logo

reklam
30 Kasım 2016

O’nu Öldürmediler ve Asmadılar


facebooktwittergoogle plus
Elif NİSA
elif.alaca@hotmail.com

Hz. İsa bazı yönleriyle diğer peygamberlerden farklı bir konuma sahip bir peygamberdir. Babasız dünyaya gelmiş, henüz beşikteyken konuşmuş, dünyada kaldığı süre içerisinde büyük mucizeler göstermiştir. Bir diğer önemli özel durumu ise Allah’ın onu Katına yükseltmesi ve tekrar dünyaya gönderecek olmasıdır.

Kur’an’da anlatıldığı üzere, inkar edenler Hz. İsa’yı öldürmek amacıyla bir tuzak kurarlar. Bir kısım bağnaz Yahudi din adamı (kahinler), Hz. İsa’yı Romalı yöneticilere karşı faaliyet yürüten bir kişi olarak tanıtırlar. Onu öldürmek için harekete geçer ancak başaramazlar; onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek öldürürler. Çünkü düzen kurucuların en hayırlısı Allah’tır ve Hz. İsa’yı Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarır:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

Allah, çok büyük bir mucize yaratarak İsa (as)’a hainlik yapan Yahuda İskaryot’u Hz. İsa’ya benzetir. Hz. İsa’yı çarmıha germek üzere almaya geldikleri sırada orada bulunan Yahuda İskaryot, Hz. İsa zannedildiği için alınıp götürülür ve çarmıha gerilir. Yüzü kana bulandığı için de halk, çarmıha gerilen bu kişinin Hz. İsa olmadığını anlamaz.

“… Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” (Nisa Suresi 157)

İncil’de Hz. İsa’nın son sözleri olarak aktarılan, “Tanrım! Beni neden terk ettin?” gibi isyan sözlerinin ise Rabbine halisane teslim olmuş olan Hz. İsa’ya ait olmadığı  çok açıktır.

Bazı Hıristiyan mezhepleri bunu reddetse de, günümüzde Hıristiyan aleminin tamamı Hz. İsa’nın öldürüldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanır. Ancak Kur’an ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını görürüz:

Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim…” (Al-i İmran Suresi, 55)

Ayetteki “Vefat ettirmek” ifadesi Türkçede kullanılan ölüm anlamından farklı anlamlara gelir. Arapça’da “vefea” kökünden türeyen teveffa fiilidir ve bu fiil, “canın alınması”, “teslim alınması” manalarına gelir. İnsanın canının alınmasının ise her zaman ölüm anlamına gelmediğini yine Kur’an bize bildirir. Örneğin “teveffa” kelimesinin kullanıldığı bir ayette insanın ölümünden değil, uykuda canının alınmasından bahsedilir.

Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını alır (teveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir… (Zümer Suresi, 42)

Ayette kullanılan “teveffakum” kelimesi ölüme işaret etmez, “geceleyin canlarınızı alan” anlamına gelir. Eğer “teveffa” kelimesini ölüm olarak kabul edersek, o zaman tüm insanların her gece uykularında biyolojik olarak öldüklerini söylemek gerekir.

Bediüzzaman gücü her şeye kadir olan Allah’ın, Hz. İsa’yı ikinci kez dünyaya getirmeye muktedir olduğunu hatırlatır.

Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz’eden (Hazret-i Cibril’in “Dıhye” suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa aleyhisselâm’ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi (güzel netice) için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil… belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) va’detmiş ve va’dettiği için elbette gönderecek. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)

Dinsiz ideolojilerin hakim olduğu bir dönemde Hz. İsa’nın yeniden dünyaya döneceğini müjdeler Üstad ve yeryüzüne ikinci kez gelişinde Kur’an’la hükmedeceğini, Kur’an’a tabi olacağını haber verir. Hıristiyanlık ile Müslümanlık birleşecek, dinsizlik akımına karşı Kur’an ahlâkını yaşayarak üstün geleceklerdir.

Hz. İsa’nın gelişi konusu Hıristiyanlık için çok önemlidir. Bunun sebebi Kitab-ı Mukaddes’i oluşturan Eski Ahit (Tevrat ve Musevilerin diğer kutsal yazıları) ve Yeni Ahit’te (dört İncil ve diğer risaleler) ahir zaman ile ilgili açıklamaların olmasıdır. Özellikle Hz. İsa’nın gelişi konusu İncil metinlerinde önemli yer tutar.  (http://www.hazretimehdi.com/ )

“Şüphesiz” diyor Allah, hiç şüphe etmeyin diyor, “Hz. İsa kıyamet vakti için bir alamettir.” Kıyamet alametidir gelişi, bu da ahir zamanda İsa’nın geleceğine dair delildir. Çünkü hiçbir Peygamber için söylenmemiştir kıyamet alameti olduğu Hz. İsa için söylenmiştir. Mehdi ve İsa’nın gelişi kıyamet alametidir. Öyleyse, zaten bak Allah vurgu yapıyor, “öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın” yani hiç şüphe etmeyin diyor. “Ve bana uyun dosdoğru yol budur.” (Zuhruf Suresi 61) Said Nursi’nin izahlarında da bu çok kapsamlı anlatılıyor, mesela yine ayette işari olarak anlatılan bir konu, Maide Suresi 110’da; “Allah şöyle diyecek; Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla, ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim. Beşikteyken de, yetişkinden de insanlara konuşuyordun, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim.” Kitap ve hikmet işte onun öğreneceği kitap Kuran’dır. Kur’an’da söylenen bu söz Allah ona kitabı, Kur’an’ı öğretecek. Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i zaten biliyor, şimdi de Kitabı öğrenecek İnşaAllah, Kur’an’ı öğrenecek. Ayrıca Buhari’de de, Müslim’de de, Ebu Davud’da da çok detaylı olarak anlatılıyor. Zaten Kütüb-i Sitte’nin tamamında da çok kapsamlı olarak anlatılan bir konudur bu.” (http://a9.com.tr/ )

