logo

reklam

Ortadoğu Coğrafyasında Yeni Savaş Türü “Su Savaşları”


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

Geride bırakılmış asırların, milyarlarca insanların farklı coğrafyaların üzerinde medeniyetler maskelerinin altında büyük ve güçlü devletlerin diğer devletleri müstemleke durumlarına sokmakla beraber,maddi kıymetlerini (petrol,su,yer altı zenginlikleri vb.) yağmalamak,el koymak,sömürmek,gittikçe daha fazla zenginleşmek,bütün coğrafyayı kemirmek amacıyla asırlardır insanların öldürüldüklerine tanık olunmaktadır.

Dünyada medeni ve muasır devletlerin,hemen yanı başlarımızda vukuu bulan korkutucu ve ürkütücü olan savaşların sahnelerinden haz duymakla kalınmayıp,karşı çıkmamışlar.Bununla birlikte sessizliklerini korumuş olup,silah satımlarıyla gıdalanmışlardır.

Burada asıl olan,bütün katliamların ve savaşların yaşanmasında ki esas belirleyici unsurun da varlıkları fazlasıyla kıt olan iktisadi kaynaklarının hepsini ele geçirmeleri,kullanılması,kontrol edilmesi ve bununla beraber bunların korunması gayesidir.

Tabi ki bunların yanında da daha farklı bir konumda olan ictimai,dini mezhep savaşlara,toplumların sarsılmaları,sınırların değişimleri ve sınırların yeniden çizilmesine de neden olmaktadır.

Hepimizin de bildiği gibi yeryüzünün bütün coğrafyalarında iktisadi kaynaklarının ne kadar az olduğunu biliyoruz.Bu kaynakların da değişik coğrafyalara dağılmış olduğu da bilinmektedir.

Dünyada ve özellikle Ortadoğu coğrafyasında önceden artan refah seviyesi sebebiyle ölümlerin oransal olarak azaldığı,doğum oranının da artmış olduğu gözlenmekle birlikte sağlık beslenme gibi nedenlerle de nüfus artışı oluyordu.

Batılı Avrupalı sömürgeci zihniyetler özellikle de 3.Dünya Ülkeleri’nde görülmekte olan hızlı nüfus artışlarının frenlenmesi ve minimum seviyelere indirmek istemeleri için;doğum kontrolleri başta olmak üzere,kürtaj ve savaş gibi yollarını denemekten geri kalmadılar.

Artış gösteren nüfusların barınmaları, ihtiyaçları, beslenmeleri tabi olarak artmakta olduğu için işler daha da zorlaşmaktaydı.

Dünya da teknolojinin hızla ilerlemesine rağmen “SU” gibi en temel içecek olan başka bir maddenin ikamesi de mümkün olmayan tabii ihtiyaç maddelerinin korunmasıyla,elde edilmesi yerli yerince kullanılması ve savunulması daha fazla bir şekilde önem arz etmektedir.

İleri de hatta beş on sene sonrasında Ortadoğu coğrafyasında “petrol “ kaynağının  yerini “Su” kaynağı sıcak çatışmaların ve büyük savaşların çıkış nedenleri arasında olabilecek “Stratejik Maddelerin” kapsamında yerini alacaktır.Tabi bununla beraber aynı zaman da bölgenin de zengin petrol yataklarının ve başka maddelere sahip olmasıyla birlikte başka ülkelerin özellikle Amerika Birleşik Devletlerinin ve Batılı Ülkelerinin iştahlarını kabartacak potansiyele sahiptir.

Yer altı zenginliklerinin en önemli kaynaklarından olan “Su”,Ortadoğu’nun yanı sıra bütün Amerika,Afrika,Asya ve diğer bütün kıta ülkelerini yakından ilgilendiren en önemli kaynaklar arasında yerini almaktadır.Bundan dolayıdır ki şimdilerde bütün ülkeler yeni arayışlar için Ortadoğu coğrafyasına göz dikişlerdir.

