logo

reklam

Ortadoğu Coğrafyasında Yapılan Zulümleri, Yaptığınız Boş Siyasetle Bitiremezsiniz!


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

Geçtiğimiz yüzyıla baktığımızda, insanlık tarihlerinde derin izler bırakan çatışmalar, katliamlar, acılar savaşlar ve de büyük felaketler damgasını vurdu. Bu felaketlerde milyonlarca insan açlığa ve ölüme terk edildi. Milyonlarca insan öldürüldü. Milyonlarca insan, hiçbir canlıya uygulanmayacak boyutlarda, insanlık dışı muamelelere maruz kaldılar.

 

Farklı ideolojilerin arasından ki zıtlıkların, dev kitleleri peşleri sıra olarak sıralanmıştır. Bunun yanında dünya da ve Ortadoğu Coğrafyasında çok büyük çatışmalar ortamına dönüştürüldü. Herkes birbirine düşman oldu, kardeş olanlar düşman oldu ve eline silah alan bu kitlelerin hepsi çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden tüm dünyada acımasızca terör estirdiler.

 

Hepimizin bildiği gibi de 20.yüzyıl, İnsanlık tarihinin en kanlı asrı olarak tanımlayabiliriz. Neredeyse 250 milyondan fazla insan, kitle katliamların içinde, savaşlarda ve siyasi cinayetlerde öldürüldü.21.yüzyılda ise, İnsanlık için yeni bir başlangıç olacağını umut ediyorduk. Dünyanın önde gelen ülkelerinde, küresel barışı hedefleyen yeni bir dünya görüşünü benimsediler. Hepimizin de içinde bulunduğu bu yüzyıla yönelik beklentilerimiz ve belirlenen hedeflerde böyleydi. Ama şuanda dünya genelinde hakim olan manzaranın, bu hedeflenen yönlere tamamen zıt bir dünya görüşünün yeryüzünün ve de özellikle Ortadoğu Coğrafyasının dört bir yanına sardığını gösteriyor.

 

İnsanlar bencil,egoist,acımasız,kendi çıkarlarını korumak için her yola başvurmayı makul saymayı bilenler bir yaşam modelini benimsemiş durumdadırlar.Yeni yetişen nesillere, ruhsuz, sevgisiz, merhametten,şefkatten ve insaniyetten uzak toplumlara yön vermektedirler.Yeni yetişen gençlerin,menfaatlerini koruma uğruna her yola başvurmayı makul sayan bir anlayış ile hareket etmekten uzak kalmıyorlar. Hayatlarına saygı, sevgi, merhamet, vefa, fedakarlık, sadakat, kardeşlik gibi değerlere yön vermekten acizler. Vicdan değil, bilindiği gibi mantık onlara yol gösterici oluyor.

 

Sevgisiz toplumların hali hazırda dünyanın dört bir yanında hüküm sürülmekte olan karışıklıkların, yapılan katliamların ve zulümlerin süregelen çatışmaların başlıca sebepleridir. Ortadoğu ülkelerinde ve dünyanın birçok ülkesinde kendi halklarına, kendi din kardeşlerine, kendi toplumlarına kendi insanlarına yönelik kitle katliamlarına karar veren insanların egoist, sevgisiz ve çatışmacı ruhların birer eseridir.

 

Dikkat edilirse yeryüzünde bulunan ve özellikle Ortadoğu’da her ne kadar birçok toplum ve insan bu yaşanan savaşların ölümlerin katliamların son bulmasını isteseler de, kimse bir türlü gerçekten de etkili olacak çözüm önerilerinde bulunmuyor ve de bir çözüm yolunu sunmuyorlar.

 

Yeryüzünde milyarlarca insan var. Ülkeler, hükümetler, yardım kuruluşları, barış elçileri, uluslararası organizasyonlar bunlardan hiç biri kalıcı ve de çözücü bir adım atmıyor.

 

Hepimizin de gördüğü şudur ki; Yeryüzünde özlenen barışın, istenen adaletin, kardeşliğin, huzurun ve de sevgi ortamının, bu yüzyılda da hala bir türlü ulaşılamıyor olması çok garip.

