindeki etki ve duruşuyla oylarını yükseltmiştir. Her yapılan seçimden oyunu yükselterek iktidar olmayı sağlamıştır. Bunun karşısında CHP gerçek bir muhalefet gücünü gösteremediğinden, ya da yeterli derecede güçlü söylemlere, liderlere sahip olamadığından akim kalmayı sürdürmektedir. Yedi seçimde mağlup olan muhalefet, düşünce üretmekten, siyaset üretmekten aciz kalmış her defasında seçimlerde kaybetmiştir. 16 Nisan 2017 Cumhurbaşkanlığı ve Sivil Anayasa Referandumunda da kaybedecektir Allah’ın izniyle.

Recep Tayyip Erdoğan’ın diğer liderlerden farkı gece gündüz demeden çalışmaktan yorulmamasıydı. Bütün eylemlerine bakıldığında devlet, millet hayrına, gençlik ve gelecek düşüncesine dayanıyordu. Özgür ve bağımsız bir Türkiye’den yanaydı bütün gayretleri. Hem içten hem de dıştan saldırılara rağmen, tuzaklara, terör belalarına rağmen, toplum hafızasını ikna ederek büyük bir devlet olmanın gereği neyse onu yapıyor ve böylece toplum nezdinde güven kazanmayı sürdürüyordu. Elbette ki Menderes, Özal, Erbakan büyük devlet adamlarımızdı. Yüzyıldır beklenen büyük lider gelmiş, halkın % 50’sinin üzerinde oy almayı başarmıştı.

Anayasa sivilleşmeliydi, ekonomide güçlü bir Türkiye’ye ihtiyaç vardı. Çağdaş denilen Avrupa’ya özenme yerine, kendine güvenen bir milletin değerler sisteminin, binlerce yıldır sürüp geldiğini ve bir medeniyet mensubiyetiyle haysiyetimize sahip çıkmamız gerektiğini anlatıp duruyordu ilk defa halkın seçtiği Cumhurbaşkanı yani Devlet Başkanı

Recep Tayyip Erdoğan’ı diğer liderlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de gelecek tasavvuruydu. Geleceği gençlere armağan etmek için bir yandan seçme ve seçilme, bir yandan kültürel mirasla temas kurarak düşünce, fikir ve sanatta yükselme, diğer taraftan 2023’e hazır olan bir gençlikten 2053’e ve 2071’e hazırlanılması direktiflerini veriyordu. İlk kez bir lider geleceğin Türkiye’si için gençliğini hazırlıyordu. Belki de Cennetmekân II. Abdulhamithan’ın yenilikçi ve genç kadro yetiştirme çabasını bu kez Recep Tayyip Erdoğan yapıyordu. Her şehirde en az bir üniversitenin açılmasının yanı sıra büyükşehirlerdeki üniversitelerle 180 üniversiteyle ilim, irfan, teknik ve bilgi çağının kapılarının sonuna kadar açıldığını ilan ederek her şehre havaalanı yaptırmak suretiyle halkın kendi toplumuna, toprağına, bayrağına, devletine sahip çıkması konusunda düşünceyi tazeliyor, hafızalara hükmediyordu. Tarihi belgeler konuşuluyor, tarihi filmlerle milli devlet geleneği köklerine yeniden ulaşıyordu.

İstanbul’da yapılan yenilikler, diğer vilayetlerin hayranlığını cezbediyor-çekiyor Marmaray’dan, üçüncü boğaz köprüsüne ve üçüncü havaalanına kadar yapılamaz denilenler yapıldıkça 15 Temmuz Şehitler Köprüsü kardeşlerine kavuştukça, hızlı trenler şehirleri biribirine daha da yakınlaştırıyordu. Şehir hastaneleri dünyanın en çağdaş ülkeleri tarafından ibretle takip edilerek kendi ülkelerine de yapılması konusunda öncülük eden bir Türkiye vardı artık. Anlatacak, yazılacak o kadar çok hizmet vardı ki bunları anlatmaya kitaplar gerekliydi. Zaten halkın güz, gönlü açılmış ferasetin baktığı pencere sonsuzluk şuuruyla halelenmişti.

Her alanda kendini gösterebilen Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 16 Nisan 2017 Pazar günü Referandumu için bir kez daha halkın önüne çıkıyor milyonlarca İstanbul’luyu YENİKAPI RUHU diyerek milli devlet geleneğini kökleştirerek-derinleştirerek asaletli liderliğini pekiştirmeyi sürdürüyor. Bütün şehirleri ilmik ilmik dokumuş, esenlikler ülkesi, barış ve kardeşlik ülkesi olsun diye gayret ediyordu.

Artık Türkiye biliyor ki dünyada var olan savaş; hakla batıl savaşıdır. İyiyle kötülerin savaşıdır. Adaletle adaletsizlerin savaşıdır, zalimlerle mazlumların savaşıdır. Hilal ile haçın savaşıdır.

Hilalin çocukları, batılılardan –haçlılardan- 200 yılın hesabını sormak için EVET demektedir.