Yer altı zenginliklerinden olan petrolün her türlü alternatif yollarının bulunduğu günümüzde Su’yun alternatif yollarının olmadığı da bir gerçektir.

Yeryüzünde petrol demek;teknolojinin ilerlemesi,sanayileşmenin çoğalmasıyla birlikte gelişmenin ana motorlarından biri olduğunu bilmekteyiz.Lakin yeryüzünde su kaynağının ne kadar önemli olduğunu nasıl değerli bir kaynak olduğunu görmezden de gelemeyiz.Su demek;hayatımızı devam ettirmemizin,yeryüzünde var olmamızın ana kaynaklarından hatta en önemli kaynaklarından biri olduğunu görmemiz gerekmektedir.

Ortadoğu coğrafyası topraklarının yer altı zenginliklerinden olan “ petrol “ kaynağı yüzünden nice kıyımların yaşandığı gibi “Su” kaynağı yüzünden de gelecek yıllarda ciddi manada akıllara durgunluk verecek büyük katliamların ve savaşların fitillenmesine sebep olacak büyük bir potansiyel arz etmektedir.

Su; Ortadoğu’da bugünkü petrolden daha çok kıymetli olup,yokluğunu da ancak havanın yokluğuyla kıyaslanacak bir unsurun olduğunu hepimizin de bilmesi gereklidir.

Dünyada ki su rezervlerinin neredeyse yüzdelik oran olarak 97’i tuzlu sudan oluşmakla beraber,geri kalan suyunda tatlı sudan ibaret olduğunu biliyoruz.Ki bu tatlı suyun da büyük bir çoğunluğu da koca koca dağlardaki ve kutuplarda ki buzullarla birlikte yer altı sularından meydana geldiği de raporlanmıştır.

Günümüz şartlarında neredeyse her sene su ile ilgili hastalıklardan dolayı milyonlarca insan hayatını kaybetmektedir.Yeryüzünün genelinde milyonlarca insan temiz sudan mahrum kalmıştır.

Birleşmiş Milletler Teşkilatının hazırladıkları “İnsan Gelişim Raporuna “ göre;Dünyada her saniyede 8 çocuğun temiz suyu bulamadığından dolayı öldüğü raporlanmıştır.Önümüzdeki 20 yıl içerisin de dünya nüfusunun neredeyse yarısından fazlasının içme ve kullanma suyunu bulmakta zorluk çekeceklerinin ve bununla birlikte her sene milyonlarca kişi kolera ve ishal gibi hastalıklardan ötürü ölümle karşı karşıya kalacaktır.Dünyadaki hastalıkların oransal olarak neredeyse yüzde 80’den fazlası susuzluktan kaynaklanmakta olduğu da raporlanmıştır.

Bütün dünya ülkeleri şuanda ciddi su sıkıntılarıyla boğuştukları ve görünürde olan bir gerçektir.

Nasıl ki şuanda bütün dünya ülkeleri petrol için savaşlar katliamlar yapıyorsa ileri ki yıllarda da su için büyük sıkıntıların savaşların katliamların olacağı ve çok derin sıkıntıların çekileceği gerçeğini de görmezden gelinmemesi gerekir.

Birleşmiş Milletlerin yayınladıkları raporlara bakılarak dünya nüfusunun neredeyse yüzde 40’ını oluşturmakta olan milyarlarca insanın yeteri kadar sağlıklı ortam ve şartlarda yaşamadıkları raporlanmıştır.Temiz suların olmadığı sağlıksız koşulların sebep olduğu ishal hastalıklarından dolayı her gün binlerce çocuk ölüyor.

Yeryüzünde bulunan en önemli su kaynaklarının hızlı bir şekilde yok olduğu,büyük tehditlerinde altında bulundukları,sıcaklıkların da artması,ekolojik dengenin bozulması bununla beraber yağışların hızlı bir şekilde azalma göstermesi nedeniyle ve en önemlisi de tarımlarda yoğun bir şekilde kullanılmasından dolayı da nehirlerin çoğu ölümle yaşam arasında savaş vermekte olduğunu görebilmekteyiz.Afrika’nın dördünce büyük nehri olup,dünyanın da en fazla kullanılan su sistemi olan Zambezi Nehri sürekli olarak şiddetli yağışlar ve sel felaketleri yüzünden zarar görmektedir.