 

Ülkeler, toplumlar insanlar neden etkili olamıyorlar? Zulümlere, acılara, adaletsizliklere, haksız uygulamalara, sıkıntılara, ezilen halkların durumuna, dünyadaki savaşlara, çatışmalara neden bir çözüm getirilemiyor ki?

 

Uluslar arası kuruluşların, Birleşmiş Milletlerin, İnsanların, toplumların, siyasetçilerin ve hükümetlerin bu vicdan sorgulamalarını yapmaları ve bunların da sonucunda da, şu gerçeği görmeleri gerekmez mi;”Bir şeylerin gerçekten yanlış olduğu, yanlış yapıldığını ve çözümleri yanlış yerlerde aradıklarını “sorgulamak gerekmez midir?

 

Bizler tüm çözüm yollarını siyasette aramaktayız. Dünyada ki hiçbir sorunun çözümü sadece ‘siyaset içerisinde’ değildir ve asla da olamaz. Tabi ki de siyaset, insanların kitlelerin seslerini duyurmalarında, toplumlara yön vermekte ve yönetme konusunda da önemli bir araçtır. Ama siyaset tek başına hiçbir şekilde hiçbir konuyu çözümleyemez ve çözemez.

 

İnsanoğlu, ruh’a sahip bir varlıktan oluşur. Sadece hayatta kalmak hedefi için yaşamak, ruhsuz ve mekanik bir varlık değildir. Siyaset ortamının tek başına hakim olduğu bir toplumdaki bir yerdeki soğukluk, insanların ruhundaki sıcaklığa asla etki edemez ve ulaşılamaz.

 

Toplumlarımız, insanlarımızın sorunlarını çözecek olan şey, o toplumun ve insanların ruhlarına bire bir etki edebilmektir. İnsanoğlunun ruhlarındaki merhamet, dostluk, sevgi, şefkat, kardeşlik duygularını, vicdani ve insani değerlerini harekete geçirmektedir.

 

Eğer ki sizler insanların toplumların çocukların gençlerin kalbinde sevgiye dair bir parlaklık bir ışık oluşturamazsanız, elbette ki dünyadaki yeryüzünde ki sorunları çözme yolunda da hiçbir zaman hiçbir ses getiremezsiniz.

 

Tek bir kişinin tek bir insanın dahi ruhuna ulaşamazken, dünyadaki tüm toplumlara nasıl bir etki yaratabilirsiniz ki?

 

Bu gerçekler dikkate alındığında ne mi olur? Dünyada ki acılara, eksikliklere, sıkıntılara çare bulmak çok daha kolay bir hal almış olur. Dünyaya yön veren barış elçileri, uluslararası yardım kuruluşları, politikacılar, siyasetçiler öncelikle toplumdaki ve insanlardaki bu büyük eksiklikleri ele alırlarsa, yeryüzünde her şeyden önce insani değerleri, kardeşliği, sevgi duygularını canlandırmaya çalışırlarsa ve bunlar siyasetin zemini üzerinde kullanırlarsa, işte ancak o zaman gerçekten etkili bir sonuca ulaşılabilir.

 

Bizler toplumlar, insanlar ve özellikle Ortadoğu Coğrafyasında yaşayan halklar unutulmamalıdır ki, eğer ki bir şeylerin temelinde sevgi olursa, o zaman barışın da ve güzel olan her şeyin de gerçekleşeceğini bilmeliyiz. İnsanlara sevgiyle yaklaşılırsa, iyiliğe, doğruya, ikna olmaları, aynı şekilde de doğrulukla, iyilikler içinde tepki vermeleri, güzel bir çağrıya aynı güzelliklerle cevap verip ve uymaları çok daha kolay ve etkili olur. İnsanlar sevdiklerini saydıklarını önemsendiklerini, değerler verildiklerini hissettiklerinde, onlar da karşılarındakilere ve başkalarına aynı duygularla yaklaşabilir ve negatif ve olumsuz düşünceleri de ortadan kaldırabilirler. Eğer sizler, insanların toplumların kalbinde sevgiye sevilmeye dair bir şeyleri inşa edebilirseniz, o toplumlar o insanlar, karşılaştıkları nefret söylemlerine ve nefret toplumlarına, aksiyle karşılık verebilecekleri bir güç elde etmiş olurlar o zaman. Çevrelerinde ki ayrımcı, çatışmacı, öfke dolu insanları da pasifize etmeleri ve onları da makul olana yöneltmeleri yönünde önemli bir güç kazanması oluşur.