Türk milleti, son on beş yılda yapılan yatırımların, hizmetlerin, kazanımların cumhuriyet tarihinde yapılanlardan üç beş misli daha fazla olduğunu gördüğünden dolayı EVET diyecektir.

YENİ TÜRKİYE’DEN yana halkımız EVET diyecektir.
Kardeşlikten ve barıştan yana EVET diyecektir. Devletin bir karış toprağının dahi bölünmezliği için EVET diyecektir.
Sivilleşmeden yana EVET diyecektir.
Sivil Anayasa için EVET diyecektir.
Cumhurbaşkanını halk seçsin diye EVET diyecektir.
Devlet daha güçlü olsun diye EVET diyecektir.
Hizmet yarışında adalet olsun diye EVET diyecektir.
Halkın birlik ve beraberliğini, kardeşliğini her şeyin üstünde tutmak için EVET diyecektir.
Daha güçlü bir Türkiye için EVET diyecektir.
Güçlü bir lidere EVET diyecektir.
Türk milleti, meselelere milli bakan, milli duran, milli yaşayan liderine EVET diyecektir.
Terör belasından kurtulmak için EVET diyecektir.
Darbeler –kalkışmalar- bir daha olmasın – yaşanmasın- diye EVET diyecektir.
Millet, memleket, vatan bölünmesin, ezan, bayrak göklerden, gönüllerden inmesin diye EVET diyecektir.
Elhasıl, evet demek için binlerce nedenlerimiz var;
Çocuklarımız için EVET
Gençlerimiz için EVET
Geleceğimiz için EVET
Yeni anayasa için EVET
Başkomutan için EVET
Din ve iman için EVET
Devlet, millet, vatan bayrak için EVET
Bağımsızlığımız ve özgürlüğümüz için EVET
YENİ TÜRKİYE İÇİN EVET
BÜYÜK CİHAN DEVLETİ TÜRKİYE İÇİN EVET…

10 Nisan 2017 – İstanbul

Etiketler: »
Share
487 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+1 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bu din, vermek dinidir

    23 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bu din, vermek dinidir İran Evliyasından Muhyiddin-i Dusti hazretlerine “rahmetullahi aleyh”, bir gün bazı dostları gelip; - Dünyada en güzel şey nedir? diye sordular. Cevabında; - Dünyada en güzel şey, dünyaya düşkün olmamaktır, buyurdu. Anlayamadılar. O zaman sordu onlara: - Sizce dünyada en kıymetli maden nedir? - Altındır efendim. - Peki altından kıymetli olan nedir? - Bilmiyoruz hocam, nedir? - O altını, ihtiyaç sahibi başka Müslümana vermektir. Bu din, vermek dinidir. Veren aziz olur, alansa ...
  • Sevgilinin Sevgiliye Kavuştuğu Gece: Miraç Gecesi

    23 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Sevgilinin sevgiliye kavuştuğu en güzel, en kutlu ve de en mübarek olan gecelerden bir gece olan Miraç kandili ve gecesi tüm Müslüman alemine hayırlı olsun.   Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) göğe yükselerek Yüceler yücesi olan Yüce Mevla’nın huzuruna en güzel şekilde kabul edildiği mübarek gecedir.  İlahilerin birçok sırrını, hikmetini ve de bereketini kendi bünyesinde bulunduran bu gecede İsra Suresinin ilk ayeti kerimesinde şöyle ifade edilmektedir: “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (M...
  • BENİM OYUM ÜSTÜN

    23 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI

    BENİM   OYUM   ÜSTÜN Yapılan başkanlık oylamasından sonra; yine birileri azıttı. Çıkan sonucu hazmedemedikleri için, olsa gerek; kendileri gibi düşünmeyen insanları; aşağılamaya, hakaret etmeye başladılar. Anadolu şehirlerindeki evet oylarının fazlalığı; Anadolu şehirlerine hakaret içeren, saldırmalara dönüştü. Artık pes, doğrusu. Bu insanlar, sözde; demokrasiye inandıklarını söyleyen, insanlardır. Ancak, Onların demokrasi anlayışında, kendileri gibi düşünmek, fikri; yatmaktadır. Eğer, kendileri gibi düşünmeyen fikir önde çıkarsa; O zaman, o...
  • Dünya, imtihan yeridir

    22 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Dünya, imtihan yeridir İstanbul Evliyasından Hüsameddin Nakşi hazretleri "rahmetullahi aleyh", bir günkü sohbetinde; - Bu dünya “imtihan yeri”dir, buyurdu. Görünüşü tatlı ise de, aslı acıdır. Su gibi görünen bir serap, şeker kaplanmış zehirdir. Kendisini sevenlere en kötü şeyleri yapar. Şöyle devam etti: - Ona tutulan akılsızdır. Görünüşüne aldanan, sonsuz felakete düşer. Hadis-i şerifte; “Dünya ile ahiret birbirine zıttır. Birini razı edersen, öteki gücenir” buyuruldu. Sordular: - Peki efendim, bu kadar kötü...
UA-36507442-2