Ortadoğu coğrafyasında su kaynaklarının giderek yok olmasıyla birlikte kirlenmesinin sonucunda bölgedeki gerginliklerinin artmasına sebep olacağından endişe edilmektedir.Bütün ülkelerde su sıkıntı ortaya çıkmıştır.Latin Amerika ülkelerinden birisi olan Meksika’da yağmur sularının kanalizasyon sularıyla birbirine karışmasıyla ciddi manada su sıkıntısı çekildiği ülkelerden sadece bir tanesidir.Amerika Birleşik Devletlerinin en büyük nehirlerden olan ve Amerika Birleşik Devletlerinin neredeyse beşte birinden fazlasını sulayan Ogallala- Aquifer Nehri aşırı derecede pompalaması sonucunda giderek kurumaya geçtiği görülmüştür.

Avrupa ülkelerinin çoğundan fazlası,yer altındaki o muazzam su kaynaklarının ölçüsüz bir şekilde yağmalamaları sonucunda ileri de ürkütücü sonuçları ortaya koyulacağı belirtilmektedir.

Ortadoğu da bulunan Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinin durumu nedir bir bakalım isterseniz.

Nüfusların gelişim hızları ile yoğunluklarını hesaba koyduğumuzda su zengini ülkelerin arasında olmadığımızı sadece şimdilik kendi ülkemize yetecek kadar olduğunu görebilmişizdir.

Batı Ülkelerin,Türkiye Ülkesinin üzerinde oynadıkları en tehlikeli oyunun kasıtlı bir şekilde,Türkiye’nin su zengini bir ülke olduğunu lanse edilmektedir.Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi’nin yıllık su potansiyelinin neredeyse 180 miyar metreküp olduğu ve sadece Almanya’nın güneyinde Kara Orman bölgesinde bulunan Brigach ve Breg nehirlerinin birleşmesiyle meydana gelen Tuna Nehri’nin yıllık su potansiyelinin 200 milyar metreküpü geçtiğini kıyaslarsak su bakımından da ne kadar düşük bir zenginliğimiz olduğu meydana çıkacaktır.

Batılı Ülkeler,Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist İsrail’in Büyük Ortadoğu Projesinin amaçlarından olan ve zenginmiş gibi gösterip Suriye ile Irak Ülkelerinin Türkiye’yle aralarına daha çok derin kinler,nifak ve intikam tohumlarını açmak istedikleri içindir.Öyle ki günden güne bunu başarıyorlar.Ortadoğu coğrafyasının her yerini Siyonist İsrail’in Amerikalıların işbirliğiyle insanların arasına nifak tohumlarını koymayı başarmışlar.

Irak ve Suriye,Fırat ve Dicle Nehirlerinden ciddi anlamda ve büyük ölçüde faydalanırken,Lüban’ın Bekaa Vadisi’nin doğu kısmından doğan ve Türkiye Hatay ilinden Akdeniz’e dökülen suyun ancak yüzde ikilik bir paydan faydalanmaktadır.Türkiye de su kıtlığının yaşandığı bir diğer örneği de Hatay’ın en önemli arazilerden olan Amik Ovasıdır.Gittikçe çölleşmeye başlayan bir ovadır.Zaman zaman ani su boşalmaları ile oluşan selleri de ayrı bir faciadır.

Hepimizin de bildiği gibi Ortadoğu Ülkelerinin arasında önemli su kaynaklarını elinde tutmakta olup kontrol eden Türkiye,sürekli olarak batılı ülkelerin ve Siyonist İsrail’in tehlikesi altındadır.