 

Bu sebepledir ki toplumlara yön verecek görevlere üstlenmiş olanlar ve siyaseti, daha güzel bir dünya savaşsız bir dünya oluşturmanın bir çizgisi ve yolu olarak gören kimselerin de, bu önemli gerçekleri kendilerine rehber edinmeleri de son derece önemlidir.

 

Dünya da yeryüzünde ve özellikle Ortadoğu ülkelerini kan gölüne çeviren vicdanlarını kaybetmiş, dünyayı ve yeryüzünü sadece bir çıkar arenası olarak gören nefret toplumlarının ve Siyonist İsrail’in, insanlıklarını yitirmiş, vicdana, sevgiye, insaniyete yönlendirilmediği sürece, bu toplumlar üzerinde yürütülmekte ve yürütülen politikalar asla kalıcı ve olumlu sonuçlar vermeyecektir.

 

Allah-u Teala (Fussilet Suresinde 34) şöyle buyurmaktadır;

 

İyilikle kötülük eşit olamaz. Sen! En güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştırmaya bak; o zaman, sen de (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.

 

 

“Mehmet KIZILKAYA “

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share
660 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir anlık ibadet

    29 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir anlık ibadet Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir gün mescid-i şerifte eshabiyle sohbet ediyordu. Az sonra Cebrail aleyhisselam geldi. Bir haber getirmişti Efendimize. Selam verip arzetti: - Ya Resulallah! Ebu Bekir, bu sabah bir ibadet yaptı ki, yetmiş yıllık ibadete bedeldir. Efendimiz bir şey buyurmadılar. Bilal-i Habeşiyi çağırıp; - Ebu Bekir’i çağır, gelsin buyurdular. Hazret-i Bilal; - Baş üstüne ya Resulallah dedi. Ve koşup çaldı kapıyı. Hazret-i Ebu Bekir çıktı kapı...
  • Bunlar Beyt-ül-malındır

    29 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bunlar Beyt-ül-malındır Bir gün hazret-i Ömer, zekat develerinden, Birinin ardı sıra koşuyordu ki, birden. Gördü hazret-i Ali halifenin halini. Hayret içerisinde sordu şu sualini: (Hayrola nedir bu hal ya emir-el müminin! Ne için koşuyorsun ardından bu devenin?) Buyurdu ki: (Ya Ali, beyt-ül-malın bu deve, Havutunu düşürmüş, kaçıyor başka yere. Tutup da, havutunu vurayım ki ben derhal, Zarara uğramasın zamanımda beyt-ül-mal.) Duydu hazret-i Ali bu sözü Halifeden. Derinden bir “Âh!” çekip, ağladı so...
  • RAMAZAN AYI İFTAR İSRAFI

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    RAMAZAN    AYI     İFTAR    İSRAFI Ramazan ayı bahane,  israf  şahane... Ramazan ayı  israf ayı değildir... Ramazan ayı nefsi terbiye etme ayıdır... Yardımın, paylaşmanın, bölüşmenin  zirve yaptığı; ay olması gerekir... Pahalı ve görkemli iftar  sofraları, yerine; sade ve paylaşmanın esas olduğu  iftar sofraları tercih edilmelidir. Fakirin ve  yoksulun doyurulduğu, ortak ortamlarının paylaşıldığı, yüzünün güldüğü, sofralar; asıl amacın yerine getirildiği sofralardır. Öz budur... Son günlerde, Dünya toplumunun çekmiş olduğu açlık sıkıntıs...
  • Kemiğe yazılan yazı

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi...
UA-36507442-2