Müslümanlar, Hz. İsa’nın ahir zamanda yeniden dünyaya geleceğine inanırlar; ancak Hz. İsa geldiğinde Medhi (as)’a tabi olacak, bu iki kutlu insan Allah’ın dilemesiyle hak din İslam’ın yeryüzü hâkimiyetine vesile olacaklardır. Bu bilgi pek çok sahih hadiste yer alır.

Hz. İsa ile ilgili olarak henüz gerçekleşmemiş olan üç İlahi vaat vardır. İlk olarak, İsa Peygamberin her insan gibi yaşadıktan sonra öleceği bildirilmektedir. İkinci vaat, tüm Ehli Kitap’ın onu cismani olarak göreceği ve ona yaşarken itaat edeceğidir. Şüphesiz söz konusu bu iki haber de Hz. İsa’nın kıyamet öncesindeki gelişinde gerçekleşecek olaylardır. Ayetteki üçüncü haber olan Hz. İsa’nın Ehli Kitap hakkındaki şahitliği de kıyamet gününde gerçekleşecektir. ( http://ahirzaman.net/ )

Kur’an ayetlerinde, Tevrat ve İncil’in zaman içinde tahrif edildikleri ve bu nedenle de içlerinde çeşitli yanlış inanışlar içerdikleri haber verilir. Bu kitaplarda elbette hak bölümler olduğu gibi insan elinin değdiği hatalı bilgiler de bulunur. Bu sebeple Tevrat ve İncil’de yer alan açıklamaları Kur’an ayetleri ve Peygamberimiz(asm)’ın hadislerini kıstas alarak değerlendirmek gerekir.

 

Etiketler: » » » » » »
Share
350 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Allah kuluna bir nimet verirse

    23 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Allah kuluna bir nimet verirse İstanbul Evliyasından Fethi Ali Efendi “rahmetullahi aleyh”, bir sohbette; - Kardeşlerim, Allahü teâlâ bir kuluna bir nimet verdiyse, bu nimeti o kulunun üstünde görmek ister, buyurdu. Ve misal verdi: - Mesela bir Müslümana zenginlik verdiyse, o kimse imkanı nispetinde güzel yemekler yemeli, güzel elbiseler giymeli, güzel yerlerde oturmalı, fakirleri de gözetmelidir. Şöyle bitirdi: - Bununla beraber “ölüm”ü ve “ahiret”i bir an olsun unutmamalıdır. İbadeti bilerek yapın! Bi...
  • Din & Ahlâk ilişkisine dair…

    23 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Din ve ahlâk ilişkisi tarih boyunca tartışıla gelmiştir. Kimileri Din ile ahlâkı bir tutmuş ve asla farklı düşünülemeyeceğini savunmuş, kimileri de birbirleriyle hiçbir ilişkisi olmayan kavramlar/disiplinler olduğunu ifade etmişlerdir. Nitekim geçenlerde bir sohbet esnasında “Ahlâk dinden, din ahlâktan ayrı düşünülemez. Din-ahlâk ayrımı yapmak kesinlikle yanlıştır.” İfadesi kullanıldı.   Oysa ki; Din ve ahlâk kavramları, birbiriyle oldukça ilişkili, adeta birbirinin mütemmimi (tamamlayıcısı) olan iki kavram olmakla beraber, ...
  • HER ŞEYE RAĞMEN BAYRAM MUTLULUKTUR

    23 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

      HER ŞEYE RAĞMEN BAYRAM MUTLULUKTUR Ülkemizde yaşanan, tüm olumsuzluklara rağmen; manevi havayı , bolca teneffüs ettiğimiz, Ramazan ayından sonra; Bayramı yaşamak, bir mutluluktur. Allah'ın müslümanlara bir hediyesidir. İnsanoğlu, Kıştan sonra, bahar sevincini nasıl yaşıyorsa; Bayram sevincini de; öyle yaşamalıdır. Özellikle, böyle zor günlerden geçtiğimiz şu zamanda; Bayramımızı coşku ile, kutlamak; bizim dışımızdaki tüm düşman ve hainlere verilecek, en güzel cevaptır. Haydi, bayramımızı kutlamaya... Haydi ,çocuklarımızı bu manev...
  • KULUN ALLAH SEVGİSİ

    23 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Allah kulunu severse Behrullah Efendi "rahmetullahi aleyh", Anadolu Velilerindendir. Kabr-i şerifi Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Eksel köyünde bulunuyor. Bir gün sordular bu zata: - Allah’ın bir kimseyi sevdiğinin alameti nedir efendim? Büyük zat cevaben; - Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey nasip eder, buyurdu. - Onlar nedir hocam? - Birincisi, ona sevdiği bir kulunu, tanıtır. İkincisi, ona hayırlı bir iş nasip eder. Ve izah etti: - Yani o kimse “Allah adamları”ndan birini tan...
UA-36507442-2