Ortadoğu’nun bir diğer su problemlerinin bulunduğu yerlerden birisi de,üç ülkenin arasında olan Golan Tepeleridir.Suriye,Lübnan ve İsrail arasında büyük tartışmalara ve ciddi anlaşmazlıklara sebep olan tepelerdir.Burada ki en ciddi tartışmalara sebep olan ve stratejik öneminin yüksek derecede olan bu bölgelerin de sahip olduğu su kaynaklarından teşekkül etmesidir.Bunun da Suriye’nin de Lübnan’ın da farkında olmaları lazımdır ki;o bölgelerde su kıtlıkları devam ettikçe Siyonist İsrail’in Golan Tepelerinden çekilmeyeceği de aşikardır.

Ortadoğu’nun bir diğer tehlike arz eden durumun,su sıkıntısını her geçen gün daha çok çekmekte olan Siyonist İsrail gelmektedir.Siyonist İsrail bu yüzden Filistin Suriye ve Ürdün Ülkeleri ile sürekli bir çatışma halindedir.

İsrail,dünyanın en uzun nehri olan Nil Nehri’nden kendi bölgesine su çekmek için Habeşistan (Afrika’nın ve dünyanın en eski bağımsız ulusları) ile yakın bir işbirliği içinde olması da gözlerden kaçmamaktadır.

İsrail bütün Ortadoğu Ülkeleri ile su savaşına girmiş bulunmaktadır.En büyük projeleri de özellikle “Su Savaşları ”projelerini geliştirip ondan sonrada bütün Ortadoğu coğrafyasında ki toprakların üzerine oturmaktır.Yani Büyük Ortadoğu Projelerini meydana çıkarmak.

Siyonist İsrail’in ve Deccal’in uşakları olan Amerika Birleşik Devletleri bir diğer hilesi yine yer altı zengin kaynaklarının üzerinde kurmuş olduğu planlardır.

20 Mart 2003 yılında başlayıp 15 Aralık 2011 yılında biten ve halen iç savaşın da devam etmekte olan Irak Savaşı’nın ana eksendeki Petrol kaynaklarının ele geçirilmesiyle,denetimin sağlanmasının yanında da Ortadoğu coğrafyasının hepsine özellikle Mezopotamya’nın en kutsal topraklarına hayat veren Fırat’ın,Dicle’nin,Asi’nin,Nil Nehirleri’nin üzerinden büyük pazarlıklarının yapılmasıyla birlikte baskı aracı olarak da kullanılması yatmaktadır.

Ortadoğu savaşlarının çoğu aslında birer stratejik planlanmış projelenmiş olaylardır.Irak ile Amerika Birleşik Devletlerinin arasında ki savaşın petrol ve yer altında ki zenginlik kaynakları dışında suyun da paylaşımının yeniden belirlenip yapılandırılması ve Siyonist İsrail’e aktarılmasından ve bu aktarılmaların yeni imkanların oluşturulması için yapıldığı da görülmüştür.

Dünyanın bütün ülkeleriyle adeta dalga geçen Siyonist İsrail Devleti kendi suyunu Şeria Nehrinden yani Ürdün Nehri olan,Orta Doğu’da Büyük Rift Vadisi boyunca akmakta olan ve Lut Gölü’ne dökülen bir nehirden,Güney Lübnan’da ki su kaynaklarından,Suriye’de ki işgal altında tuttukları Golan Tepeleri’nden, yine Suriye ile bir kısmını ellerinde tuttukları Taberiya Gölü(İsrail de bulunan bir göldür.Lübnan’dan gelen Litani Nehri tarafından beslenmektedir.)ve Filistin topraklarından sağlanmaktadır.Öyle bir şey ki Filistinliler bile kendilerine ait olan suların da ancak ve sadece yüzde 10’unu kullanmaktadırlar.

Ellerinde ki iktisadi ve siyasi imkanlarla dünyada belirleyici büyük bir rol oynayan Siyonist İsrail’in hedeflerine ulaşmaları için Ortadoğu Bölgesinde ki bütün Ülkelerin güçten düşürülmesiyle,ekonomik varlıklarının zayıflatılması  gereklidir.Ortadoğu Ülkelerinden olan Irak Ülkesinin savaşı da yeni başlangıçların göstergesiydi.

Ortadoğu coğrafyasın da günümüzde olduğu gibi gelecek zamanda da su meselelerin ciddi ve büyük önemli bir mesele olmaya devam edileceği,hatta şöyle ki petrol savaşlarının yerini su savaşlarına bırakacağı da kesindir.

Ortadoğu coğrafyasında yaşayan bütün ülkelerin ulusların,uluslar arası suların ve yer altı su kaynaklarını kapsayacak bir biçimde birbirlerinin çıkarlarını gözetmeksizin sonu bilinmeyen ve asla da sonu gelmeyen uzun soluklu bir yarış pistine girmişlerdir.

Acı olan şudur ki;bu yarışların sonunda kan gözyaşı su kıtlığı ölümler yıkımlar çatışmalar katliamlar  ve savaşlar daha çok olacaktır…

Görüldüğü ve görüleceği gibi Ortadoğu coğrafyasının içinde bulunduğu tablo hiç de iç açıcı değildir.Bütün dünyanın kabusu haline gelen “Siyonist İsrail” ile beraberinde gelen “Su sıkıntısı” bizleri ve bütün Ortadoğu haklarını ciddi sıkıntılara sokacağı gözlenmektedir.

Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed  Mustafa (S.A.V) şöyle buyurmaktadır.

Fırat Nehri altın bir dağ üzerinden suyu çekilip açılmadığı müddetçe kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar o su için savaşacaklar ve her yüz insandan doksan dokuzu öldürülecektir.Onlardan her biri: ’Belki ben kurtulurum! diyecektir. ” (Buhari)

Ortadoğu coğrafyası için söylenilen en önemli satırlardan bir kısmı da şöyledir.

Çok büyük harplerin olacağını Resulullah Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa(S.A.V)  şöyle haber vermektedir.Fırat Nehri şırıl şırıl akmaktadır. O nehrin suyu çekildiği vakit, o toprak açılacak, o kuru olmuş toprağın altında “Allah-u alem altın hazinesi” var. O çıktığı vakitte oradaki devletler,biri “ben alayım!” diğeri: “Ben alayım!” derken birbirine girecekler. Bu harplerde çok insan kırılacaktır.

Resulullah Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa(S.A.V) emrine uyanlar kurtulacak, fakat emri dinlemeyip maddeye yönelenlerin helakına vesile olacak…

“Mehmet Kızılkaya”

 

Share
394 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+7 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
  • CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ Bir gün, hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i Ali mescid-i şerifte oturuyorlardı. O esnada biri girdi içeri. Ancak hazret-i Ali’yi görünce adamın rengi kaçtı birden. Mahcup bir vaziyette çöküverdi oracığa. Hazret-i Ebu Bekir, merakla hazret-i Ali’ye döndü: - Ya Ali! Şu adamı tanıyor musun? - Evet, tanıyorum. - Seni görünce mahcup oldu. Acaba neden dersin? Aliyyül Mürteza tahmin etmişti: - Bana borcu var. Belki ondandır. Hazret-i Ebu Bekir kalktı ve gitti o adamın yanına: - Hayırdır, neyin var senin? - Yok bir şey ...
  • ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI Papatya Yayınlarından Mustafa Turan’ın "Destanlaşan Çanakkale"  kitabında anlatılanlara göre, yıllar önce eğitim sistemimizi incelemek üzere Japonya’dan bir heyet Türkiye’ye gelir. İnceleme tamamlandıktan sonra MEB yetkilileri, Japon heyetinden hiç beklemedikleri bir tepki almıştır. Konuk heyetin, dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın huzurunda dile getirdikleri acı gerçek şöyledir: “Türk eğitim sisteminde milli ruh yok...” Sonra şöyle devam etmişler: “Biz, eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Ön...
UA-36507442-2